Dünyaya Geldiysem Toprağına İşerim Diyen İki İnsan Adına

Hatice-hanım
Kaşarlı soğanlı böreğin mucidi Adanalı Hatice Hanım.
kazimir-malevich
Avangart Süprematizm hareketinin yaratıcısı Kazimir Maleviç.

Ne yazık ki birbirlerini tanıyabilme şerefine hiç bir zaman erememiş bir ölü, bir yarı canlı iki insan. Adanalı Hatice hanım, kendisi bizatihi anneannem olur. Şu sıralar Samsun’daki evinde televizyon izlemekte, huysuzluk yapmakta ve yaptığımız hiçbir yemeği katiyen beğenmemekte. Ukraynalı Kazimir Maleviç ise ay ne bileyim adamın kemiği mi kalmıştır allasen. Şimdi bu fevkalade çılgın (Adanalı diyorum) iki insanın aslında birbirlerini hiç tanımadan ve bilmeden birbirlerinin hayatlarına nasıl dahil olduklarını anlatacağım. Hatice hanım da Maleviç de 12 yaşına kadar köyde büyümüş çocuklardı. Maleviç hayatın anlamsızlığı ve sanatın manası üzerine yoğunlaşırken, minik Hatice kendini bambaşka bir evde, kocası ve çocuğuyla buldu. Her ikisi de çok kalabalık bir ailenin üyesiydi. Maleviç bu kalabalıkta kendini hiç yalnız hissetmemiş, köylülerin yaptığı el işlerini, duvar süslemelerini çocuksu bir hevesle izlemişti. Zavallı anneannemse kendini hiç farklı hissetmemiş “Avratların adı bir karanlıkta tadı bir.” sözleriyle koca koca kadınların muhabbetlerine başı önünde eşlik etmişti. Diller, dinler, coğrafyalar her iki zihne apayrı sızıp, şekillendirmişti geleceği. Anneannem babasının ve kocasının lunaparkçı olması sebebiyle gezgin bir hayat sürmüştü tıpkı Maleviç gibi. Dansözler görmüş, etekler giyinmiş, ayna karşısında geceliğini sevmiş ve sonunda “Çılgın bir çocukluğu olmayanın çılgın bir yetişkinliği olur.” dönemine gelmişti. Maleviç bu sırada sanatın çingen halinden, kravatlı haline kadar her yere girmiş, o pavyon senin bu resim galerisi benim dolaşmıştı. Hatice kendine yeni bir dünya keşfetmişti o zamanlarda, “Kadın olmak.” Maleviç bunca arayıştan sonra kendi için en doğru yolu bulmuştu “Hiç olmak.”
kazimir-maleviç
Maleviç bütün sanat kurallarını reddedip kendini, beyaz bir sayfanın üzerinde orantılı bir şekilde yerleştirilmiş siyah bir karenin içinde koşarken bulmuştu. Hatice ise “Benden gayrı kadın veteri kaznasında kalsın.” mantığını benimsemiş. Kendini, çocuklarının külotlarını ütülemekle gurur duymaya, eteğini bacaklarının arasına alarak o meşhur sokak muhabbetlerinde en güzel kadın olmaya adamıştı. Sinemalara gitmiş, flörtler etmiş, çokça kıkırdamış, bolca küfür etmiş ve güzel yemekler yapmıştı anneannem. Ne yazık ki bu hayatı hep alıştığı Adana’dan Samsun’a göçmek zorunda kaldığında epey sarsılmıştı. Neredeyse yarı çıplak ve küfürbaz hali burada kimse tarafından hoş karşılanmamış e kocası da vefat edince iyiden iyiye eve kapatılmaya zorlanmıştı. Maleviç ise son fütürist resim sergisi kapsamında tamamen çıplak bir zihnin ürünü olan siyah kare eserini sergilemişti… Sanat dünyası çalkalandı, sanatçılar, eleştirmenler, sanatseverler bu herif bizimle dalga mı geçiyor diyerek Maleviç’i ne yaptığını bilmezlikle suçladılar. Oysa Maleviç hayatın ne denli anlamsız ve hepimizin duyusuna ne kadar uzak olduğundan bahsediyordu.
Tıpkı Hatice’nin çıkmaz sokağa bakan penceresindeki siması gibi. (Tam bu sırada arkadan Ferdi Tayfur – Huzurum Kalmadı şarkısı gelecek) Ay içim şişti ayol! Tabi ki bu böyle kalmıyor. Maleviç, o çocuk bile çizer resmiyle köşeyi döndü, hoş muhabbet anneannemse Adana yemekleriyle tüm sokağı tavladı, bir ev dolusu kocası vefat etmiş orta yaşlı arkadaşlarıyla geceler boyu erkek muhabbeti yaptı. Velhasıl diren bebeğim. Diren çocuğum. Sen ne ise osun. Nerede bulduysan anlamı,orası senin evindir. Bir ton garipliği çözerse iki bardak çay sıkı dostluklar kurulur, çözmezse de sanat doğar, azcık da kendini pazarlamayı bildin mi oh gelsin şöhret.
Her yolun bir adımı vardır.
E ayağı da kaldır bir zahmet.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir