Filin Hüznü: CAMİLLE CLAUDEL

Beşinci sınıfı bitirdiğim yazdı.

Hayatımın ilk ve tek hayvanat bahçesi ziyaretini, bir Ankara seyahati sırasında Atatürk Orman Çiftliği’nde yapmıştım. Anımsıyorum, hava epey sıcaktı. Sadece televizyonda görebileceğim vahşi hayvanları, sevimli maymunları izledikten sonra bir banka oturdum. Sonra kocaman bir fil ve onu hortumla ıslatan bir adam dikkatimi çekti. Bu kocaman fil, tek ayağından zincirlenmiş bir halde kendi etrafında dönüp duruyordu. Bu sahne dakikalarca tekrar etti. Oturduğum yerden kalkamıyor, filden gözümü alamıyordum. İçimden ağlamak, fili çözüp özgür bırakmak geliyordu. O günü hiç unutmadım ve hayvanat bahçelerinden hep nefret ettim.

Yıllar sonra heykeltıraş Camille Claudel ile tanıştığımda da aynı hüznü hissettim. Alelade toplanmış saçları, hüzünlü güzel gözleri ve vakur bir edayla kaldırdığı yüzüyle baktığı o bilindik fotoğrafında ne çok şey anlatıyordu bize.

Haksızlığa uğramış, görmezden gelinmiş, sanat yaşamı “Rodin’in sevgilisi’ne” indirgenmiş Camille; heykel yapılmasına izin verilmeden hayatının son otuz yılını geçirdiği, bir dönem Fikret Mualla’nın da kaldığı Fransa’daki akıl hastanesinden şöyle seslenir şair kardeşi Paul Claudel’e:

‘’Akıl hastanesi! Evim diyebileceğim bir yere sahip olma hakkım bile yok! Onların keyfine kalmış işim! Bu, kadının sömürülmesi, sanatçının ölesiye ezilmesi… Mahsus kaçırdılar beni, onlara tıkıldığım yerde fikir vereyim diye; yaratıcılıklarının ne kadar sınırlı olduğunu biliyorlar çünkü. Kurtların kemirdiği bir lahana gibiyim şimdi, yeni filizlenen her yaprağını büyük bir oburlukla mideye indiriyorlar…’’

Eserleri bugün Paris’te, Rodin Müzesi’nin alt katında sergilenen Camille, 8 Aralık 1864’te Fransa’da doğar. Çocukluğunda da toprak ve çamurla uğraşmayı çok sever. Annesinin ve toplumun dikte ettiği ‘kız çocuğu’ modeline uymaz. Daha 13 yaşında iken heykeller yapmaya başlar. Her zaman mesafeli olduğu ve yeterli ilgi göremediği annesi, onu hiçbir zaman desteklemez. Oysa babası her zaman yanındadır. Kızının heykel yapma tutkusuna kayıtsız kalamayan babası Camille’in heykellerin Alfred Boucher’e gösterir. Ardından Nogent Güzel Sanatlar Okulunun müdürü, Camille’in eserlerini incelemeye gelir ve onun Rodin’den ders aldığını düşünür. Oysa tutkulu, çalkantılı bir aşk yaşayacağı ve birlikte çalışacağı Rodin’le henüz tanışmamıştır. Camille, tarzının başka bir heykeltıraşa benzetilmesine öfkelenir ve kimseden ders almadığını ama heykeltıraş olacağını söyler.

Camille 1881 yılında, çok az kız öğrenci kabul eden ve Paris’te bulunan Colarossi Akademisi’ne başlar. Bir gün Rodin, Camille’in çalıştığı atölyeye gelir ve bir erkek heykelini seçerek onu kimin yaptığını sorar. Bu heykeli Camille, kardeşi Paul’u model alarak yapmıştır. Heykeli çok beğenen Rodin, Camille’e birlikte çalışmayı teklif eder. Ailesi, Rodin’in atölyesinde sadece erkeklerin çalıştığını gerekçe gösterir ve buna karşı çıkar. Her zaman özgürlüğünün ve tutkularının peşinden giden Camille, ailesini dinlemez ve Rodin ile çalışmaya başlar.

Çalışmaya başladıklarında Camille 19, Rodin 43 yaşındadır. Asi, çalışkan, yetenekli ve güzel Camille diğer örencilerin arasından sıyrılır. Rodin’in isteklerini yerine getirir ve ona hep saygı duyar. Rodin ise zaman zaman, bu tutkulu heykeltıraşın kendisi için güçlü bir rakip olacağını düşünür.

Aralarında, aralıklarla on beş yıl sürecek bir aşk başlar. Birlikte birçok eser ortaya koyarlar. Hatta bazı heykellerin kimin elinde şekillendiği bilinmez. Camille‘in bireysel olarak ortaya koyduğu ilk önemli eser ‘The Waltz’, kültür bakanlığı tarafından çok beğenilir ama bir kadın tarafından yapıldığı için satın alınmaz. Bu heykelin, Rodin yokken bile Camille’in onu hisstemek için çıplak uyuduğu gecelerin bir yansıması olduğu rivayet edilir. Bir diğer önemli yapıtı ise, 1888 yılında yapımına başladığı ve bir Hint efsanesinden etkilenerek ortaya koyduğu Sakountala’dır. Çeşitli yazarların hayranlıkla bahsettiği bu dramatik aşk efsanesini, çok incelikle heykele işlemiştir. Camille eserlerinde insan doğasına eğilir. Çocukları, kadınları ve erkekleri heykellerinde ince ince şekillendirerek onlara ruh katar.

Rodin’le ilişkisi ona zarar vermeye başlayınca, sanatını devam ettirmek için İngiltere’ye gider. Rodin, Camille’in yanında kalmasını ister. Ona mektuplar yazar. Onun tek öğrencisi ve modeli olacağını söyler. Oysa öteden beri Rodin’in hayatında olan Rose, ölene kadar Rodin’le olmuştu. Camille bir eserinde kendini Rodin ve Rose’u temsil eden bir çiftin arasında çömelmiş bir pozisyonda betimler. Kardeşi Paul, onun bu heykelde kendini küçük düşürdüğünü ve aşağılandığını düşünür.

Bu cesur, özgür, topluma başkaldırmış, bedel ödemiş, yetenekli kadın; ailesinden ve çevresinden uzaklaşıyor, hem çok sevdiği, hem de nefret ettiği Rodin için acı çekiyordu. Gitgide sinir krizleri sıklaşır. Bu krizlerden birinde eserlerini parçalayan Camille, Rodin’in de desteğiyle akıl hastanesine yatırılır. Camille’in bir daha heykel yapmasına izin verilmez. Ailesi de onu ziyarete gelmez. Sadece kardeşi Paul ile mektuplaşır. Yalnızlığı, kendisine yapılan haksızlığı iliklerine kadar hisseden Camille, mektuplarında feryat eder. Dışarı çıkmak ister. Bunu hak etmediğini söyler. Yaşama veda edeceği 1943 yılına kadar 30 yıl boyunca akıl hastanesinde kalır.

Camille, Rodin ile tanışmasaydı hayatı nasıl olurdu, bilinmez… Şu söylenebilir ki; Camille Rodin’in sevgilisi değil, yetenekli bir heykeltıraştır. Eserleri, yaşamı erkek egemen dünyaya ve sanat camiasına, kadını kendi kurallarına göre konumlandıran topluma bir başkaldırıdır.

Not: Yazıda Özcan Erdoğan’ın ”Dahiler ve Aşkları’‘ kitabından yararlanılmıştır.

1988 yılında Çorlu'da doğdu. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji mezunu. Okur,düşler,yazar,izler. Sabahattin Ali'nin şu cümlesini tekrarlar:''Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.''

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla