ETERNAL SUNSHINE OF THE SPOTLESS MIND VE HAFIZA SİLDİRME ÜZERİNE

 

 

“Ne mutludur suçsuz bakirenin dostları!

Unutulan dünyadan, dünya unuturken

Lekesiz zihnin sonsuz ışığını!

Her dua kabul olunmuş ve her istek bırakılmış.

 

İsmini Alexander Pope’un şiirinden alan Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan) filmi üzerine konuşmak istiyorum sizlerle. Daha ziyade hafıza sildirme üzerine.

 

Hafıza sildirme mevzusu eminim ki hepimizin hayatımızın bir döneminde (İşler yolunda gitmediğinde, kalp kırıklıklarında) kafasını epeyce kurcalayan bir mesele olmuştur. Anlaşılan (muhtemelen) bizlerden de önce yönetmen Michel Gondry ve senarist Charlie Kaufmann’ın da zihnini kurcalamış. Tabii onlar bu düşüncelerini biz izleyicilere açmak istemişler, 2004 senesinde. Belki de düşüncelerimize ortak olmak istediler. Sanıyorum ki işe “İnsan neden hafızasını sildirmek ister?” sorusuyla başladılar. Anlaşılan en çok oyu ‘’aşk acısı’’ aldı. Böylece onlar bizleri gözlemleyerek bizleri anlamaya çalıştılar ve kafamızda dönenleri gözlerimizle, dışarıdan görmemizi istediler.

 

Bu noktada aslında başrol bizleriz; Joel kimliğinde bizler. Sevgilisi Clementine’in kendisini hafızasından sildirdiğini öğrenen Joel’in intikamı. Borges’in “Unutmak en iyi intikamdır,” sözünü hayata geçirmeye, intikamını almaya, hafızasını sildirmeye gider Joel. Keşke bizler de durdukça bize acı veren anımızı, kişileri sildirmeye gidebilseydik, öyle değil mi? Bu noktada Joel’i bizlerden başka kimse anlayamaz, biz onun acısına ortak oluruz isterken. İntikamını, acısını hissederiz, belki de Clementine’in onu hafızasından sildirdiğini öğrendiğimizde bizim de kan beynimize sıçrar, dişlerimizi gıcırdatır, yumruklarımızı sıkarız. Kulağa ne kadar da kolay geliyor değil mi, hafıza sildirmek, kurtuluş yolu. Tıpkı ağrıyan dişini çektirip ebediyen o ağrıdan kurtulmak gibi…

Eternal Sunshine of the Spotless

Peki nasıl siliniyor bu hafıza? Haliyle Joel anılarını sildirirken onları en ince detayına kadar yeniden yaşaması, o acıyı en şiddetli haliyle son kez yaşayıp kurtulması gerekiyor. Çok sancılı bir süreç… Yaşadıkça ne oluyor dersiniz? Hafızanızı sildirmek için o kişiyi baştan sona tekrardan yaşamanız gerekseydi neler hissederdiniz? Önce mutlu anılarla başlıyor tabii. Belki de acıyı doğuran anılar aslında hayatınızın en mutlu anılarıyla başlıyor. Hatta acının içindeki en az acının kendisi kadar kuvvetli mutluluk demeli. Nefretle sevgi gibi, acı ve mutluluk…Birbirlerini barındırıyorlar. Gözyaşlarıyla akıp gidiyor Clementine.

 

Nitekim Joel de anılarını bir bir yaşarken farkına varıyor; onu Joel yapan asıl şeyin Clementine olduğunun; Clementine ve onun anıları… Clementine’miş onu hayata bağlayan. Nitekim Clementine de çıkmak istemiyor onun zihninden ve nihayetinde Joel anılarında kurtarmaya çalışıyor Clementine’i, kimselerin, hafıza silenlerin ulaşamayacağı gizli bölmeye saklamak, gözyaşları içinde… Size de öyle olmaz mı; çıkmasını ne kadar çok isteseniz de çıkmasından korkmaz mısınız? Eh hal böyle olunca bize de ekranın başında Clementine’i kurtarmak düşüyor. Çıkmamasını en içten şekilde diliyoruz Joel’in anılarından.

 

Belki de en doğru olanı çıkmasıdır. Belki de ‘Sil Baştan’ başlamaktır doğru olanı; yaşanmışlıkların bilinciyle, acının içinde aslında mutluluğun da olduğunu, nefretin içinde sevginin de olduğunu görerek…

 

Tüm bunların üzerine de yukarıdaki mısraları sesli okuyunca daha da anlamlı geliyor, daha da dolduruyor gözlerimizi yaşlarla. O an farkına varıyoruz, Unutulan dünyada unutamayacağımızın ve lekesiz zihinlerimiz olmadan biz olamayacağımızın.

 

Serenay AĞIN

BU İÇERİK BİR KONUK YAZAR TARAFINDAN ÜRETİLMİŞTİR. Yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi yenipapirus@gmail.com ‘a göndermeniz gerekmektedir. Editör onayından geçen eserler Yeni Papirüs okurlarına sunulacaktır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla