Didem Madak’a Dair

 

Didem Madak… Kadın olmanın zor olduğu ülkede bir kadın şair… Kalbime dokunur şiirleri, çocukluğumu, en saf duygularımı aydınlatır onun kalemi. Büyümek istemeyen bir çocuğun dilinden dökülür Didem Madak’ın dizeleri.
“Artık büyü diyorlar bana
Ekmeğini salatanın suyuna banma.
Ben artık büyüyüm Füsun.” Diye başlar “Büyümüş Çocuk Şiiri” -Füsun, şairin kızıdır.-

Aslında şiirin adı bize anlatır her şeyi. Büyümüş, ancak duyguları çocuk yani temiz kalmış bir kadındır Didem Madak.
Ve şöyle anlatır bir röportajında; “Kibritle oynayan bir çocuğun muzipliğini hissettim hep şiir yazarken. Ve genelde de yangın çıktı. Birileri hep yanan yerden kaçmamı söyledi ama ben o yanan yerleri grapon kağıtlarıyla süsledim.”
Çocukken genelde zengin ve şımarık çocuklardan oluşan bir sınıfta okuyan şairin sınıfında, bir de müstahdemin oğlu vardır, ve bu çocuğa sürekli muziplikler yaparlar. Bir gün, çok soğuk bir kış gününde mataralarındaki suyu müstahdemin oğluna boşaltırlar. Ve o an onunla göz göze gelir, gözleri çok kara ve iridir. Onun gözlerindeki acıyı görmüştür Didem Madak. Kendisi bu durumu “Benim için şiir yazmak onun gözlerindeki o kara ve büyük acıdan bir çeşit özür dileme biçimidir.” Sözleriyle ifade eder.
Bu yüreği güzel kadın, birgün bir arkadaşının evindedir, arkadaşı çay demlemek için mutfağa gider, döndüğünde Didem Madak yoktur, ardında kısa bir not bırakmıştır “Sadece bir an içimden geldiği için gidiyorum” bunun üzerine 3 yıl görülmez Didem Madak. Döndüğünde yazdığı şiir ise bize o üç yıl boyunca yaşadıklarını anlatmaktadır:

“Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum…
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

***
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmayı
Ki uçlarından çile damlardı.
Güneşte nane kurutmayı
Ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

 

Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.”
Derdini annesinin fotoğraflarına anlatan, küçükken yaptığı muziplikten özür dilemek için şiir yazan, sevinince annesi gibi kalbinin raflarına rengarenk reçeller dizen bu naif kadın, 1970 senesinde, İzmir’de doğmuş, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. İlk kitabı Grapon Kağıtları’dır. Çünkü o, yanan kalbini grapon kağıtlarıyla süslemiştir. Karanlıkla “Kedidili biküvilerinin pastayla konuşması gibi yumuşak ve kremalı konuşan” Madak’ın ilk şiirleri “Sombahar” ve “Ludingirra” dergilerinde yayımlanmıştır.

Kadın olmanın zor olduğu ülkede bir kadın şair demiştim. Nitekim çiçekli şiirler yazmak isteyen Didem Madak, bu ülkede kadın olmaktan da şöyle bahsediyordu “protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar”

Betimlemeleri, saf kalbi, çocuksu duyguları, naifliğiyle şiirimize masumiyet katan Didem Madak’ın, “AH’lar Ağacı” şiiri, her okuduğumda bulutlandırır gözlerimi. O halde yazıma bu şiirin dizeleriyle veda etmek düşer bana:

“Bazen ah diyorum durmadan, 
Şimdi ben ahlatın başında, 
Otuz iki yaşımda. 
Ahlar ağacı gibi. 
Rengarenk çaputlar bağladım yıllarca dallarıma, 
Mavi, mor, kırmızı ve yeşil, 
İstedim, hep istedim, 
Sen iste derdim, iste yeter ki 
Vereyim. 
Her istediğimi verdim.Arttım, fazlalaştım, 
Eksikli yaşamaktan. 
Ahlar ağacıyım, gibisi fazla. 
Başka bir şey istemem 
Artık beyazlaşan üç-beş tel saçıma, 
Hesabımı vermekten başka.

***

Ah benim nergis kokulu cehaletim…
Ruj lekeleri bıraktın bardaklarda
Anlatmak isterdin kendini durmadan
Bir bardağa bile olsa.
Ne diyecektin, ne söyleyecektin
Şairlerin şahı olsan,
Bir AH’dan başka.
Ah benim nergis kokulu cehaletim
Bana yıllarca, bunca sözü boşa söylettin.
AH!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla