Dünyanın En Doğusundan Doğup Güneş Gibi Her Yeri Saran Yazar Haruki Murakami

Her ne kadar insanlar Japon kültürünü tanıtıyor deseler de; Japonlar da her ne kadar Murakami bizim Kültürümüzü dünyaya yanlış tanıtıyor deseler de benim için durum bunun tam tersi. Aslında Murakami dünya edebiyatını Japonya’ya tanıtıyor. Tabi bunu yaparken yarattığı karakterler tartışma konusu olabilir. Çünkü Murakami’nin karakterleri batılı insanların yaşam tarzlarını fazlasıyla benimsemişlerdir. Öncelikle Google de karşınıza çıkacak Murakami’nin hayatını bende kısaca aktarmak istiyorum.

Haruki Murakami 1949’da Kobe’de doğdu. Babası bir Budist din adamı olan Haruki gençliğinin büyük bir bölümünü Kobe’de geçirdi. Vaseda Üniversitesi’nde klasik drama eğitimi aldı. Üniversiteden 1975’de mezun oldu. İlk romanı Rüzgarın Şarkısını Dinle 1979’da yayımlandı. Murakami 1986-1995 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşadı. 21. Yüzyıl edebiyatının en önemli isimlerinden olan Murakami’nin kitapları pek çok ödül aldı, tüm dünyada ellinin üzerinde dile çevrildi. Haruki Murakami’nin Yaban Koyunun İzinde, Zemberekkuşu’nun Güncesi,  İmkansızın Şarkısı, Sınırın Güneyinde-Güneşin Batısında, Sahilde Kafka, Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu,1Q84,Koşmasaydım Yazamazdım, Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları, Uyku, Kadınsız Erkekler ve Sputnik Sevgilim isimli kitapları da Doğan Kitap tarafından yayımlandı.

Bir roman yazarı için en önemli nitelik, söylemeye gerek bile yok, dehadır.

Bir insan edebiyat dehasına sahip değilse, ne kadar tutkuyla çabalarsa çabalasın roman yazarı olamaz. Gerekli nitelik demekten ziyade bu, bir önkoşuldur.

Hiç yakıtınız yoksa altınızdaki araba ne kadar şık olursa olsun hareket etmez.

Murakami Koşmasaydım Yazamazdım adlı kitabında bize hayatının kısa yönlerini göstermekle beraber, koşmanın yazmasına nasıl katkı sağladığını da anlatır. İnsanın koşma süresinde birçok şey düşündüğünü söyler. O bir maraton koşucusudur ve düzenli olarak maraton koşularına katılmaktadır. Koşmak yazmak kadar büyük bir tutkudur onda.

Murakami yazmaya bir gün aniden karar verir. Aslında öyle bir düşüncesi, hayali yokmuş. Bir gün aniden elinde ki işi bırakıp masaya oturmuş ve o günden sonrada hayatında her gün düzenli bir şekilde yazmaya başlamıştır. Bir roman yazarını her gün yazması gerektiğini yazmasa dahi masaya oturup o yazma süresi kadar düşünmesi gerektiğini söyler.

Yazarken gününü nasıl planladığı sorulduğunda;

“Sabah 4:00 de kalktığını, saat 5:00 de yazmaya başladığını, altı saat çalıştıktan sonra, 10 km koştuğunu ya da 1500 m yüzdüğünü, geri döndükten sonra kitap okuduğunu ve müzik dinledikten sonra akşam 21:00 de uyuduğunu” anlatmıştır.

Murakami Avrupadan çok etkilenmesiyle hala eleştirilmektedir. Bunun sebebi dokuz yıl Amerika da kalmasına bağlasak da Murakami batı edebiyatını son derece iyi çalışıp harmanlamıştır. Bunu hemen hemen tüm romanlarında görebilirsiniz. İnsanlar yıllarca Japon kültürünün kapalı bir kültür olduğunu söylemişlerdir. Yakından baktığımızda bunun birçok örneklerini de görebiliriz. Fakat bunların aksine Murakami’nin roman kahramanları Avrupalı insanlara benzemekte ve onlar gibi yaşamaktadırlar. Şunu idea edebilirim ki Murakamiyi tanımadan okuyan birisi kesinlikle batılı ülkelerden bir yazar olduğunu düşünür.

Onun kahramanları yalnız yaşar, güzel yemekler yapar, klasik müzik dinler ve marka takılırlar. Kahramanlarının özeliklerini anlatırken son derece sade sözcükler kullanır ve giydikleri kıyafetlerin markalarını mutlaka söyler. Aynı zamanda yalnız yaşayan kahramanları son derece lezzetli yemekler yaparlar. Murakami cinsel olaylar hakkında da detaylı bilgiler vererek karakterlerin cinsel birleşmeleri sırasında bunu bir pornografik film şeklinde okuyucularına sunar. Belki de en çok bu konu Japonların eleştiri oklarına maruz bırakıyordur onu. Karakterleri alkol konusunda tam bilgiye sahiptirler ve şarabın iyisinden anlayan kişilerdir. Murakami’nin roman kahramanları dünya edebiyatını bilen ve çok okuyan kişilerdir. Zaten tüm kitaplarında batı edebiyatından örnekler bulursunuz. Aynı şekilde Rus Edebiyatını da çok iyi bilen Murakami karakterleri Çehov, Tolstoy ve Gogol gibi Rus Edebiyatının öncülerini okur ve birbirlerine anlatırlar.

Benim için roman yazmak sarp kayalıkları tırnaklarımla tırmanıp, uzun süreli çetin mücadeleler sonucunda zirveye ulaşma eylemidir.

Kendimi yenmek ya da kendime yenilmekten başka bir seçenek yoktur.

Böylesi içsel bir imgeyi her zaman aklımda tutarak uzun romanlar yazabiliyorum.

Murakami’nin romanları için “tatlı” benzetmesini kullanmayı çok seviyorum. Ne kadar uzun olsalar da bir solukta biter ve nasıl bittiğini anlamadığınız gibi tadı da damağınızda kalır. Sürrealist kurgu romanlar yazan Murakami’nin kitapları aslında farklı iki roman okuyormuşsunuz tadı verir çoğu zaman. Genelde iki ayrı olayı anlatır ve bu olayları romanın sonunda ustaca birbirine bağlayarak okurunu her zaman şaşırtmayı da başarır. Gerçeğe en yakın olan romanı Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları diyebiliriz.

En sevilen kitaplarının başında Sahilde Kafka romanı gelir. Murakami bu romanında 15.yaş gününde evinden kaçan Kafka Tamura’nın başından geçen olayları anlatır. Bu romanı 2005 yılında New York Times’in belirlediği en iyi 10 roman arasına girer. Bu roman bir yıl sonra da iki ödül daha alarak damga vurur. (2006 World Fantasy Ödülü ve Frans Kafka Ödülü). 1Q84 romanında George Orwel’in 1984 adlı romanına gönderme yapmıştır. Üç ciltten oluşan kitap dünyaca çok okuyanların listesine çıkmıştır.

Muarakami’nin hayatında müziğin yeri ayrıdır. O üniversiteye daha gitmeden batı müziğiyle ilgilenmiştir. Caz müziği dinleyip kayıtları toplayarak biriktirmiştir. Aynı zamanda koşmaya olan tutkusu onu müziğe daha çok yaklaştırmıştır. Koştuğu sıralarda müzik listesini hazırlayarak koşuya başlar ve koşu sırası boyunca derin düşüncelerle romanları ve yazacakları üstünde düşünür. Bunu romanlarına da yansıtarak karakterlerine Mozart dinletir.

Murakami romanlarında hayvanlarda en çok kediyi kullanır. O hayvanları bir birey olarak görüp onları romanlarında konuşturarak, daha ilginç hale getirtiyor olayları. Okuyucuyu sıkmadan kurguyu o kadar ustaca işler ki okurun buna kayıtsız kalmaması neredeyse imkansızdır.

Murakami kitapları dünyaca okunmakta. Hatta kitapların basım tarihi açıklandığında okurları önceden sipariş vererek ilk baskıları tüketiyorlar. Kitapları ve öyküleri sinemaya uyarlanıyor.

Ülkemizde de son yıllarda çok okuyanların başını çekmeye başladı. Doğan Kitap adına Hüseyin Can Erkin tarafından kitapları Japoncadan Türkçeye çevriliyor. En son Sputnik Sevgilim adlı kitabı yayımlandı. Kitap basıldığı ilk günden itibaren yoğun ilgi görüyor.

Eleştirmenler önümüzdeki yıllarda Murakami’nin Nobel Edebiyat Ödülü’nün en büyük adayı olabileceğini konuşuyorlar. Aslında bunu hak ettiğini düşünüyorum. Onun ne kadar batılcı diye eleştirseler de ben dünya edebiyatını Japonya’ya, Japon edebiyatını dünyaya tanıttığını düşünüyorum.

Kim aşık olmuşsa, kendisinin eksik parçalarını arıyordur.

Bu yüzden aşık, maşuğunu düşündükçe acı çeker.

Bu tıpkı, uzun zamandır görmediğin birinin odasına girdiğinde bulduğun anılar gibidir.

Gökhan Kaymaz Bu dünyadan geçen biriyim hepiniz gibi. Kim olduğumu henüz bende bilemediğimden size de anlatamam kendimi. Kendim için şunu diyebilirim ki; sevgiyi besmele gibi her şeyin başına koyup yaşıyorum.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla