2017: Sadece İnsan Olalım!

     Din cihetiyle bakarsak bir Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Mecusi, Ateist… olarak mı veya eğer etnik köken olarak düşünürsek bir Türk, Kürt, Laz, Abaza, Arap… olarak mı olarak ya da sade bir vasıf olan insanlık sıfatıyla mı 2017 yılı için bir dilek veya temennide bulunalım? Sizce hangisi daha mantıklıdır. Müslüman; “ben İslami kaide ve esasları gereğince benliğimdeki şeriat tohumu için Müslümanca bir temennide bulunmak isterim” diyecektir. Belki bazılarınızı bu cümlede geçen “şeriat” kelimesinden dolayı bir titreme almıştır: Nee! Şeriat mı geliyor, laik elden gidiyor, beyler toparlanın biz… Böyle safsata müptelası olmuş kişiler, irticacı ve dinci diye adlandırdığı karşı tarafta da bir reaksiyona sebebiyet verecektir. Senin tokat attığın kişinin koyun gibi olmasını beklemen akılsızlıktır zaten. Evet, ne yapacak Müslüman gibi görünen ama hakikatte Müslümanlıkla zerre miktar bir ilgisi bulunmayan din afyoncuları? Bu tip insanlar (!) en arka safa geçip sanki namazdaymış hissini verdirerek öndeki koyun sürüsüne “din elden gidiyor” sloganını attıracaklardır.

     Ülkemizde sorun olan konulardan biri de etkin kökendir: Dağdan inen şu medeniyetsiz kavim yok mu, hiçbirine acımayacaksın. Hepsini sürgün etmek lazım aslında ya da… Üç (…) koyuyorum sadece, daha ağır ifadeleri buraya nakledip insanların duygularını tahrik etmenin bir yararı olacağını düşünmüyorum. Bir tarafta bunlar olurken peki diğer taraf kesilmek için kurbanlık koyun gibi boynunu mu uzatacak? “Evet” deyip ardından bin tane delil getirmeye çalışan maalesef aklı kıt kişiler olmuştur, olacaktır da. Ey insan olduğunu düşünen varlık! Senin yemek yemen karşısında öz kardeşinin “sağ ol ağabey senin yemek yemenle birlikte ben de doydum” iddiasında bulunması ne kadar aptalca bir durumsa, aynı şekilde senin yaptığın bir hatadan dolayı öz kardeşinin suçlanması ve senin işlediğin bir cinayetten dolayı da öz kardeşinin bir ömür boyu hatta eğer idam cezası olsaydı idam edilip hayatına son verilmesi de o kadar ahmakça bir durumdur. Bu iki örneği kıyasla sonra düşün, kararını verirsin. Eğer hala aynı fikirdeysen Sadi Şirazi‘nin deyimiyle “sana insan demek yakışmaz” diyeceğim.

     Belki dersiniz; bir vasıf ve sıfatla dilekte bulunmak neyi fark edecek? “Şimdi ne alaq/ka” deyip hafif kaba, vurdum duymaz ve duyarsız bir kişiliğe sahip bir hitapla da mukabelede bulunabilirsiniz. Amma ben de diyeceğim ki ey dostum öyle değil, sandığın gibi bu hayat pek de basit ve kolay değil. Farkında mıyız acaba? Bilmiyorum, ama biz, biz olmaktan çıktık be dostlarım; insan olamadık yani. İnsan olamamanın çaresizliği karşısında ne şu-bu din, tarikat, cemaat, hizip, parti, takım ve dernek ne de içinde bulunduğumuz kafile, kabile, aşiret, oba ve ailemiz kurtarabilir bizi. Sureten insan ama sireten daha adı konulmamış bir mahlukatı bütün dünya bile toplansa yine de kurtaramaz. Gördüğünüz gibi insan sıfatı dışında bizi bir araya getirecek başka bir şey yoktur. Herkesi aynı yerde toplayacak tek olgunun insan ve insaniyet vasfının olduğuna da hepimiz kaniyiz.

     Önümüzdeki sonu tek rakamlı yıl için en büyük dilek ve temennimiz; savaşların olmaması ve hep beraber bir arada huzur içinde yaşamak olsun. Böyle bir temennide neden bulunduğumu ben de bilmiyorum. Çünkü, çünkü. Buradaki ikinci “çünkü”yü yazarken biraz duraksadım. Olumsuz bir şeyler yazmak istemiyorum, ama ortada bir gerçek var. O da şu ki böyle bir temenninin gerçekleşmeyeceğini bilmemize rağmen yine de iyi temennide bulunayım dedim. Belki de bir arzu olarak isteğimi sadece kelimelere dökmek istedim. Ama bunu derken dahi “umut” adına gönüllülerimizde hala bir şeyleri taşıdığımıza da inanıyoruz. Ama maalesef sonuç itibarıyla ortada bir gerçeklik var ve gayret ve çaba olmadan da hiçbir şey olmaz; bir mucize bekleyecek değiliz ve öyle bir çağda da olmadığımızın farkındayız.

Bundan dolayı da bir insan olarak, evet bir insan olarak başka bir unvan ile değil, insan unvanı ile seslenmek istiyorum: Gelin hep beraber insan olalım ve bu insanlığımızın gereği olarak da herkesi olduğu gibi kabul edelim. Bunca ayrışma ve ayrılıklar varken tek odak noktamızın da insan vasfının olduğunun farkına varalım, varalım da çocuklarımız için yaşanacak bir dünya bırakalım. Gelecek çocuklarımız için güzel bir gelecek hazırlayalım. Bizden bazılarımızın kalkıp geçmişe sövdüğü gibi gelecek insanların da aynı şeyi yapmaması adına hep beraber insan odak noktasında buluşalım ve daha sonra bu odak noktayı zamanla genişletelim, ama lütfen sadece insan olalım ve bu şekilde kalalım. Güzel dilek, temenni ve arzularda bulunurken sivri bir dil ile de yazmak istemiyorum. Fakat şöyle bir realite de vardır ki insan olmak dışındaki şeylerin bizi birleştiren obje ve olgular olacağını sanmıyorum. Aksini iddia edebilecek varsa ki muhtemelen vardır. O dostlarımın görüş, fikir, düşünce ve eleştirilerine de saygım sonsuzdur.

Son olarak da insanlık vasfı-sıfatı, tohumu, mahiyeti ve insanın ne olduğu hakkında Mevlana’nın şu gazeli ile iyi-kötü günleriyle birlikte 2016 yılına artık veda edelim diyorum:

Ölüm gönümde tabutum götürülürken, bende bu dünyanın derdi,

Gamı var, dünyadan ayrıldığıma üzülüyorum sanma.

Cenazemi görünce “yazık oldu, yazık oldu” deme,

Şeytan’ın tuzağına düşersem, “yazık” o zaman olur.

Beni toprağın kucağına verdikleri zaman “veda, veda” deme,

Çünkü mezar, öteki alemin cennetler mekanın perdesidir.

Hangi tohum yere atıldı da tekrar topraktan baş kaldırmadı?

Niçin insan tohumu hakkında yanlış bir zanna düşersin?

Hangi kova kuyuya sarkıtıldı da dolu çıkmadı?

Can Yusuf’u neden kuyudan feryat etsin?

Hafız Şirazi'nin "Gönlü aşkla diri olan asla ölmez" sözünü kendisine rehber ettiğini düşünen biri...

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir