Ebrahel Lurci: Üretilen Her Şey Anlam Kazanmaya Başladı

 
1-) Merhabalar, öncelikle sizi tanımakla başlayalım isterseniz. Klişe bir soruyla başlamak zorunda da olsak; size dair, sizin bize sunacağınız geçmişe ve geleceğe dair her tür anlatımı dinlemek isteriz… Ebrahel Lurci kimdir? 
1989 yılında İstanbul’da doğdum. Kısmen sakin bir çocukluk dönemi geçirdim. Eğitim konusunda çok şanslı olduğumu söyleyemem. O zamanlar beni ve arkadaşlarımı sürekli dibe sürükleyen ,görmemizi ve anlamamızı zorlaştıran birçok etken vardı. Kendime sahip olduğum halde, yanlış yönlendirmeler sonucu kendimi ve bana olanları anlayamıyor ve işin içinden çıkamıyordum. Böyle anlarda duygusal ve zihinsel bir sıçrayış yaşıyor insan, ayrıntılar büyüyor ve o küçük parçalar bir bütünü görmeniz için size farklı yollar sunuyor… Neyse ki bunun devamında hayata ve etrafımda olan şeylere dair beni sürekli şaşırtan hislere sahip olmaya başladım. Tam bu noktada üretim süreci başladı.  Bunlar olurken ürettiğim birçok şey kendimi ifade etmek için değildi; deniyordum, öğreniyordum, zihnimden geçenleri kağıda geçirip orada onları bir nesnenin üzerinde izlemenin keyfini yaşıyordum. Bir süre sonra, duygusal ve zihinsel gelişimlerden sonra üretilen her şey anlam kazanmaya başladı, kendimi ve olanları ifade etmenin bir başka yoluna dönüştü. 
 
2-) Eserlerinizi çok farklı bulduğumu söylemek istiyorum. Bu farklılığın üzerimde ki tarifi; aslında benden çok da uzakta olan hissiyatlar değil. Gerek resimleriniz, gerekse ‘seramik’ heykeller… Beni, onlara defalarca bakmama sevk edecek kadar çekici, ürkütecek kadar da yakın ve düşlere daldıracak kadar efsunlu bulduğumu söylemeliyim. Burada şunu merak ediyorum:Bu çalışmalara acaba hangi soyut açıdan bakıyorsunuz?

 

 

Sana bu konuda çok net şeyler yazamayacağım fakat bunun için seninle bir yazımı paylaşabilirim. Meria’d ve onun hakkında yazdıklarım benim için bir tamamlayıcı ve açıklayıcı bir etken.

– Kardeşinin rüyasından çıkagelmiş Meria’d. Korkunç bir gecenin ertesinde… Annesi ona sormuş ‘’ beni hatırlıyor musun sen güzel çocuğum, beni duyuyor musun bilmediklerinin ardından ‘’ Meria’d onu hatırlamamış ona benzeyen onun gibi konuşup onun gibi giyinen kimseyi hatırlamamış.

Sen bahçede dönüp duran bir kuştun
Sen kuyunun dibindeki uğultu.
Ellerinin ardı görünürdü senin Meria’d
Konuşurken nefesin bir fısıltı gibi duyulurdu.
Artık ne zaman yapraklar düşse, bir gölge onların arasına uzanıyor.
Sakince doğrudan bize bakıyor.
Sen onları göremiyorsun… Bu beni üzüyor.
Nehirler yükseldiğinde sana geri dönebilir miyim ?
Bir süre için zihninde yaşayabilir miyim Meria’d ?
Bir süre için…
Çünkü ben; güneş doğduğunda denize doğru düşerim.
Eğer yapabilirsen benim için bir ışık yak
Nefesini içine üfle ve bildiklerini geri getir.
Bana bir isim ver ve ben de sana orada sakladığın şeyi geri vereyim.
Kalbini kalbimim olduğu yere koy
ve benim için bir ışık yak Meria’d.
Sana unuttuklarını göstereyim.  

 

 
 
3-) Peki sizi bu eserleri yapmaya iten nedenler nelerdir? Bunlar ne anlatır, neyi düşler ve siz o onlarda ne hissedersiniz?
 Çok keskin nedenler veremeyeceğim ama çoğu zaman önüne geçemediğim çok yoğun anlar oluyor ve bunların ne olduğuna dair hiç bir fikrim olmadığı anlar da…  Bunun devamında üretmek benim için tamamen bir reflekse dönüşüyor ve ben yıllardır ne kadar çok dilesem ve denesem de gördüklerimi, hissettiklerimi ve bildiklerimi istediğim gibi aktaramıyorum, çünkü zaman, benim için ikiye bölünüyor. Neyse ki tükenmeyecek bir güce dönüşüyor. Bir gün bana olanlar sona erdiğinde bile ortaya çıkmayı bekleyen bir şeyler geride sakince kalacak… 
 
Bir bütün olarak baktığım zaman, çok net bir şekilde üretilen çalışmaların çoğunun varoluş temelli sıkıntılardan beslenerek ortaya çıktığını ifade edebilirim ama bunun yanında bir anlam kaygısına kapılmıyorum. Çünkü üretirken doğru ya da yanlış çalışacağından emin olmak istediğim bir yapı yok ya da doğrudan vermek istediğim anlamlar üzerine inşa edilmiş bir yapı. Bu yüzden direkt olarak bir anlam üzerine inşa etmekten biraz uzağım, bir temelden ziyade havada asılı kalmaları hoşuma da gidiyor. Elbette taşıdıkları keskin yansımalar ve hizmet ettiği güçler de var ama göreni yönlendirmek yerine ona ait olan bir şeye dönüşmesi benim için daha anlamlı. Ben zaten oradaydım, benimle birlikte o yapıya yapışan her ne ise o da oradaydı… Ben bu sürecin sonuna gelirken ortaya çıkan yapı ile birlikte daha güçlü hissediyorum beni hayatta tutuyor, beni rahatlatıyor.
 
 
 
4-) Çalışmalarınızdan ilham aldığınız sanatçılar, eserler veya başka bir etki var mı? Ne kadar vakit ayırıyorsunuz?
Elbette, Polonyalı ressam ve fotoğraf sanatçısı Zdsizlaw Beksinski, illüstratör baskı ve resim sanatçısı Paul Gustave Dore. Heykel sanatçısı Javier Marin hatta besteci ve kompozitör Zbigniew Preisner. Bu sanatçılar üretimlerim arasında bana ilham olmuş tekniklerinden ve tavırlarından eserlerini izleyerek ve dinleyerek nitelik kazandığım isimler. Bunun yanında iletişimimin çok güçlü olduğu sürekli olarak paylaşımda bulunup birbirimize katkı sağladığımız dostlarım da var. Sözde üniversitede aldığım sanat eğitimi boyunca benim için en etkili olan bilgileri ve uygulamaları arkadaşlarımdan öğrendiğimi ifade edebilirim. Bu nedenle ilhamın ve üretim üzerindeki etkilerin en büyük paylarından birinin de iletişim olduğunu düşünüyorum… Üretiyor olmanın, en azından duygusal ve zihinsel bir açı içinde üretiyor olmanın en
güzel olanağı ise sayısız etkinin size dokunması.. Bu çok basit gibi görünen bir şey de olabilir…
 
5 -) ” Eserler pek masum gözükmüyor, ” bunun nedeni nedir diye sormak istiyordum ama ”masum” kelimesinin, insan için ne kadar absürt bir olgu olduğu aklıma geldi… Peki o halde eserler hangi gerçeklikle ne kadar ilintili, ne kadar tinsel? Neyi yansıtmakta? 
Sanıyorum onların en büyük ve en ilintili gerçekliği benim, fakat çoğu zaman onların benim gerçekliğim olduğunu düşünmüyorum. Bu ölçüde onların hepsi tinsel kalmaya devam ediyor, zaten böylesi daha iyi. Birçok şeyi yansıtma potansiyeline sahipler bu nedenle onların en büyük gerçekliği ben oluyorum tabi… Yansıma her zaman benim elimde olmuyor, daha önce de bahsettiğim gibi bir başkası için çok daha öznel bir güce dönüşebilir ki; bu noktada belki onları benim düşünüp bildiğimden daha farklı bir gerçekliğe taşıyabilir.
 
 
 
 6-)Özgün bir tarzınız olduğunu söylemeliyim ve estetik anlayışlarımızın ötesinde bir nahifliği olduğunu da. Peki bu tarzın dışına çıkan eserleriniz olacak mı? 
 
 Teşekkür ederim. Elbette şu an sahip olduğum tarzın dışına çıkmayı çoğu zaman arzu ediyorum. Kavramsal sanat anlayışına karşı bir sempati duyuyorum. Fakat bunun ne zaman gerçekleşeceği konusunda emin değilim.
 
 
7-) Resim ve heykellerde ki sembollerin anlamı nedir?
Semboller üretilen figürün nitelikleri hakkında bilgi veriyor. Bazen geçmişe bazen geleceğe dair, ya da henüz açığa çıkmamış bir gücü temsil ediyor.
 
 
 
8) Aynı zamanda yakından bildiğimiz bir müzik paylaşım platformu olan Soundcloud ‘da size ait pek çok başarılı single var.  Dinlediklerim arasından ”Smiles And Greetings ” benim favorim. Hatta bunların kitap okuma vakitlerime eşlik eden şarkılar olacağını söylemek isterim. Bize bu singellardan da bahsederseniz seviniriz.
 
Sanat alanındaki diğer çalışmalarımı desteklemek için ya da kurgusal anlamda güçlendirmek için ses üzerine de çalışmaya başlamak istedim yıllar önce. Bu süre boyunca belli nitelikler kazanabildim müzik ve ses alanında. Genelde klasik müziğin tınılarını atmosferik sesler ile birlikte kurgulamaya çalışıyorum, son birkaç yıldır da üzerilerine kendi sesimi eklemeyi başardım en azından aklımdaki kurguya ulaştım.

”Smiles and Greetings’ ‘i kaydederken kemandan ürettiğim atmosferik sesleri, sokakta oynayan çocukların ve kuşların seslerini kullandım. Bunlar iyi bir atmosfer yaratmak için yeterliydi ve elbette piyano. Öğrenmem gereken çok şey var fakat tüm bu süre içinde sahip olmadığım donanımın ve bilginin içinde yeni şeyler keşfediyor olmak çok keyifli ve heyecan verici. Umuyorum yakın bir zamanda son üretimlerimi belli bir düzen içinde paylaşabileceğim.

 
 
9-) Röportaj için çok teşekkür ederiyoruz. Yeni Papirüs okurlarına söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Ben teşekkür ederim.
Kanattığın yarayı nefesinle kuruturken

Çalıların arasına uzanan gölge hangi oyuktan geldi?
Geçerken yanından sersem ve esintili,
Hatırladığın son şey neydi? Yerin 7 kat altına inerken, susadığın ve kaybettiğin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yalnız akış var beni devindiren, beni yolcu yapan bu dikenli yol üstünde. Bir tanım yok adımın altında, bu adın altında yatan gerçeğin peşindeyim lakin bulunacak ve tamamlanacak bir şey değil bu; beni ben yapan doğrular ve gerçek diyemeyeceğim gerçekler...

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla