Aynı Hayatın Başka Kadınları

 

ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

hayır sanmayın ki beni unuttular
hâlâ arasıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkı belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

yalnızlıklarımda elimden tuttular
uzak fısıltıları içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular şimdi kimbilir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

Attila İLHAN

tomris-uyar-2

Kadınlardan söz açılacaksa Atilla İlhan kadınların ince ruhuna, güzel seven kalbiyle harmanlanmış olan o şiirleri ile söylenebilecek en güzel satırları diziyor inci gibi kadınların önce gerdanına sonrada gönüllerine…

Ne çok kadın yazar ve şair aşındırdı edebiyat denilen uçsuz bucaksız bir okyanusu.

Bir akşam üstü serin bir havada kıyıya çarpan, muhakkak her insanı etkileyen o dalgalar gibiydi Tomris uyar; aşkla bütünlenmiş bir kadın. “Aşk en güzel bahanesidir şiirin” derler ama o her bir satırın sebebiydi. Alelade bir el yazmasıyla dökülmezdi kağıda. Adı geçtiğinde, muhakkak durup bir nefes alınırdı öyle ki Edip Cansever ardından şu dizeleri söylemiştir;

“Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki”.

Bir tek Edip cansever değildi ona olan aşkını satırları şahit tutan cemal Süreyya da vardı ve tabi ki en şanslı olanı Turgut uyardı.

“Uzaktan sadece hayalini kurmaktansa, yanındaki gerçek mutluluğu kelimelendiremese de olur bahtlılığı” Turgut Uyar

“Daha nen olayım isterdin
Onursuzunum senin!” Cemal Süreyya

Nice yazarın şiirlerine konu olmuş bir dalgayla fakat o kadar serin ki hiç ayrılmamacasına durulur o kıyıda, bir daha gelir ümidiyle…

Bazıları da okyanusun kenarında gövdesi eğilmiş ama gelen geçenin dikkatini çekiyor, çevresinde ki ağaçlara inat bükülen gövdesinin altından haykırıyor:

“Zaman zaman kendimi tüm insanlıktan daha güçlü duyuyorum, ama kendimi aynı anda çıplaklıklarından sıyrılmaya çalışan ağaçlar kadar da bırakılmış duyuyorum. Özellikle ben’in ben’i bıraktığı anlarda. Ya da ikisi bütünleştiğinde.”

tezer-ozlu

Tezer Özlüyü bir eylül getiriyor daha ay ortasına gelmeden ve bir şubat soğuğu hiç gelmeyecek bir ay ortasında alıp gidiyor.

Her şeyi hapsediyor gönül ülkesine, memleketinin yaşadığı sıkıntılı dönemlerini bu dönemlerin getirdiği ve götürdüğü sonuçları, arkadaşı dostu olan ve hatırasını yaşatmak için gözünden bile sakındığı kızına ismini verdiği Deniz Gezmiş’in ölümü, evlilikleri, fırtınalı aşkları ve bu aşkların sürüklediği en ırak kıyılarda yaşama tutunma umudu…

Doktorlar tüm bu birikmişliği tıp diliyle “manik depresif “diye raporlara geçse de o hiçbir tanıma sığmamış, hiçbir yere ve kişiye ait olmamıştır. Olsa olsa özgürlük arasında aşk çarpmıştır…

Sonra bir ses dalgalanıyor okyanusta, yeni bir ses dalga dalga çarpıyor ağaca ve ağaç dile geliyor:

“Sonra kendi yaratımız saydam ağaçlarda
gizleniyorduk.
Dönüyorduk şiddetle az zaman geçince girdap
acımasızlığı aşağı hızla orada olana çekiyordu.
Neşe olmayanı biriktiren o alanın bir yerine
endişeli adımlarla iliştik.”

nilll

15 yıl sonrasında takvimler 12 şubat 1958’i gösterdiğinde ince ruha sahip olan maviliği daha doğduğu anda çağrıştırmış olacak ki “Nilgün” ismi veriliyor ona.

Derinlemesine tanımak lazım onu lacivert misali her tonu ayrı ayrı güzeldir. İsmiyle bütünleşmiştir hayatı dalga dalga devr alır Tezer Özlü’nün bıraktığı satırları…
Öyle ki devir teslim sırasında tıp dilinde ki kayıtlar çıkıyor bu kez Marmara’nın karşısına. Farklı doktorların ortak tanımı Manik depresif…
Direniyordu fakat salkım söğüt gibi dalları aşağı sarktıkça o da biraz daha yaklaşıyordu toprağa…

“Nasıl da biçilmiş kaftan ölüm
bu solgun yürek için.

Ve ardından sarkıtıyordu salkım söğüt dallarını evinin beşinci katından

“Çıkış yolu mu? Arka pencere hangi gezegene açılır?”

Tek tek kırılırken dalları bir çığlık bile atmıyordu, hep merak ettiği o gezegene evinin arka bahçesine bakan sırça fanus dan atlarken;

Bize de şiirlerinin arasına gülümsemesini miras bırakıyordu…

Erken ölüm kolajlamasın da ki sırayı 41’in de annesinin kaderi kızına çeyiz olurmuş serüveni bozmayarak, ardında üç yaşın da ki çocuğunu da bırakarak göçüp gidiyor takvimler 11 temmuz 2011’i gösterdiğinde…

didemmadak1

Ruhuna sıkışmış olan hayata beş ,ölüme ise on kalan zamanları şiirine de yansıtmıştır.
Bir yanı hayata tutunmak için direnmek istese de çınar gibi, bir yanı gül dalı gibi kırılıp bükülmeye hazır bekliyordu.

“Ve seni düşünerek mırıldanmak
Bazı büyülü yemekler yapmak
bazı şifalı yemekler yapmak
ve kalmak istemek ahbap…”

“Yapıştırsam da parçalarını hayatımın, Su sızdırıyordu çatlaklarından.”

Ülkemizin erkekçe olan diline yeni bir lisanla sesleniyordu şiirlerinde.

“Hayatımla ve kadın oluşumla ilgili çözemediğim bazı meselelerim var. Bütün bunlar yokmuş gibi davranıp kitabi şiirler yazamam. Şiirlerim ütüsüz ve buruşuk gezdirdiğim ruhumun diyeti bence. Bu yüzden hepsi benden parçalarla dolu. Bu yüzden biraz ‘kadınsı’, durup dururken bağıran şiirler.”

Hep bir haykırışı vardı erkek egemenliğine,
bir şeyler düğümleniyordu kadınsı ruhunda içten içe onu sarıp yok eden boğumların arasında
sonra boğuyor aynı ip buram buram kadın kokan ruhunu…

“Bıkmıştım bu kadın kahramanlardan
Hepsinin kahraman olması şart mıydı yani
Biri olsun şiirin kadını olmaz mıydı? Ve sevgililer gününde kızgın bir suratla
Hareket çekerken çekilmiş fotoğrafımla
Şantaj yapıyordu bu kadınlar bana.
Kahretsindi onları Allah.
Boş ol. Boş ol. Boş ol.
En azından dört kadın alır şiirim daha”

Onlar tek tek gizlenirken gökyüzünün bir katına, bize de aynı gökyüzü altında bir direniş bıraktılar “erkekçe” kuşatılmış bir dünya da.

Adına ne kadar “yaşamak” diyebiliyorsak o kadar yarım yaşıyoruz ya da onu hissetmenin mücadelesini veriyoruz,
başka mevsimlere bıraktığınız “yaşama” ümidinin ütopyasında…

Merhaba, 2013 yılında başladığım Selçuk Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde eğitimime devam etmekteyim. Sanat, yüzyıllar öncesinden keşfedilmiş bugün ne kadri ne de kıymeti bilinmese de, ona değer verenlerin nesli tükenmekte olsa da bizim gibi sanata gönül verenler ruhumuza hala iyi geldiğine inanıyoruz. Ve biz ümidini kesmeyenler olarak geçmişimizi de geleceğimize katarak Yeni Papirüs ile karşınızdayız…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla