Bir Ölme Uğraşı: Kirazın Tadı

78273949_3c026b9a2f_o
‘’İntiharın büyük günahlardan olduğunu biliyorum. Fakat mutsuz olmak da büyük günah. Mutsuzken başka insanları incitirsiniz. Bu da bir günah değil mi?’’
Her yaşamak, yaşamak mıdır? Salt nefes alıyoruz, artık alışkanlık haline getirdiğimiz hareketleri tekrarlıyoruz diye, ‘canlı’ sayılır mıyız?
Size; ilaç içerek kendi kazdığım çukura uzanacağımı söylesem ve üzerime toprak atmanızı istesem, tepkiniz ne olurdu? Ya bu iş karşılığında size para teklif etsem?
Bu yıl yitirdiğimiz; İran sinemasının kıymetli yönetmenlerinden Abbas Kiarostami, 1997 yapımı ‘’Kirazın Tadı’’ filminde bu soruların cevaplarını arıyor. Esas karakterimiz Bedii, kendine bir fincan kahve yapmak yerine, intihar etmek için yola çıkar. Arabasıyla ölümüne yardım edecek birini ararken, dışarıda hayat tüm olağanlığıyla akmaya devam eder. Karşısına çıkan birkaç işçiye ‘Daha fazla para kazanmak isteyip istemediklerini’ sorar. Bu kişiler daha teklifi bile duymadan oradan uzaklaşır. Bedii, kapitalist düzende, insanın en büyük çaresizliğinin ‘parasızlık’ olduğunu düşünür belki. Belki de, teklifini kabul eden birine derdini anlatmak, yaşama son bir omuz vermek istemiştir, bilinmez.
Arabasıyla çölde, iş makineleri sesleri arasında, iç karatıcı bir atmosferde ilerler Bedii. Farklı kesimleri temsil eden karakterlerle karşılaşır. Bu araba ya da hayat yolcuğunda, kendimizi Bedii ile özdeşleştirmekte zorlanırız zaman zaman. Bu sırada ‘dışarıdan ‘ bakarız ona.
Yolculuğu devam ederken, arabasına kışlaya yetişmeye çalışan bir askeri alır. Uzunca bir süre sohbet ederler. Sonunda planını anlatmaya başlar. Asker, bulduğu ilk fırsatta arkasına bakmadan kaçar. Bu yükü sırtlamak, yaşamak istemeyen birine yardım etmek istemez. Bedii’nin bu gence; ‘’Ben bir ağacın dibine saçacağın bir gübreyim’’ demesi, insanın göçüp gitse bile geride iz bırakma isteğinin bir tezahürü, yahut tamamen ‘ölmeyeceğine’ bir ikna çabasıdır.
tumblr_inline_o54nbak6nt1rzjxvj_540

Yolculuğunun sonunda doğru tanıştığı Bagheri, Bedii’nin zihninde yeni pencereler açar. O da daha önce intiharı denemiş, ama yaşamın tadını kendini astığı ağaçtaki dutlarda bulmuştur. Bagheri; Bedii’ye kendi hayatından anekdotlar, fıkralar anlatır. Fakat Bedii’yi intihardan vazgeçirme eğilimi göstermez. Bedii’nin üzerine yirmi kürek toprak atmayı kabul eder. Filmin bu sahnelerinde arabanın içine girmek, Bedii’yi bir rakı sofrasına davet etmek ya da ona bir fincan kahve ikram etmek isteriz. ‘’İyi’’ bir insan olarak birinin ölmesini izlemek istemeyiz elbet. Oysa Bagheri, bunu, hasta olan kızının tedavisi için yapacağını söylediğinde, vicdanlarımıza bir damla su serper.
Filmin sonunda yönetmen, bizi, kiraz ağacının yanına kazılmış bir çukur, Bedii ve Bahgeri ‘nin şu repliğiyle baş başa bırakır:
‘’Kirazın tadından vaz mı geçiyorsun?’’
Öleceğiz sevgili okur, öleceğiz elbet. Ama yok olmayacağız. Belki bir kiraz ağacında, belki kırmızı bir dutun tadında var olmaya devam edeceğiz…

1988 yılında Çorlu'da doğdu. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji mezunu. Okur,düşler,yazar,izler. Sabahattin Ali'nin şu cümlesini tekrarlar:''Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.''

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir