Dövüş Kulübü / Chuck PALAHNİUK

 

            Ayrıntı yayınları etiketiyle edebiyat haznemize kazandırılan yeraltı edebiyatının en önde gelen eserlerinden biridir Dövüş Kulübü. Elif ÖZSAYAR’ın başarılı çevirisiyle bugüne kadar binlerce okurla buluşabilmiş güçlü bir kitabı anlatmak istiyorum sizlere: Dövüş Kulübü!

            Anlatıcı karakterimiz büyük ve önemli bir otomobil şirketinde çalışan başarılı bir gençtir. Konforlu hayatında düzenin tıkırtısıyla uyum içinde yaşamaktadır. Kişisel sorunlarına çare bulmak adına çıktığı yolda çeşitli hastalıklara yakalanmış kimselerin oluşturduğu destek gruplarını keşfetmesiyle işler çığırından çıkmaya başlamıştır.

            Yabancılaşma, bencillik, tek kişilik hayatlar, önemsiyormuş gibi görünmeler ve daha fazlası Chuck PALAHNİUK’un hedefindedir artık. Satır aralarına gizlenmiş öfkesini büyük bir ustalıkla sunar bilinçaltlarına sığınmış korkaklığımıza.

            Kitabın iç sayfasında anlatılan Chuck PALAHNİUK hayatı şüphesiz sizleri de şaşırtmayacaktır.

 

Sahip oldukların sonunda sana sahip oluyor.”

 

            “Gerçek adı Charles Michael PALAHNİUK olan yazar 21 Şubat 1962’de Burbank, Washington’da doğmuştur. Anne ve babası Chuck on dört yaşındayken ayrılır. Chuck ve kardeşleri annelerinin anne ve babasının sığır çiftliğine yerleşir ve burada büyür. 1980’de Columbia High School’u bitirdikten sonra Oregon Üniversitesi’nde gazetecilik öğrenimi görür. Üniversite yılları boyunca yazar olmayı aklından geçirmez.

            Geçimini Freightliner adlı şirkette otomobil tamirciliği yaparak sağlamaktayken, 1996’da, arkadaşlarıyla birlikte bir edebiyat grubuna katılır ve burada Project Mayhem (Kargaşa Projesi) adlı kısa hikâyeyi yazar. Söz konusu hikâye üç ay gibi kısa bir süre içinde Fight Club’a (1996) [Dövüş Kulübü] dönüşür. İlk romanını yayımlatması kolay olmaz. Pek çok kez reddedilir.

 

Chuck PALAHNİUK her reddedilişinde daha da “karanlık” yazmaya başlar.

 

            Nihayet yayımlanan ilk romanı Dövüş Kulübü, özellikle de 1999 yılındaki film uyarlamasının ardından büyük ses getirir ve Pacific Nortwest Booksellers Association Award ve Oregon Book Award ödüllerine değer bulunur.”

            Yazarın ilk romanıyla kutsal bildiğimiz bütün değerleri yerle bir etmesi elbette ondan nefret edilmesine de sebep olmuştur. Büyük bir hayran kitlesine sahip olmanın yanı sıra azımsanmayacak ölçüde rahatsız olan kimselerin de hedefi olmuştur.

İnsomnia hastalığına çare arayan kahramanımız ilerleyen sayfalarda örgütlü bir kargaşanın ortasında bulacaktır kendisini. Kırılan kemikler ve soğuk zeminde baygın yatmalar hepsi ama hepsi bizleri de sürükleyip götürüyor tek bir soruya: Acaba?

            Acaba; “düzenli” hayatlarımız, ev, araba ve emeklilik hayallerimiz ve daha onlarcası birer aldatmaca mı? Paranın kutsanması ve köleliği insan ırkının; en iyisi bu mu? İnsan ırkının tüm yapabildiği, yaratabildiği yegâne hayat ölçütü bu mu?

 

Tüm bu soruların yanıtını kitabı okuduktan sonra yanıtlamaya ne dersiniz?

 

 

            “Tyler diyor ki, ben henüz dibe vurmaya yaklaşmamışım bile. Ve eğer sonuna kadar düşmezsem, kurtulmam olanaksızmış…  Ancak her şeyini kaybettikten sonra,  diyor Tyler, canının istediğini yapmakta özgür olursun.”

            “Marla Singer: Kendi cerahatli ve hastalıklı çürümemi kucaklıyorum.”

            Satır aralarında dolaşırken Nietzsche’nin sesini duymanızın ardından karmaşa ve kaosun sessiz kokusu sizi nihilist bir söyleşiye sürüklerken bir anti-kahramana dönüşmenizin ihtimaller dâhilinde olduğunu biliyor muydunuz?

 

 

            Unutmadan Dövüş Kulubü Filmini de izlemenizi şiddetle ama şiddetle tavsiye etmekten geri durmayacağım. Hiciv ve korkunun iç içe işlenmiş ölümcül filmidir kitabımızın. (felsefehayat.net için yazdığım Dövüş Kulubü Filmi‘nin incelemesini buradan okuyabilirsiniz.)

            Tyler Durden ve Marla Singer ile sürükleneceğiniz bu macerada tarafınızı seçmekte zorlanmayacağınızı belirterek sözlerimi kitaptan bir alıntıyla bitirmek istiyorum:

            “Güçlü kadın ve erkeklerin oluşturduğu bir sınıf var ve bunlar hayatlarını bir şeye feda etmek istiyorlar. Reklamlar insanları gerek duymadıkları arabaların ve kıyafetlerin peşinden koşturuyor. Kaç kuşaktır insanlar nefret ettikleri işlerde çalışıyorlar; neden? Gerçekte ihtiyaç duymadıkları şeyleri satın alabilmek için.

 

 

                        Bizim kuşağımız büyük bir savaş görmedi, büyük bir buhran yaşamadı; ama bizim de bir savaşımız var. Büyük bir ruhani savaş bu. Kültüre karşı büyük bir devrim hazırlıyoruz. Büyük buhran bizim hayatlarımız. Biz ruhani bir buhran geçiriyoruz. Onları köleleştirerek bu insanlara özgürlüğün ne demek olduğunu göstermek zorundayız. Onları korkutarak, cesaretin ne olduğunu göstermek zorundayız.”

 

 

Varlık ERGEN

 

Sabaha karşı başlamış bir doğumun eseriyim_ Cennet bahçelerinden yere düşenlerdenim bir de- Parçalanmış benliklerimin gölgesinde bir bireymiş gibi yaşıyorum_ Tuzlu suyun yakınlarında olmak şanslı kılıyor beni-

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir