Bir Portre: Nuri Bilge Ceylan

Zeki Demirkubuz ile kıyaslanmasıyla, Çehov sevgisiyle, fotoğrafçılığıyla, yurt dışı festivallerinde kendine fazlaca yer bulmasıyla epey konuşuldu Nuri Bilge Ceylan. Ödül törenlerinde,  filmlerinde oyuncu ve senarist kimliği ile yer alan eşi Ebru Ceylan’a teşekkür etmemesiyle de tartışmalara konu oldu.

 

 

Sevilir ya da sevilmez ama yönetmenin sinemamızda bir mihenk taşı olduğu, su götürmez bir gerçek.

İzmir’de geçirdiğim öğrencilik yıllarımda, kampüste ve şehirde gerçekleşen sinema olaylarını kaçırmamaya oldukça özen gösterdim. Nuri Bilge Ceylan’ın bir söyleşi için İzmir’e geleceğini öğrenince heyecanlandım, haliyle. Erkenden kalkıp Fransız Kültür’ün yolunu tuttum. Şunu söyleyeyim, dışarıda kalan ve isyan eden çok insan olmuştu. Eh,  Ceylan çok fazla söyleşilere katılmıyor, bildiğim kadarıyla.  Şimdi burada yazmayacağım hayatı ile ilgili verdiği bir sır, kafamda yarattığım imajı sildi, pek de iyi oldu. En sevdiği ressamın Brueghel olduğunu (ki filmlerindeki sahnelerde çokça görülür ressamın etkisi), plak koleksiyonu yaptığını, “spaghetti western” türünün önemli temsilcilerinden Sergio Leone hayranı olduğunu hatırlıyorum. Uzak, mesafeli, aynı zamanda samimi bir insan izlenimini yarattı bende Bilge Ceylan.

Biyografisine baktığımda da, bu işe tutkuyla bağlandığını düşündüm. Ziraat mühendisi bir babanın oğlu olan NBC, çocukluğunu Çanakkale, Yenice’de geçirir. Babasının tayini nedeniyle orta ve lise öğrenimini doğduğu yer olan Bakırköy’de tamamlar.  1976 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümüne girse de, dönemin siyasi yapısı nedeniyle derslere giremez. 1978 yılında tekrar sınava girerek ‘’olayların’’  nispeten daha az olduğu Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği’ne girer. Öğrencilik yıllarında dağcılık ve satranç kulüplerinin yanı sıra sinema ile de ilgilenir. Seçmeli sinema dersleri alır, sinema kulübünde özel gösterimler yapar. Hatta harçlığını çıkarmak için vesikalık fotoğraflar çeker kulüpte.  1985 yılında okulu bitirdikten sonra karasızlık dönemi yaşar. Doğu’ya ve Batı’ya  seyahat eder. Londra’da kalır. Himalayalar’da uzun yürüyüşler gerçekleştirir. Bir gün aniden ülkesine dönmeye karar verir.

Ve sonra Mamak ‘ta geçen uzun dönem askerlikten sonra dümeni nereye kıracağına karar verir. Sinema yapacaktır!

Mimar Sinan Üniversitesi Sinema bölümüne girer. Bir taraftan geçimini sağlamak için tanıtım filmleri çeker. Ama acele etmektedir. Artık bu işe atılmalı, öğrencilik ile vakit kaybetmemelidir.

1993 yılında çeşitli zorluklarla çektiği ilk kısa filmi ”Koza,” 1995 yılında Cannes Film Festivali’ne ülkemizden seçilen ilk film olur.

Ve Nuri Bilge Ceylan’ın bundan sonra çekeceği filmler, özellikle yurt dışı festivallerinde birçok ödüle layık görülür.

Yazının bu noktasında bir başka yönetmen  Ümit Ünal’a değinmek istiyorum. Yine bir söyleşide ‘’En iyi bildiğiniz hikâyeyi anlatın’’ demişti Ünal. Bu sözünü hiç unutmadım diyebilirim. ‘’Teyzem’’ yazdığı ilk senaryo idi ve kendi teyzesinden esinlenmişti. Senaryosu, Milliyet Senaryo yarışmasında dereceye girmiş, Halit Refiğ’in yönetmenliğinde iz bırakan filmlerden biri olmuştu.

Nuri Bilge Ceylan da ilk filmlerinde yönetmen, senarist, kurgucu, sesçi; kısaca her şey olur. İlk filmlerinde annesine, babasına,  yakın çevresine oyuncu olarak yer verir.  Taşra üçlemesi olarak da adlandırılan Kasaba (1997), Mayıs Sıkıntısı (1999) ve Uzak (2002) filmlerini bu şekilde çeker.

Uzak, 2003 yılında Cannes Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü’nü alır. Ceylan bu filmle sonra uluslararası arenada sahneye çıkar. Daha fazla tanınmaya, adından söz ettirmeye başlar. Türkiye’ de bir ilki gerçekleştiren film, 23’ü uluslar arası olmak üzere toplamda 47 ödül alır.

Belki de en iyi bildiği yer olan Yenice’yi ve İstanbul’u seçer kendine mekan olarak. Anlatılan yalnızlık ve sıkışmışlıktır filmde.  En yavaş, sakin ve karlı haliyle… Muzaffer uzun süre önce İstanbul’a göç etmiş, reklamcılık ve fotoğrafçılıkta iyi bir kariyer edinmiştir. Zamanla varoluşsal sıkıntılar baş göstermiş, kabuğuna çekilmeye başlamıştır. Muzaffer ideallerinden uzaklaşmaya başlayıp tükenirken, Yusuf da İstanbul’a gelip yeni bir hayata başlamak üzeredir. Yusuf rolünde gerçekçi ve etkileyici bir oyunculuk sunan, 39. Antalya Film Festivalin’de en iyi yardımcı erkek oyuncu seçilen, ödülünü alamadan bir trafik kazasında hayatını kaybeden Mehmet Emin Toprak’ı analım isterim.

Ceylan’ın sinema serüveni hız kesmez. ‘’İklimler’’ filminde eşi Ebru Ceylan ile başrolü paylaşır ve 2006 Cannes Film Festivali’nde FIPRESCI ödülünü alır.

Ve  ‘’Üç Maymun” filmi ile 61.Cannes Film Festivali’nde yarışır ve En İyi Yönetmen Ödülü‘ne layık görülür. Film bununla da kalmaz, Oscar’ da ilk dokuza giren ilk Türkiye filmi olur. Cannes jürisi, Nuri Bilge’yi sevmiştir bir kere ve onu bırakmaya hiç niyeti yoktur. Yönetmen, 2009 yılında da ana yarışmanın jüri üyeliğine seçilir.

Nuri Bilge Ceylan’ın  üzerimde etki bırakan iki filmine ayrıca değinmek istiyorum.

 

 

Yönetmenin en sevdiğim filmi olan ‘’Bir Zamanlar Anadolu’da(2011)’’ kazandığı ödüller bir yana, seyirciyi en çok kucakladığı film, bana kalırsa. Bunda kuşkusuz filmin senaristlerinden biri olan Ercan Kesal’ın katkısı büyük.  Kesal Anadolu’yu karış karış dolaşmış, bozkırı iyi tanıyan eski bir doktor ne de olsa.  Filmde muhtar rolünde de oldukça doğal. Filmin konusuna gelecek olursak Kenan(Fırat Tanış) savcı, komiser, doktor ve jandarmadan oluşan bir ekiple kasabada yola çıkar. Bir cinayet işlemiştir ve cesedin yerini göstermesi gerekir. Yol bir türlü bitmez, Kenan da kasaba gibi sessizdir.   Dağlar, tepeler, bozkır hışırtıları ve iç sıkıcı bir hava fon oluşturur filme. Herkes işini bitirip evine dönmek ister bir an önce.  Ne de olsa hayat bir şekilde akmaktadır…

Filmin en etkileyici sahnesi, cesede otopsi yapıldığı sahnedir, benim için. Savcı ve görevli elbette onlar için sıradan olan bir şey yapıyordur, o cesetlerden çokça görmüşlerdir. Cesetten sıçrayan kanı silerek günlük konuşmalar yapmaya devam eder. Bu ülkenin herhangi bir köşesinde yaşananlara gösterdiğimiz tepkisizliği, belki öğrenilmiş çaresizliği hatırlatır bize…

Ve 2014 yılında, Yılmaz Güney ve Şerif Gören’in” Yol ‘‘filminden yıllar sonra Altın Palmiye’yi ülkemize getiren ”Kış Uykusu…”

 

 

Haluk Bilginer, Melisa Sözen, Demet Akbağ, Ayberk Pekcan, Nejat İşler, Tamer Levent, Nadir Sarıbacak, Serhat Kılıç gibi göz kamaştıran bir oyuncu kadrosu var filmin.

Çehov-vari bir ortamda, bir burjuva ailesinin toplumun diğer kesimleriyle olan gerilimine odaklanıyor film. Eski bir tiyatrocu olan Aydın, Kapadokya’da otel işletmeciliği yapmakta, kendisine oldukça mesafeli davranan genç eşi Nihal ve yerel bir gazetede yazarlık yapan, hayatı abisine öykünmekle geçmiş, eşinden boşanarak yanlarına taşınan kardeşi Necla ile yaşamaktadır. Kibirli bir entelektüel olan Aydın, Türkiye’nin tiyatro tarihi ile ilgili bir kitap yazma uğraşındadır.  Asıl işi elbette işletmecilik değildir, bu para kazanması için bir amaçtır. Sınırlarını aşmak isteyen Aydın ile, ‘’kendi ayakları üzerinde durmak’’ isteyen Nihal bu evde sıkışıp kalmıştır. Kendilerine biçtikleri rol, kendilerini önemli hissetmeleri için yapılanlar onlara yeterli gelmemektedir. Necla da eski kocasının ondan af dileyeceğini düşünmekte ve günlerini aynı tonda geçirmektedir. Aydın ‘’iyi bir insan’’ olduğunu savunsa da, zor durumda olan kiracı aileye yardım etmeye yanaşmaz. İyiliksever rolünü karısı Nihal üstlenir. Aileye para verip vicdanı rahat bir şekilde, bir iyilik yapmanın gururu ile eve dönecektir. Ama düşündüğü gibi olmaz, yönetmen ters köşe yapar izleyiciye. Filmin sonlarında doğru Aydın’ın karısına seslendiği satırlar kendi düşünceleri mi, yoksa yazdığı mektuptan alıntı mı, muallakta bırakılır…

Şu sıralar ‘’Ahlat Ağacı’’ filminin çekimlerine devam eden yönetmen, uzun yıllar adından söz ettireceğe benziyor.

 

Altyazı,sayı 142, Eylül 2014
http://www.nuribilgeceylan.com/bio-turkish.php
https://filmhafizasi.com/ben-bir-zamanlar-anadoluda-iken/
http://www.beyazperde.com/filmler/film-218023/

 

1988 yılında Çorlu'da doğdu. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji mezunu. Okur,düşler,yazar,izler. Sabahattin Ali'nin şu cümlesini tekrarlar:''Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.''

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla