Durun, Siz Indiana Jones Değilsiniz!

İtiraf ediyorum, arkeologlar birer ‘’Indıana Jones’’ değil.
Evet, siz arkeoloji bölümü okusaydınız da büyüyünce Indıana Jones olmayacaktınız.

Bu yazıda uzun uzun arkeolojiden, bilimsel yöntemlerden bahsetmeyeceğim.
Karşılaştığım muhtelif durumlar üzerine birkaç kelam etmek, niyetim.
Şimdiden söyleyeyim, bu yazıdaki gerçekler hayallerinizi yıkabilir.

Eğer bir arkeoloji öğrencisiyseniz, şu cümleleri duymuşsunuzdur:
‘’Ay ben de okumayı çok istedim ama ailem izin vermedi’’
‘’Bölüm iki yıllık mı?’’
‘’Okulu bitirince ne iş yapıyorsunuz?’’
‘’Benim kayınpederimin amcasının torununun bahçesinde gömü var diyorlar, kazalım mı seninle?’’
‘’Sana bir resim atacağım. Bakar mısın bu sikke kaça satılır?’’
‘’Siz definecisiniz ya da mezar kazıcısı hahaha’’
‘’Türkiye’de dinazor fosili var mı?’’
‘’Ay ben çok severim arkeolojiyi, e benim kaynım da uğraşır bu define işleriyle.’’
Bunun gibi bir sürü şey yazılabilir.

Öncelikle anlaşalım, arkeoloji kazı bilimi demek değildir.
Evet, kazı yapmak yöntemlerden biridir. Ama iş burada bitmez.
Arkheos(eski) ve logos (bilim) kelimelerinden oluşur arkeoloji.

Yaz dönemlerinde kazıda olmak, çoğunluğun hayal ettiği gibi değildir aslında. Günes doğmadan kalkılır kazı evinde. Kahvaltı hazırlamakla görevli nöbetçiler, daha da erken kalkarlar. Kahvaltıdan sonra araziye çıkılır. Birkaç saatlik çalışmadan sonra kısa bir çay molası verilir. Moladan sonra öğlen ikiye kadar çalışılıp kazı evine dönülür. Ayrıca insanların ‘’çukur’’ diye tabir ettiği ‘’açmalarda’’ sıcaklık daha şiddetli hissedilir. Kazma işlemini genelde kazıda görevli işçiler yapar. Bu sırada arkeoloji öğrencileri katmanları takip eder, buluntuları poşetleyip numaralandırır. Aynı zamanda seramik parçalarını dikkatlice yıkar. Şunu da belirtmeliyim ki , her kazı evinin yöntemi farklıdır. Bazı kazı evlerinde yemeği de öğrenciler yapar. Her kazıya çıkarılan ödenek farklı olduğundan, koşullar farklılık gösterir.

Kazı evinde yaklaşık iki saatlik bir duş-yemek- dinlenme sonrası tekrar çalışmaya geçilir .Günün raporu yazılır. Seramiklerin çizimi yapılır. Bulunan seramik parçaları ve sikkeler kitaplardan benzerleri ile karşılaştırılır. Eğer mimari çizim yapılacaksa, ölçü almak için tekrar araziye gidilebilir. Ezcümle, çalışmalar yatma vaktine kadar devam eder.

Önemli bir husus da, farklı açmalarda çalışan arkeoloji öğrencilerinin her sabah araziye taşıdıkları malzemelere sahip çıkmasıdır. Özellikle malalar çok değerlidir. Hocanın malasını kaybetmişşeniz, arazide bir koşturmaca sizi bekliyor demektir.

Size bir hayal kırıklığı daha. Öyle filmlerdeki gibi havalı kıyafetler ve şapkalarla dolaşmaz arkeologlar. Bol ve uzun kollu kıyafetler tercih edilir daha çok.

Arazi koşulları zordur. Sabırla toprağın size sunacaklarını beklersiniz. Yorulursunuz. Ama insanlığa, yaşama dair bir iz bulduğunuzda yaşadığınız heyecan her şeye değer, bana kalırsa.

Dikkatimi çeken başka bir husus da, ülke insanının arkeolojinin yeterli ilgiyi görmemesinden dem vurup sadece hazine ve altınlarla ilgilenmesi. Siyasetçilerin eserlere ‘’üç beş çanak çömlek’’ dediği, onlarca restorasyon faciasının yaşandığı bir ülkede, bu durum çok tuhaf olmasa gerek.

Çok zor şartlar altında mesleğini yapabilenlere saygı gösterin, onları sevin derim . Onlara define maceralarınızı anlatıp kaçakçı muamelesi yapmayın, rica edeceğim.

Ayrıca yapıların üzerini karalamayın. Aşkınızı ilan edebileceğiniz, çok değerli (!) isminizi yazabileceğiniz başka yerler de var. Bir de antik kentlerde, müzelerde evlenmeyin derim. Hiç de zarif görünmüyorsunuz bunu yaparak. Unutmadan, fotoğraf çekeceğim diye heykelin kolunu kıranlardan olmayın, sağlıcakla kalın.

1988 yılında Çorlu'da doğdu. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji mezunu. Okur,düşler,yazar,izler. Sabahattin Ali'nin şu cümlesini tekrarlar:''Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.''

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla