Bilim Üzerine Belli Söylemler

Şimdi, romantizmi anti-science olmakla suçlamak kesinlikle anlamsız. Romantizm bilimin kendisine değil, indirgemeciliğine sözde rastonalitesine karşıdır. Romantizmi rasyonal olmayan olarak görmek saçmalıktan öte bir şey değil. Romantizm kendi içinde derinlikleri, anlayışları ve felsefesi olan bir yaklaşımdır. Bilim kendi ideolojik substratumunu üretiyor ve bunu tek rasyonalite olarak öne sürmeye çalışıyor. İşin sorunlu tarafı da bu. İndirgemecilerin, rasyonalist şövalyelerin temel sorunu da bu. Monoteistik dinden daha korkunç bir din yaratmaya çalışıyorlar.

 

Hangi aktivite kendi sosyal koşullarından bağımsız bir üslupla var olabilir? Bilimi izole bir aktivite olarak görmek mantıksız. Hiç bir aktivite sosyal gerçekliğinden uzak değil. Sorun o vakit bilimin kendisi değil, birimin bir mutlak, tek gerçeklik olarak kendisini manifeste etmesidir.

 

Bilime düşman olan kimse Yok aslında. Bizler sadece gerçekliklerin olduğunu belirtiyoruz. Gerçekliklerin çokluklarından söz ediyoruz, ve bu çoklukların belli bir rasyonalite ile çerçevelenemeyeceğini. Bu tavrın sıkıntılı yorumlandığını görüyoruz.

 

Mutlak bir gerçek olarak bilim var olsaydı şayet bu kadar insan bilim insanlarının betimlediği küresel ısınma gerçekliğine herkes inanacaktı. Hatta bu küresel ısınma gerçekliği, bilim insanları arasında bile tartışılıyor. Yani buradan yola çıkarak şunu söylememiz mümkündür:

 

‘Gerçeklik değil, gerçeklikler vardır’

 

Trump destekçisi fundamentalistlerin yaklaşımını sadece ‘bilmeyen insanlar’ olarak yorumlamaya çalışmak da son derece sıkıntılı. Her insanın yaşadığı kendi gerçeklikleri vardır. Trump destekçisi bir reaksiyoner elbette ki küresel ısınmanın gerçekliğini ‘sorguladığından’ ötürü reddetmiyor. Onun amacı bir tekeli, kapitalist tekeli ayakta tutmak. Fakat sadece onun durumunu ‘bilgisizliğine’ yorumlamaktan öte bizler o tip öznelerin koşullarını, yapılarını incelemeliyiz. Hatta bilginin ne olduğunu bile sorgulayabiliriz bundan ötürü.

 

Her türlü aktiviteyi sorgulamanın bizlere bambaşka kapılar açacağını öne sürüyorum ben, kirlenmiş ellerimle. Amacımız yerçekimini aşmak yahut iğrenç bir ‘ben bilirim tavrına’ düşmek değil, her şeyin çokluklarını kavrayabilmek ve o çoklukların enerjisini avuçlarımızda hissedebilmek.

 

Yapıçözümün ne işe yaradığı sorusunu sormuş bizlere Sokal. Ona şöyle bir yanıt verelim o zaman biz de:

 

”Yapıçözümün amacı bir şeyi bozup bırakmak değil, o yeni şey üzerinden bir çok başka ifade üretmektir. Sonsuza kadar süren bir üretim söz konusudur yapıçözümde. Yapıçözüm bir şeyi yok etmez, etkisiz hale getirmez aksine o şeyin ihtimallerini çoğaltır. Yani bizler bir şeyin/şeyliklerin yapıçözümünü gerçekleştirdiğimizde aslında yaptığımız, gizli kalan, gölgede kalmış ifadeleri çoğaltmaktır. Gölgeleştirilen şeyin neden siyah bir örtüyle kapalandığını sorgulamaktır. Sınırın ötesiyle ilişkilenmekten ziyade, mutlak dışarısı ile konuşmaktır, sohbet etmektir. Yapıçözüm bir bozum değil, yeniden yaratma eylemidir. ”

 

Resim: Van Gogh

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir