Devrim Olacak Gülümsemen

birgün öleceğim,
ya da öldüreceğim bana dair ne kadar yığılmış et varsa
kadeh tokuşturur gibi tokuşan düşüncelerimin mısralarını,
kadeh kaldırır gibi kaldırdığım başımın vakurluğunu,
ve gövdemde sana ne kadar yazamadığım şiir varsa,
ve yaşadığım ne kadar aşk varsa kitaplarımdan
gönlümle sana miras yağdıracağım…
kuşlar ki ne kadar göğünse, kanadları kırık da olsa
yüzünde o kadar göğündü, özlemlerimizle
bak, onları hiç unutamayacağım

bir gün katledersem mevcudiyetimi, anla ki zaten bir hiçim
bir hiçtim ve hiçliği kabul ederek gittim
yalnız seni kabul ettim, kokunu kabul,
kirpiklerini kalemime mürekkep belledim.
sen, bir toz zerresi olarak bulunduğumuz sınırsız evrenin
yalnız sözcüklerden ibaret olan
düşüncelerimin ve bilincimin ötesinde,
içerimde sayısız evrenler bütünüsün
anlamaya ve idraka benim bile gücüm yetmeyen…

ne kadar derinlere vardıysam kulaç atarak
ne kadar keşfettiysem seni sayısız kere
parmaklarınla samanyolunu öptüysem,
ve saçlarınla milyarlarca galaksiye yatıp
bakarken gözlerine, karadan bir delik açıldığında
düşerken zamanın ötesine,
vardığım, yine avuçlarındı.
ve sen ne kadar bana dairsen
ne kadar ben varsa içinde zerrelerce
zaman unuttursa da sana acımı, acıları tüm bu olan saçmalığı
anılar birer birer, yaşanabilecekler
sen istemesende kanat olacaksa gökyüzüne
yinede kanlar akacaksa oluk oluk ,
umutlar yinede çırpabilecek şiirlerle
göremesende,
sevdamı bulacağın mısralar olacak ben yazmış olmasamda
hem de afrikayı da dahil edebilecekken sevdamıza,
devrim olacak o gülümsemen

sen, öleceğim güne kadar ya da öldüreceğim güne kadar kendimi
yalnızca sev, mesala şiir olan seni
varlığın şiirken, hüznünle gülüşünün başladığı yer öptüğümken
yani sen başlı başına,
yalnız benim sana okuyabileceğim bir şiirken.

varoluşumun dayanamayacağım kadar anlamsızlığı içerisinde
sen yaşamak için yegane sebeptin
ve ben çürüyecekken toprakta, ya da kabul görürse vasiyetim
olursam acıdan kül, dökülürsem uçarı denize
anla ki hiçliğin hiçinde bile
unutamayacağım, kaybolamayacak bir töz barındıracağım içimde
yahut yanarsam tanrının barbekü sofrasında
ya da alırsa tanrı beni bütününe
yahut gelirsem yine dünyaya
her ne olursam
varacağım ve bakacağım şey olacak yüzün,
o benden gayrı olmayan şiire, özümle barındırdığım göğe
ne kadar çevirsende,
ne kadar olsan da güzel
ve haşmetin yalnız, yalnızlığınaysa
kendi başlılığında bile, seni senden habersiz seveceğim

bir gün öleceğiz,
olmaz da yaşarsam dayanılmaz acılara rağmen
biliyorum, belki de hediyesi olacak en romantik mısralar
fakat istemem,
yalnız sana gökler sunmak isterim,
sana bizi anlatacak
benim sana anlatacağım şeyleri avuçlarına dökebilmeyi
ruhum gibi…
ruhumu tanımanı isterdim
daha da sokulmanı koynuma
dönüpte sarılmanı, seni, yanında sayıklamayı
güne çıplak yatan şiirle başlamayı.
şimdi ben öleceğim güne ya da kendimi öldüreceğim güne kadar
yinede seveceğim seni
hatta yaşarken de
yaşarken bile…

 

Uğurcan Kaçmaz

Yalnız akış var beni devindiren, beni yolcu yapan bu dikenli yol üstünde. Bir tanım yok adımın altında, bu adın altında yatan gerçeğin peşindeyim lakin bulunacak ve tamamlanacak bir şey değil bu; beni ben yapan doğrular ve gerçek diyemeyeceğim gerçekler...

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla