Gönlümüz Hep Seni Arıyor

 

nesat-ertas

 

Geçmişten günümüze hayatlarımızda birçok değişiklik olduğu doğru ama içimizde geçmişten kalan yaralar var ve her acı bu yaraların kabuk bağlamasını engeller durumda. Sazına vurup, içimizi acıtarak kendi açımızdan uzaklaşmamızı sağlayacak pek kimsede kalmadı ne yazık ki. Bizler sazın aşk masasında bir meze olduğu döneme son anda yetişmiş, sözlerin insanlara hayatı anlattığını, aşkın acısını yaşamadan çektirdiğini görmüş ve kendi hikayemizi başka türküler içinde dinleme fırsatı bulmuşuz. Ülkenin en kalender insanlarından birinden bahsetmek istiyorum aslında ama nasıl anlatabilir sözlerim bu kadar büyük bir aşığı bilmiyorum.

 

Sizlere tanımayan yoktur ümidiyle nerede doğdu, nerede öldü ya da kaç şarkısı olduğunu değil Neşet Ertaş’ın kalbimize nerelerde, nasıl dokunduğunu, bunu nasıl başardığını ve en önemlisi bu acı hayatdan göçtükten sonra da onu unutmadığımızı anlatacağım.

 

Anadolu’nun babası olmuş ona çok şey öğretmiş beraber çok şey yaşamış olan Neşet Ertaş’ın da arkasında aşık bir babası var. Küçükken kemanıyla yaşamaya başlamış ve müziğin bir sevda olduğunu, enstrümanın sadece bu sevdayı dile getirmeye yardımcı bir araç olduğunu gözler önüne sermiş Ertaş. Parmakları küçük olduğu için saz çalması söylenmiş deniliyor her yerde ama bence bu adam keman ile bunları yapıyorsa saz ile tüm ülkeyi yaşa boğar demişler ve tutturmuşlar eline sazı oda sazı ile içimizi sızlatmaya başlamış o vakitten sonra.

 

Saza her vuruşuyla başımızın üstünden kaynar sular döken bir aşığın da başından büyük bir aşk geçmiş elbette. Bizlerin içine en çok dokunan türkülerin aslında Ertaş’ın kendi aşkından doğan, içinde biriken yaraları sazla kapatırken mırıldandığı şeyler olduğunu bilmek, dinlerken bizlere insan bu kadar güzel sevebilir mi dedirtiyor. Ertaş Leyla hanımla evlenmiş 10 yıl beraber yaşamış hatta onunla büyümüş bile denilebilir ancak o çocukken vurulduğu kızı unutamamış ve sonra da kendi etmiş kendi bulmuş.

 

Hayatında çok acı çekmiş, hapis yatmış, sazından ayrı düşmüş ama o hep yanan yüreğinde gül bitirmeye çalışmış. Mutlu olmak için acı çekmek, mutluluğun ne kadar büyük birşey olduğunu öğrenmek şart bence ki Ertaş’ta “Acı çekmeden mutluluğu yakalayanlar beni hiç ilgilendirmedi. Dert insana hayatı tanıtır, kendine getirir.” demiş.

 

Bozkırın Tezenesi, Yaşar Kemal’in hapis yatan Ertaş’a yolladığı İnce Mehmed’in girişine yazdığı sonrasında Ertaş yurda döndüğünde düzenlediği ilk konserine gönderdiği çiçeğin üzerine iliştirdiği bir not ile başlıyor ve bozkırda her içi acıyana bir dost, yoldaş eyliyor Ertaş’ı.

 

“Denizi seyretmek gibidir bozkırda gökyüzünü seyretmek”

 

 

O halkın sanatçısı olduğunu kendisine verilmek istenen devlet sanatçılığı yakıştırmasını red ederek kazanmadı aslında. Kendisini halkın derdine adayan bir aşığın böyle bir ayrımcılığı yapmaması, kendini bu devlette var olan hiçbir sanatçıdan üstün görmemesi, mütevazi duruşunu bozmamasıyla halk kendi sanatçısını kendi seçti.

 

Halkın sanatçısı daha hayata gözlerini yummadan dünyada birçok tarihi eseri korumaya alan Unesco’nun ‘Yaşayan İnsan Hazineleri’ kategorisinde yerini almış ve Türkiye’de yıkılmayacak bir miras bıraktığını dünya üzerinde belgelemiş.

 

Bahtı kara bir aşığın aşkına yetmedi dünya ne yazık ki, aşkını, sazını ve o güzel sözlerini bizim için bırakıp geçti gitti dünyamızdan. O bizim için Neşe, Dert ve Aşk olarak kalacak ve başka derdi olanlara bir yerlerden  saz çalıp türkü söylemeye devam edecek…

 

 

”Karadır Bu Bahtım Kara,

Sözüm Kâr Etmiyor Yara

Sen Düşürdün Beni Dara.

 

Kendim Ettim Kendim Buldum.

Gül Gibi Sarardım Soldum.

 

Bilmez Yar Gönülden Bilmez,

Akar Göz Yaşlarım Dinmez.

Bir Kere Yüzüm Gülmez

 

Kendim Ettim Kendim Buldum.

Gül Gibi Sarardım Soldum.

 

Söylerim Sözüm Almıyo

O Yar Yüzüme Gülmüyor

Garip Gönlümü Bilmiyo

 

Kendim Ettim Kendim Buldum.

Gül Gibi Sarardım Soldum.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla