D.R.E: Bir Sistemin Karnavalı

 

img-20160920-wa0014-300x247_770x430

Bunu da yapmışlardı sonunda, sınır kapılarını kapattılar. Nedenini kimse bilmiyordu. Kaçmaya çalışanlar ya öldürülüyordu mavi üniformalı adamlar tarafından ya da D.R.E’nin rehabilitasyon merkezlerine kapatıyorlardı (rehabilite merkezinden sağ salim çıkabilen hiçkimse yok benim bildiğim) Bütün evlere kamera düzenekleri yetleştirilmişti, kocaman mercekli. D.R.E’nin bu uygulamayı hayata geçireceğini haftalar önce duyurmuştu. D.R.E bütün bu uygulamaların temel gerekçesinin ‘güvenlik ‘ olduğunu belirtmişti canlı yayında.
-Güvenliğimizi tehdit eden unsurlara karşı aldığımız bu radikal önlem halkımızı korkutmasın, dediklerini hatırlıyorum.
Ötesi yok.
Sonrasındaysa ekran karardı ince ince . Yayın akışı kaldığı yerden devam etti. Naciye Teyze kocası Ekrem’i Leyla Özbudak ile aldatıyordu. Naciye dudaklarına yapıştı Leyla’nın. Leyla çırpınıyordu bu mor damarlı kolların arasında. Leyla boğuluyordu. Et pembesi bir denizin en derinlerine gömülüyordu kemikleri. Naciye Teyze durakasadı. ‘Bir ses duyuyor musun sen de’ Yok canım ne sesi? Sanki biri bizi gözetliyor. Ne gözetlemesi canım, sende iyice paranoyaklaştın. Fazla film izliyorsun sevgilim. ‘49’ filmini tekrar tekrar izlemişti Naciye Teyze gelmeden önce Leyla. Thomas Shelley, bu klasiğini sinemaya aktarmıştı ve epey eleştirilmişti sinema yazarları tarafından. Kimisi Thomas Shelley’i Oedipa Maas’ı lezbiyenleştirmekle suçlamış diğerleri ise Shelley’nin esere sadık kalmadığını düşünüyordu. Duvarlar NaLey sesiyle yankılanıyordu. NaLey. NaLey. NaLey. NaLey. Ne kadar da sıkıcı, dedim kendi kendime. Kanalı değiştirdim. Çocuklarımızı kötü alışkanlıklardan korumalıyız. Hayır. Kanalı değiştirdim. Önemli tarihçi Murat Özbaytar önemli bir açıklamada bulunacak bizlere. Evet Murat bey sizi dinliyoruz. Spiker kadın ne kadar da güzlemiş ya. Üzerine dar, siyah bir ceket vardı ve eteği de pek uzun sayılmazdı, şikayet etmedim. Kadıncağız mikrofonu uzattı. Sizdeyiz: ‘’Teşekkürler Şengül Hanım. Evet olanlardan hepinizin haberi vardır herhalde. ‘’ Evet evet var, sözümü kesmezseniz sevinirim Şengül Hanım. Peki. Burada bir açıklama yapmaya çalışıyoruz değil mi? Evet,Özbaytar. ‘Birleşik Güçlerin saldırısına uğradık. Birleşik Güçlere bağlı Savunma Kuvvetleri V-2 füzeleriyle taaruz etmişlerdir bizlere.’ Ama nasıl olur bu? Saldırmazlık anlaşması fes mi edildi yani. Özbaytar : ‘Evet. Son toplantılarında aldıkları karar bu yöndeydi.’ Anladım. Hayır anlamadın. ‘Her neyse, bizim devletimiz de böylesine bir saldırıya karşı kendini savunmak uğruna, ki bu korkaklık olarak algılanmamalı, sınırlarını kapattı ve merkezimize görünmez kalkan paratoneli diktiler. Bu paratonel bizi diğer saldırılardan koruyacak ve kollayacaktır.’ Peki, siz öyle diyorsanız. Özbaytar: Tabii ki de. Neyse Şevval hanım izninizle yetişmem gereken çok önemli bir toplantım var. Hayır yok. Öteki kanal lütfen. Sağlığınız için … Kanalı değiştirdi. Sağlıklı yaşamanın sırrı… Başka kanal. Amerikalı Aktör Silverstein Gold altın kunduza aday gösterildi. Hayır. Kanal değiştir Sparky. Ama efendim, sana kanalı değiştir dedim çekik gözlü pezevenk. Kancık seni. Kanal değişir. Yeni albümüyle süpriz çıkış yaptı listelerde Miyoko Kuro. Miyoko Kuro’nun güzelliği dillere destan. Kuro’nun vücut ölçüleri : ‘90-60-90’ Uzmanlara göre. Değil. Öteki kanal. Sakallı, takım elbiseli amca yine şarkı söylüyor sanırım:
‘Beni yalnız bırakma dilber
Karanlıklarda heba olursun
Beni yalnız bırakma dilber ‘
Ve dilber onu yalnız bıraktı ahahahaha. Yoksa neden bu kadar dokunaklı bir şarkı yazsın ki ama değil mi? Kemanlar eşlik eder bu ulumaya. Vurgulu çalgıların sesi ne hoştur. Sıkıldım. Gösteri kaldığı yerden devam etmeli. Tıngırtı bitti. Alkış sesleri. Beni alkışlayın a dostlar, dilbersiz kalmak ne zordur bilir misiniz? Ya da yar göğsüne baş koymamak? Kalabalıklar: Biliriz. Kravatını gevşetti. Dilber. Bitsiiiiiiiin artık bu hasreeeet. Bitmiiyoorr ki bu çileeee. Sensiz bir gece daha geçiyor benden. Kanalı değiştir. Kanalı değiştir. Kanal değişir. Rock yıldızı. Kanal değişir. Akademisyenler bu konuda. Kanalı değiştir. Elma yanaklı kızımız.
Kanalı değiştir.
Televizyonu kapattım. Sehbanın üzerine koyduğum kağıtları karıştırmaya başladım. Dilber’den mektup var mıydı acaba? Telefon faturası, Doğalgaz faturası, Çocuklarımızı Koruyalım Dernegi’nin düzenlediği piyese davetiye (Zarfın üzerinde zoraki gülümseyen cocukların oyun bahçesinde çekilmiş resmi, ki bu bile şüpheli. )… Hepsini yırttım teker teker. Çocuk resimli olan hariç. Onu kanepe koltuklarının arasına sıkıştırdım. D.R.E’nin Olağanüstü bir Hal ilan etmesine rağmen, sanki hiçbir şey olmamış gibi, kapıma mektuplar geliyor, faturaları ödemem gerekiyor, civarımdaki dükkanlar geç saatlere kadar bile iş yapıyor, içkili mekanlar kar etmeye devam ediyor, Vakum müşterilerini bekliyor, Genelevler gece geç saatlere kadar hizmet veriyor, internet sitelerinde eskort numaraları geziniyor. (İşin aslı D.R.E bir çok siteye erişimi engelledi, eskort hizmetleri ayrı bir kategoride değerlendirdiler.) Gittiğimden biliyorum. Kıtlık bile yaşamıyorduk. D.R.E, saolsun, insani ihtiyaçlarımızı esirgemiyordu bizlerden. Giriş çıkışlar bir tek yasaklanmıştı o kadar. Herkes halinden memnundu. Herşey yolundaydı. Karnımız doyuyordu. Hiç aç kalmıyorduk. ‘Keşke bunu daha önce yapsaydık’ diyenler bile vardı. Haksız da sayılmazlardı hani.
Halının üzeri hep yırtık kağıt olmuş, kim temizleyecek bunları şimdi ha? Ben mi? Spark hadi işini yap. Dur bekle, seni yormayayım faraşı ve süpürgeyi getireyim mutfaktan. Ayağa kalktım. Pembe mutfak duvarına dayadığım süpüraşı aldım elime. Şu kadarcık mektupdan nasıl bu kadar kağıt çıkabiliyor? Spark sessiz kalmayı seviyor işte kimi zaman böyle sevgili okur. Halıyı temizledim, artıkları (artakalanları düzeltme) da çöp kovasına boşalttım. Spark bizi izliyorlar sanırım. Kameralardan mı? Belki de. Bilmiyorum. Bildiğim tek şey varsa, parmağı ile tavana konmuş sineği (msi) işaret eder, o da hiçbir şey … Kesesini. Peki. Sustum.

Naciye Teyze, ki soyadını bilmiyoruz sevgili okur, tüpten bir ekrana dikmiştir gözlerini. (Mavi gözlü olduğunu iddaa eden uzmanlar da vardır tabi bu sadece varsayım olarak kalmıştır bilimsel çevrelerde) Oedipa Maas ölü olması gereken Pierce Inverarity ile konuşmaktadır. Oedipa Maas iri kalçalı, orta yaşlı sayılabilecek yarkire bir kadındır. Pierce ya da Prince düşünceli düşünceli izlemektedir Oedipa’yı. Prince bu garip, puslu sessizliği bozar:
Prince: Öldüğümü sanmıştın değil mi bütün kitap boyunca.
Oedipa: Mektup gelince… tabii bende…
Pierce: Orospu seni, kaçacaktın zaten benden değil mi?
Oedipa: Brezilya dizisi mi sandın sen bu öyküyü
Pierce: Ne öyküsünden söz ediyorsun sen?
Oedipa: Öykü karakterleriyiz bizler.
Prince: LSD mi aldın sen yine.
Oedipa (duraksadı):Dünyanın renkleri ne güzel değil mi sevgilim.
Pierce: Sanmıyorum.
Oedipa: Renkler patlayıp duruyor beynimizde. Kafatasım parçalanacak sanki.
Prince: Delirdi yine.
Oedipa: Bulutlar tek boynuzlu atlara benziyor. Kağıttan atlara.
Pierce: Yağmur yağarsa ne olacak peki?
Oedipa: Fikrim yok.
Prince: Yırtılırlar.
Oedipa: Duvarı çoktan yıkıldı beyaz Romen Bahçelerinin.
Prince: Yağmur yağıyor.
Oedipa: Yağmur?
Pierce: Evet.
Oedipa: Kemikler çıkacak ortaya demek ki.
Prince (titrek bir sesle) : Kemiklerin ne işi vardı ki orada!
Oedipa: Bilmiyorum.
Prince: Gitmem lazım Oedipa. İşim var. Çağırırlar şimdi beni. Oedipa ‘Kim onlar’ diye sorar Pierce da gökyüzünü gösterir ona.

-Kapıyı kapar ve gider.

Oedipa bir başınadır artık. Naciye duygulanır, gözyaşlarını siler beyaz dantelli mendiliyle. Mendile sümkürür. Oedipa N.’ye aldırmaz. Cama dayar bedenini. Sigarasını dumanlar. Ne çirkin şehirdir bu der kendi kendine ne çirkin şehirdir bu.

-Reklam arası.

Naciye kağıt mendil almaya koşar odasından.

Kapılara her sabah broşürler sıkıştırıyorlardı, çıt çıkarmadan. Bildirilerin üzerinde genelde şunlar yazardı,iri kırmızı harflerle:

R.E.M (D.R.E yani) SİZİN CAN VE MAL GÜVENLİĞİNİZİ KORUYACAK.

ENDİŞELENMEYİN.

KANUNSUZ DAVRANIŞLAR CEZALANDIRILACAKTIR.

CEZALAR:
ÖLÜM.
REHABİLİTASYON

KAÇMAYIN ARTIK!

D.R.E

Yazı masasına koyduğum bu ‘manifestatif bildiriyi’ okudum. Yazı odamdaydım. Salon ile yazı odası arasındaki mesafe yaklaşık üç metre kadar. Yoruluyor insan. Koltuğun yakınına tekerli bir düzenek inşaa ederim böylece harcayacağım enerji de azalır. (Hiçbir şey yapmadım.)

Korkuyordum, hem de çok. İç organlarımı kemiren o karaböceğin hışırtısını iliklerime kadar hissedebliyordum. Karaböcek her yere konabiliyor damarlı kanatlarıyla. Uçuyor, ya da uçuyormuş gibi görünüyor. Kahbataklıklarda yüzüyorlar. Kahbataklığın ta kendisiyim ben. Çakıl taşları birikmiş gözlerime. Neler oluyor? (Sanki) ansızın sönüyor ışıklar. Loş bir lambanın karanlığında, bir masanın başında, dolma bozuntusu kalemle yazmak (ve hep yazmak ve sonuna kadar yazmak) beni acaba hangi karanlık yola sürükleyecek? (Fikrim yok der içinden) . Özgürlüğü mü kaleme alayım? Yoksa diğerleri gibi kaçayım mı? Vakumun yanına gitsem ne olur? Vakum ne yapıyordur acaba? Kim bilir. Kellesini her seferinde idam tahtasına dayayan şu cesur adamın düştüğü hale de bir bakın. Ben neden buradaydım ki? Sebebi yoktu, hiçbir şeyin olmadığı gibi.

-Hoşgeldin hayatım-
Hoşbulduk
-Çay içmez misin?
-Yok sağol.
-Uzun zamandır gelmiyordun buralara sevgilim.
-Bırak bu ayakları Vakum, hadi.
-Acelecisin bugün.
-Evet biraz.
-Kimden kaçıyorsun?
-Şeytanlardan.
-Deli çocuk sesi. İhihih.
-Ben bu denizlerin hakimiyim biliyorsun değil mi?
-Evet aşkım bilmez miyim.
-Ve gökyüzünün.
-Ve mavi bulutların.
-Ve şuh çiçeklerin.
-Öylesiniz evet öyle.

Kadife koltukların birinde oturuyordum rahatça.

-Su getireyim bari derin bir iç çekerek.
– Sen bilirsin.

Vakum mutfağa kadar gidip geldi. Kısa, pembe bir elbise geçirmişti üzerine. Güzeldi. Gerçekten güzeldi. Bu ‘D.R.E’li vakitleri’ ancak onunla birlikte olduğumda unutabiliyordum. Onu çok sık ziyaret ettiğim falan da yoktu. D.R.E’den haberi yoktu. Olmasını istiyordum. Kurtarmak istiyordum onu bu koca, yalan dünyadan. Ne yapmalıydım? Parayı verdikten sonra mı söyleseydim gerçekleri ya da sevişme ertesinde mi dökseydim D.R.E’nin bütün kirli çarşaflarını. Bardağı kavrıyordu ince porselen elleri. Evde sıkılıyor insan napsın? İnsanın kendiyle bir başına kalmasından daha korkunç bir şey yoktur. Suyu diktim kafama. Ferahlamıştım kısa bir süre de olsa. Odaya gidelim mi? Hangi oda? Sevgilim biliyorsun o ‘odaya’ işte. Peki. Vakum kapıyı hafif hafif araladı. Hadi oyalanma. Peki sevgilim. Soyun. Soyundum. Sende soyun. O da soyundu. Çırılçıplaktık sanırım. Yatağa uzan. Uzandı. Lacan’ın Kutsal Objesiyle oynamaya başladı V. Eğildi. Kutsal obje o beyaz elin çevresinde gezinip duruyordu. Evde durmaktan sıkılmıştım epeyce. Dudakları dudaklarıma yani dudaklarımıza değiyordu. V. Bambaşka birine dönüşüyordu gittikçe. Sevgilim demiyordu bana. ‘Sevgili’ değildik. Olamazdık ta. Kapıları açıldı sonsuz dünyanın. Ekseninde gezinip duruyordum dünyanın. Gözlerim yarı açık yarı kapalı V.’nin bana aldırdığı yoktu. V. Sesli cümleler geçiyordu içimden. Mavi apartman. V. Oradaydı evet. Zile bastı. V. Orada. Karşıladı beni. D.R.E makinesine bağlı herşey. D.R.E bizleri köle edecek. Parayı henüz vermedim. D.R.E’nin korkunç planlarını bilmiyorsunuz. Öldürecekler. Parçalanıyordum. Objenin iğrenç tuzağına düşmüştüm. Ah, ben, vah ben, ben… ben. Kurtulacağım bu zihnin zincirlerinden. V. Yi ittik yere.
-Ne yapıyorsun hayvan herif.
-Sana bir şey söylemem lazım. Artık oyunun sonuna geldik.
-Yine delirdi … hadi aşkım işimize bakalım.
-Kurtaracağım seni.
-Neden söz ediyorsun sen.
-Ajanların yaptıkları ortada.
-Ajanlar?
-Ajanlar işte.
-Hahahayt. Ayol sen yine ne saçmalıyorsun?
-NARİN. Beni iyi dinle.
-Aşkım, haydi ama.
-Haydi haydi diyip durma bana.
-Ne dememi istersiniz Lordum.
-Tek kelime etme.
-Herşey kurmaca, ajanlar peşimizde R.D.E makinesinin uzuvlarından ötesi değiliz bizler.
-İşimize bakalım.
-Bana karşı neden bu kadar ilgisizsin sana gerçekleri söylüyorum.
-Herneyse. Yine de senden tam ücret alacağım ruhumun parlak çiçeği.
-Demek sen de üştün E.D.R’nin TUZAĞINA.
-Hı,hı evet evet öyle.

Yatağın üç adım ötesinde duran pantolonumdan cüzdanımı çıkardım. İkiyüzküsür lira vardı bu kahvağzlı yaratığın içinde. Parayı V.’ye uzattım. Üstümü giydim (gömlek pantalon ve kemerden oluşan bu uyumlu takımı. Gömleğim beyazdı. Kırışmıştı eve geçince ütülerim) Ağzımda bir gül kemirip duruyordum kağıtlara sapasarmaladığım, o kadar. O mavi çeneli koca yaratığın gazabından kurtulmuştum. Özgürdüm, artık.

Yokuş boyunca yürümek insanı gerçekten de yoruyor. Nefes nefese kaldım. Sokak lambalarının birine yasladım sırtımı, ateşböcekleri misali yanıp sönen. Boğuluyordum sanki. Kaçmalıydım buralardan. Koşmaya başladım, fazlasıyla bitkindim sevgili okur. Masamın başına geçmek istiyordum bir an önce. Planlar, evet planlar yapmalıydım. Çok büyük planlarım vardı benim. Değiştirecektim herşeyi. D.R.E’ye bağlı askeri güçlere saldıracaktım. Göstereceğim hepinize. Hiçbiriniz umursamıyorsunuz asılan yarı yırtık posterleri. E.D.R güçlerine aitler. R.D.E size hakim olacak, sizi esir alınmış kafes kuşlarına benzetiyorum. Kafesiniz kocaman ve sizlere kalın, siyah çizgili tulumlar giydirmiyorlar yahut yakalarınıza numaralar takmıyorlar : ‘199750’ numaralı mahkum gel buraya demiyorlar. Ama diyecekler. Göreceksiniz. O günler de gelecek. ‘2005987i’ numaralı mahkum hücresinden kaçtı, tünel kazıyordu kaşığıyla yakalandı gardiyanlar tarafından bir güzel dövüldü. 6987210 no sen nereye kayboldun, bak uyan sabah oldu. Dürttüler adamcağızı. Uyandı. Hücresini paylaştığı iki arkadaşıyla birlikte. İsmi yoktu olamazdı, o en fazla eklenen yahut çıkarılabilen bir rakam olabilirdi kaba istatistik kağıtlarında o kadar. Sizlerin kurtarıcısıyım ben. Takılıp düştüğüme aldırmayın efendiler. Borçlarımı ödemediğimi de unutun. Sizler için yapıyorum bunları. D.R.E hakimiyetini kırmak tek görevimiz bizlerin. Gülümsüyordum, kocaman. Sarı dişlerim ışıldıyordu çenemden. Diğerleri gibi değildim. Hazır olmalıydım kıyamet günü yakındır. Sonuna geldik herşeyin, birazdan apartman kapısını aralayacağım, merdivenleri aşacağım, anahtarı düşürdüm kahretsin, anahtarı aldı yerden. 17-numaralı kapıyı açtı. Güvendeyiz, üsse vardık nihayetinde. Masasına oturdu. Bir şeyler karalamaya çizmeye, çiziktirmeye başladı :

RAPOR, mavi kalemle kaleme alınan.

Fark ettiğim şeyler,kısımlanoktala :

1)D.R.E (kaçanlar hariç) kimseye şiddet uygulamıyor.
2)D.R.E’nin rehabilitasyon merkezinden kaçabilen hiçkimse yok. Yerini bilen de.
3)D.R.E’nin halk üzerinde yoğun bir etkisi var.
Bu kısmın altını çizdi kalemliğinde dimdik duran kırmızı kalemle, soluk bir çizgiydi bu.
4) D.R.E’ye karşın baş kaldırabilecek kimse yok.
5. kısım net olarak okunmuyor, geçelim.
6)D.R.E medya araçlarını büyük bir ustalıkla kullanıyor. D.R.E sürekli yayın halinde televizyonlarda falan filan.
7)D.R.E dediğimiz yapı hiçbir şekilde ‘beyin yıkama cihazı’ kullanmıyor bilindiği kadarıyla. Daha ‘felsefi’ bir yöntem izliyorlar. BİLİNMİYOR.

Yapılması Gerekenler:

Henüz emin değilim. Daha iyi durum analizi yapmak gerek, ama kendime has ufak fikirlerim yok ta değil. İzliyor beni kocaman gözler. Bu kısmı sildim tabi, korkuyordum çünkü. Göreceklerdi beni, rehabilite olmak istemiyorum. Hahahahaa.

Diğer paragrafa geçtim.

Yöntemler:
İNSANLAR KORKAKTIR. Korkularla yönetilirler. Kral halkını korkuttuğu için kraldır aynı şeyi bürokratlar ya da bürokrasiye yakın devlet erbabları için de söyleyebiliriz ve yanılmış olmayız. D.R.E standart bir ‘algı operasyonundan ötesini gerçekleştiriyor. Evet, öyle. Gizleniyorlar, kimi zaman YARDIM İŞLERİYLE uğraşıyorlar tabii bunu kendi isimleriyle yapmıyorlar, taşeronları var. Heh, hangi gizli yapılanma kendi adını kullanır ki zaten. Gülen yüz karalar. Paragrafın sonu.
Vurulanların isimlerini kimse dile getirmiyor. Sanki yok olmuş gibiler ansızın. Belki de hiç varolmadılar. Kurşun izleri bile bulunamıyor cesetlerinde (leşleri tabirini kullanmak istemedim bu noktada doğru olmaz) Düşman görünmez diyenler bile var (Kimlikleri belirsiz.) Oluşturulan bu ‘korku’ imparatorluğuna karşın ODAKLAR şiddeti kullanmak zorundadır. Ateşe ateşle yaklaşan sadece yangını azdırır diyenler de vardır. Onlar gerçeklerden habersizdir. BİZ HERŞEYİ BİLİYORUZ AMA. Eksiklerimiz de olsa.

Meydandaki koca, beyaz barokvari bina onların üssüdür. BOMBALAYACAĞIZ.

BOMBALAR YAĞACAK TEPELERİNE
KÜLLERİNDE ŞARKILAR SÖYLEYECEĞİZ ONLARIN
BİZ D.R.E’ye karşı mücadele eden ? Binlerce askerimiz var bizlerin, yarı sivil olmak üzere.

Sivillere zarar verilebilir. Kurtuluş uğruna …
Duyacaklar sesimizi.
Uyanacaklar.
UYANDIRACAĞIZ.

19.06.2006
İmza

Naciye Teyze damarlı ellerini üzerini yağ tabakası sarmış kasenin içerisinde gezdirip duruyordu, mısır attı ağzına, şapırdıyordu ağzı, sesi korkutucuydu, mide bulandırıcıydı. Ağzı açılıp kapanma prensibi üzerine kurulmuş bir makine misali aşağı yukarı hareket ediyordu, patmısı çiğniyordu. Oedipa Maas odasına geçmişti şimdi, reklam sonlanmıştı nihayetinde. (Temizlik malzemeleri, temizlik malzemelerine yardımcı olacak malzemeler, yazı masaları, güzel bacaklı muntazam kadınlar, iri memeli kadınlar, yakışıklı jön filmlerinden fışkırmış herifler, silah reklamları, savaş, itaatsizliğin sonu şu olur, arabalar, insansız arabalar, insansız uçaklar, villalar, kocaman saraylar, gücümüzden korkun, kültürümüze sahip çıkalım, EDWARD SAİD’in Oryantalizm isimli çalışmasında geçen önemli noktalar, yazarlar hapse tıkıldı. ) Düşünceliydi, düşüncelerinde boğuluyordu, yarı insan bir bedene sahipti. Hiçbir şeyin kendisine ait olamayacağını anlamıştı artık. Yolun sonuna gelmişti, geçidi yeşermiş günlerin çoktan açılmıştı. Cüzdanına gizlediği zarfı dokundurdu diline. Bambaşkaydı dünya artık. Pierce yoktu. İçe geçmiş yılanların hısırtısını dinliyordu, yılanın karnı yarıldı, başka bir yaratık çıktı içinden. Yumurtaydı öncesinde. Yumurta kırıldı. Uzun siyah saçlı çıplak bir kız. Oedipa yatağına uzanmıştı. Çarşafına sarılmıştı. Kadıncağız Oedipa’ya doğru yol aldı. Işıl ışıldı, ışığı hiç sönmeyecekti sanki, sürekli yanacak bir meşaleye benziyordu. Oedipa konuşamıyordu. Naciye Teyze soluk soluğa kalmıştı, terlemişti. Yakasından tuttu Oedipa’nın. Naciye Teyze’nin bakışları çivilenmişti gökkuşağından camlara, pembesi eksik. Öpüyordu, yanaklarından, sonrasındaysa yanaklar kayboldu. Dudaklar dokunuyordu dudaklara. Oedipa bu pembe hiçliğe gömülecekti. Çırpınıyordu. Kamera uzaklaştı Ms. Maas’tan vazoya odaklandı antik. Vazo vardı, oedipa yoktu. Mızrağını kalbine saplamıştı iri gövdeli boğanın, kan süzülüyordü ciğerinden. Acı içinde, kimselerin duyamayacağı bir şekilde bağırdı. Ekran beyazladı ve yazı belirdi irice :
SON.
SOn.
Son.
S
S

Yakalayamazlar bizi. Saldıracağız, evet bunu yapacağız. Göreceksiniz. Sarı dolabımdan kasaturayı getir Spo. Getirdi. Azıcık oynadım kendisiyle. Sonra da masaya koydum. Dıkşındıkşınımı getir. Burada. Kurşun var değil mi içinde? Var. Elbombalarını pantolonla gömlek arasındaki boşluğa gizledi. Gömleğini, beyaz, yırttı. Düğmeler kıvılcımlar misali yere saçıldı. Ben güçlüyüm, ben güçlüyüm. Hahaha. Sandalyemin kenarına asılı kurukafalı kemeri geçirdim belime, pantolonum siyahı ki. Rüzgar bir kamçı misali vuruyordu kıl yığını gövdeme. Ama gizleniyordum, bizi yakalayamazlardı. Kahretsin kaçmalıyız? Ara sokakların birine girdim. Ah! İyi iyi. Üniformalılara dikkat etmeliyiz. İçimden şarkılar mırıldanıyordum, sokak müziği ne hoştur. Kapıyı kitledim değil mi? Belki de. Arabaları büyük bir ustalıkla ıskalamıştım. Karşımdalardı. X-RAY gözlüklü, siyah zırhlı adamlar koca kapıyı koruyorlardı. Bu ana girişti, biliyordum. Herneyse. Ateş etmediler bana. Ben onlara kurşun yağdırıyordum fakat. Saklandılar. Tabancalarımın mermisi çoktan bitmişti. Cephaneliğimin boşaldığını düşündüler ama yanıldılar. Kaçma gel buraya. Kaçan kim? Ağır ağır yaklaştılar bana. Evet, haydi zorluk çıkarma bizimle geliyorsun. Hadi ordan, aynasızlar sizi, ki onlara aynasız demem ne kadar doğru tartışılır nihayetinde onlar Şovalyelerdi. Parlak at kafası armalarından bu anlaşılıyordu. Ustaca yaklaştılar. Çırılçıplak olabileceğimi düşündüler. Gizlediğim bombaları alev topu misali savurdum, yaklaşık dört bomba harcamıştım yani beş eksi dört =1. Tek bir tane kalmıştı geriye. Ne yapmalı ne yapmalı. Iskalamışlardı diğerlerini. Taklalarla. Vah, vah. Kavrıyordu parmaklarım bu iğrenç acıyı, avuçlarım sızlıyordu. Teslim olmak en iyisi. At kafaları sürüklesin bari beni, odaya tıktılar adamcağızı diye haber yapardı gazeteler aç bıraktılar susuz bıraktılar, gerçekler önüne perslapası koydular, adamcağız onu gırtlağından aşağı akıttı bir Helenistik fıskiye misali. Mide doluyor efendim, dolu. Kelepçelememişlerdi beni, yorgundum, uyumak istiyordum, KAHRETSİN. Yukarı kaldırdım kollarımı bombacağızım ince ince yuvarlanıyordu, at kafalılar hiçbir şey yapmıyordu, benim için gelmişlerdi, beni ait olduğum yere götürüyorlardı, boyun eğdim.

Konuşmayacaktım, konuşturmazlardı biliyordum cızırtılı bir ses sonumun geldiğini anımsatacaktı bana.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla