İki çocuk ve bir kamp arabasıyla İzlanda

Tatil ya da seyehat planı yaparken gidilecek ülkenin hava durumu kararımızı etkileyebilir. Halbuki iklim şartları ne kadar zorsa seyahatten kazanımımız o kadar çok olacaktır. Macera ve sürprizlerin her an yaşanabileceği kuzey iklimi bedeninizi olmasa da ruhunuzu oldukça dinlendiriyor. Çünkü alışılmadık yeni durumlarla karşılaşan beyin, bir nevi kendine “format “atıyor . Bu düşünceyle 2013 yılı Haziran ayında iki çocuklu bir aile İzlanda’yı keşfe çıkmıştı. Netice: Çocuklar İzlanda’da büyüklerden daha çok eğlendi.

9 gün, 1000 km İzlanda

137

Keflavik Havaalanı’ndan çıktık yola. Navigasyon değil harita kullanacağız.

Hergün eşyaları toplayıp otel, pansiyon değiştirmek yerine sadece uyuyabileceğimiz ve gerekli eşyalarımızı koyabileceğimiz bir araba, hijyen takıntısı olmayan ve lüks aramayan bizim gibi turistlere yeter de artar bile. Karavan kiralamak oldukça pahalı zaten, ama üstü çadır gibi açılıp yatağa dönüşen arabalar, toplam masraf hesaplanınca, oldukça hesaplı. Ha evet, uçak parası biraz tuzlu; o ayrı bir konu.
Havaalanından teslim aldığımız dört kişilik kamp arabamızla hemen çıktık yola. Araba dört çeker olmadığı için sürebileceğimiz yollar kısıtlı. Sadece kıyıya yakın yolları kullanabiliyoruz, fazla engebeli oldukları için iç bölgelere girmemiz bu arabayla yasak. Şartlarımız elverdiği ölçüde İzlanda’nın güney ve batı bölgesinin neredeyse tamamen dolaştık. Yaklaşık 1000 km.

070

Karavana hiç gerek yok

İzlanda Karayolları iyi çalışıyor: Tüm manzara noktaları, turistik yerler, benzin istasyonları, market ve lokantaların yerlerini 5-10 km öncesinden öğrenilebiliyoruz. Hava durumunu gösteren panolarda aynı zamanda asfalt zeminin sıcaklığı hakkında da bilgi var; şöför yolun kayganlığını kestirebilsin diye. Burda âdet böyle demek ki.
Kamp yerleri çok ucuz, hatta bedava olanlar var. Yol üstündeki duraklama yerlerinde de rahatça gecelenebiliniyor İzlanda’da. Küçük yerleşim merkezlerinde bile bulunan açık/kapalı ucuz kaplıca havuzları da kampçıların temizlik ihtiyacını karşılamak için çok uygun. Hava yazın hiç kararmadığından aydınlatma sorunumuz da yok.
Hava sıcaklığı Haziran ayı sonunda gündüz 7-15 derece arası, gece 2-3 dereceye kadar düşüyor. Yağmur ve dolu her an başlayabilir, kar yağarsa da şaşırmamak lazım. Bavula eldiven de koymuş olmamız akıllıca oldu. Tişört ve şortlarmızı sadece bir gün giyebildik. Bulutlar çok hızlı hareket ediyor bu ülkede. Dolayısıyla hava durumu da 5 dakikada bir değişiyor. Tabii İzlanda’lılar başka bir çok konuda olduğu gibi, bu konuyla da dalga geçebiliyorlar.
imag1397

Hava durumunu beğenmediysen, beş dakika bekleyiver.”

Kuzey Işığı (aurora borealis) en güzel ve en çok İzlanda semalarında görünüyormuş. Tabii bunun için kışın gelmek lazımdı buraya aslında. Ama evet, şimdilik bunu gözümüz yemedi. Çocuklar büyüyünce inşallah.

558

‘ Günaydın anne, guttenmorgen pappa. Artık aşağıya gelebilir miyiz?’

Su ile ısınan ülke
“Reyk” İzlandaca’da “duman” demek. Reyk- ile başlayan bir çok yer var İzlanda’da: Reykyavik, Reykyanes, Reykholt. Bu kelime o bölgedeki topraktan duman tüttüğünü ifade ediyor. Sebebi malum; yoğun yeraltı sıcak su kaynakları.

izlanda2

Bir krater gölünün kaynayan suları

 

Ana termal kaynaklar 70-80 km uzaklığa kadar çevredeki tüm  yerleşim merkezlerinin ısıtılmasında ve seralarda kullanılıyor. İzlandalılar güneşle değil suyla ısınıyorlar yani ve haliyle ortaya ilginc görüntüler çıkıyor: Termal bölgelerde asfalt veya topraktaki  kar ve yağmur da çok kısa sürede kuruyor, kış ortasında insanlar yol üstündeki doğal termal sularının içinde oturuyor, öteki  kaynar suya bir kese içinde sarkıttığı yumurtasını, beriki kaynağın yakınlarındaki toprağın içinde ekmeğini  pişiriyor, çeşmeyi ilk açtığınızda önce sıcak su geliyor, su sonra soğuğa dönüyor.

Termallerin dezavantajı yok mu?  Var: Bu bölgelerde hava ve çeşmeden akan su hidrojen sülfit maddesinden dolayı bozuk yumurta gibi kokuyor. Hayır tadı değil, sadece kokusu yumurta gibi.

gezi

Kesenin içinde suya daldırılan çiğ yumurta beş dakika sonra rafadan oldu.

 

Eyjafjellajökull (Eyyafiyellayökül şeklinde okuyoruz)

gezi2

 Eyjafjallajökull buzulunun ayağındaki “Torvaldseyri” çiftliği.

Nisan 2010 tarihinde son yılların en şiddetli yanardağ patlamalarının yaşandığı volkanının ismi bu. İsmini İzlandalılar hariç fazla kimsenin tam telaffuz edemediği ama  bugün dünyanın en tanınan yanardağı kendisi. “Ada dağı buzulu” anlamına gelen Eyjafjellajökull İngilizce’de E16 olarak adlandırılmış. İsabetli bir karar.

Toplam 270 milyon metreküp kül fışkırmış dağdan 2 hafta süren patlamalarda. Avrupa’daki bir çok uçuşun haftalar boyunca yapılamamasına sebep olan bu olay, İzlanda’da sadece bir yeri ciddi şekilde etkilemiş: Dağın hemen güneyinde kurulu Torvaldseyri  Çiftliği’ni. Diğer İzlandalılar için ise seyirlik bir gökyüzü şöleni olmuş sadece. Tüm mülkü kül ve çamur altında kalan çiftlik sahibi aile önce bütün umutlarını yitirip çiftliği kapatmaya karar vermiş ama daha sonra komşuların yardımıyla eski haline getirilmiş çiftlik. Aile şimdi çok memnun, çünkü volkanik kül yüksek oranda mineral içerdiği için bir sonraki hasatlar çok daha verimli olmuş.

Bu volkan patlamasında değil insan, tek bir hayvan bile ölmemiş. Yakındaki diğer bir kaç ev dağın kuzeyinde kaldığı ve rüzgar güneye doğru estiği için pek zarar görmemiş.  Ayrıca gene aynı sebepten İzlanda’daki hiçbir iç hat uçuşu aksamamış. Dünya’da nasıl bir tantana kopmuştu hatırlarsınız sanırım.

Çiftlik sahibi 2011’den beri bir turist merkezi işletiyor. Olayın filmi ve hediyelik eşya satılan dükkanda en çok talep gören volkan hatırası; patlamanın kavonozlamış külleri. Tabii ülkenin mizah ve kültür anlayışını temsil eden sloganlı tişörtleri unutmamak gerek. İzlandılalar’a göre bu dağın ismini teleffuz etmek hiç de zor değilmiş.

eyjafjallajokull

Tişört sloganı: “Eyjafjallajökull‘ün tam olarak neresini anlamıyorsunuz?”

 

Şekil şekil yeryüzü

İzlanda’nın 15 aktif volkanı, 10 bin şelalesi var. Her 5-10 yılda bir bir volkan aktif hale geçiyor. Avrupa’nın en büyük, Antartika ve Grönland’tan sonra Dünya’nın 3. büyük  buzulu  Vatna ve bu buz dağından beslenen Avrupa’nın en güçlü şelalesi Dettifoss de burda. Dettifoss’a gidemedik ama Altın Şelale Gullfoss gördük, o yüzden biraz Gullfoss’tan bahsedeceğim bu bölümde:

 

gullfoss-selalesi

Gullfoss şelalesi, Hvítá kanyonu

İzlanda’daki ilk çevreci hareket  1900’lerin başında Gullfoss’ta gerçekleşmiş. Termik santral kurmak isteyen güçlü ve zengin bir İngiliz girişimciyi çeşitli yöntemlerle durdurmaya çalışan çiftçi kızı Sigríður Tómasdóttir, en son çare olarak santral yapılırsa kendini şelaleden atacağını söylemiş. Daha sonradan İzlanda’nın ilk devlet başkanı olacak avukat Sveinn Bjornsson’un da çalışmalarıyla işadamının kontratı iptal olmuş ve Gullfoss‘un İzlanda halkının mülkü olduğu kabuledilmiş. Ülkenin doğal kaynaklarinin sahibi sermaye sahipleri olacak degildi herhalde.

Tingviller ve Geysir noktalarıyla beraber İzlanda’nın en turistik bölgesi Altın Çember’i (Golden Circle) oluşturan Gullfoss Şelalesi İzlanda’nın en popüler turistik noktalarından biri. Merdiven şeklindeki şelalenin düşüş şiddeti zaman zaman 2000 m³/s’yi buluyor ve su damlacıklarının oluşturduğu buluttan suyun düştüğü yer görünmüyor. Bu manzaranın resmini çekemedik malesef.

Ormanın yok denecek kadar az ve buzul, bozkır, siyah kum ve kurumuş lavlara dolu olsa da  yeşil bir ülke aslında İzlanda. Çünkü bir çok yer kara yosunu (moss) ile kaplı. Halımsı dokudaki  bu bitki örtüsü o kadar yumuşak ki üzerinde koşturup yuvarlanmak istemeyen bir cocuk olabileceğini zannetmiyorum. Anlamı “buz ülkesi”,  olsada “yeşil ülke” olmayı Grönland’tan daha çok hakediyor bence İzlanda.

 

yosunumsu

Yosunumsu bitki örtüsü (moss)

Buzullardaki maceralarımız

İzlanda’nın %11’i (11,400 km²) buzullarla kaplı. Buzul dağlarının çoğu aktif volkanların üzerinde bulunuyor. Bahar aylarında buzların bir kısmının erimesiyle şelaler akmaya ve buzul gölleri çözülmeye başlıyor. Büyüklü küçüklü, çeşitli şekillerdeki buz parçalarının ana buzuldan ayrılıp suya düşmesiyle sürekli değişen göl manzaraları oluşturuyor.

İzlanda’nın en geniş buzulu Vatnajökull, en büyük ve derin (248m) buzul gölü ise  Vatna’nın eteğindeki Jökulsárlón. İçindeki buz tepeciklerinin yüksekliği 15 metreye kadar ulaşabilen bu buzul gölünde  üç renk gözlenebiliyor: camgöbeği mavisi, kristal beyaz ve volkanik küllerden kaynaklanan siyah renk.

jokulsarlon

Jökulsárlón’daki buzların üç rengi: siyah, beyaz ve mavi.

Jökulsárlón (buzul nehri lagünü) yakınlarında gecelemek için durduğumuz başka bir buzul gölüne bakan park yerinde hiç beklemediğimiz bir anda büyük bir buzul parçası ana karadan kopup suya düştü ve arkasındaki camgöbeği iç yüzeyi ortaya çıktı. Düşen parça sessizliğin hakim olduğu ortamda büyük bir gürültüyle suya karıştı ve diğer buz parçalarının yerini değiştrerek uğuldamaya devam etti. Tesadüfen orda kamp yapan  7-8 kişi hep birden çığlık attık. Bu gösteri yaklaşık 20-30 saniye sürdü, ya da bana öyle geldi. Sürprizlerden bahsetmiştim yazının başında, hatırlarsanız.

buz-topu

Zodyaktan yakaladığımız buz topu

188

Bu kıyafetleri giymeden zodyaka binemiyoruz malesef. (Küçük beden kalmamıştı.)

189

 

Balina kuyruğu şeklindeki buzul parçası.

Zodyaktan indiğimizde  göl kenarında bir oraya bir buraya koşuşturan insanlar gördük: Fok kovalıyorlarmış. Arada kafalarını çıkarıp ertafa bakan fok balıklarını sadece çocuklar değil erişkinler de kovalıyordu. Zar zor kafalarını ve kuyruklarını görebiliyorduk fokların ama bu, hayvanat bahçesi ya da sirkteki eğitimli fokların  yanına gidip fotoğraf çektirmekten çok daha heyecan vericiydi. Zaten doğa doğal haliyle daha güzel değil midir her zaman?

buzuk

Nasıl oluşmuş olabilir bu delik?

1İki saatlik bir yürüyüşten sonra zirveye ulaştık: Skaftafell Ulusal Parkı.

Doğal Film Platosu İzlanda

Volkanik patlamalarla oluşmuş ve insan eli değmemiş doğa manzaraları oldukça gizemli görüntüler oluşturuyor. İzlanda buzulları da bir çok filme doğal dekor olmuş son otuz yılda. Jökulsárlón aynı zamanda iki James Bond filmi (Die Another Day (2002) ve  A View to a Kill (1985)) ve Game of Thrones dizisinin kış mevsimi duvar arkası sahnelerinin çekildiği yer olarak da tanınıyor. İzlanda buzullarında çekilen diğer filmlerden bazıları: Batman Begins (2005),  Noah (2014), Oblivion (2013), Prometheus (2012) ve Stardust (2007).

“Lost” dizisinin çekildiği ve  İzlanda gibi volkanik olan Hawai’nin Oahu adası İzlanda’nın dağlık bölgelerine o kadar çok benziyordu ki, her sezonunu üç kez seyrettiğim bu TV dizisini ne kadar özlediğimi hatırladım, ve sanki biraz hüzünlendim. Lost dizisi bitmeseydi keşke.

izlanda3Sanki “diğerleri” nin (the others) yaşadığı Lost adası kasabası burası.

Basalt Kayalar ve İzlanda Mimarisi

Volkanik lavların hızla soğuması sonucu oluşan jeolojik harika basalt (siyah volkanik kaya) sütunlar, İzlanda’da özellikle şelale duvarları ve okyanus kıyılarındaki falezlerde görülüyor. Simetrik olarak dizili düzgün altıgen formundaki bu sütun kayalar  heykel ya da bina yapımında kullanılmasının yanında İzlanda mimarisine de ilham kaynağı olmuş. Bu etkinin en belirgin görüldüğü iki mimari eser Reykyavik’de her noktadan görülebilen  Hallgrímskirkja kilisesi ve Harpa Konser ve Konferans Binası. Bu basalt sütunlar Türkiye’de Sinop’un Boyabat ilçesinde de bulunuyor.

svartifossSvartifoss  (Siyah Şelale) bazalt kayaları, Skaftafell Ulusal Parkı

hallgrimskirkjaBasalt kayaların mimariye yansıması : Hallgrímskirkja kilisesi, Reykyavik.

bazalt

Sahilden bazalt kayası manzarası.

harpa-binasi

Basalt kayalar ve kuzey ışığınından ilham alınarak inşa edilmiş Harpa Binası, Reykyavik.

Mavi Lagün

National Geografic dergisininı dünyanın 25 harikasından biri olarak onurlandırdığı göl ve gölün bir bölümü üzerine inşa edilmiş SPA merkezi Keflavik Havaalanı’na çok yakın. Geniş ve boş bir araziye kurulmuş tek katlı tesis dumandan pek görünmüyor. Girişindeki bayraklardan buluyoruz Mavi Lagün SPA’yı.

Hava sıcaklığı ne olursa olsun, suyun sıcaklığı 37-39 derecede  sabit. Çok özel bir ekosisteme sahip gölün dibindeki yosunlar göle tatlı mavi bir renk veriyor. İçinde yoğun şekilde bulunan sülfür ve silisyum dioksit (silis) çürük yumurta gibi kokuyor ama sedef başta olmak üzere bir çok cilt hastalığının tedavisinde kullanılıyor bu su. Gölün içinden çıkan beyaz çamur içinde de bolca bulunan ve cildi güzelleştiren bu kimyasallar saçlara zarar verdiğinden suya girmeden önce ve çıktıktan sonra bol bol saç kremi kullanmanızı öğütleniyor. Ben bu ikazı fazla ciddiye almamıştım: Şimdi cildim yumuşacık ve pürüzsüz ama saçlarım çalı süpürgesi.

mustersMavi Lagün SPA merkezi müşterisi

spa-merkezi

Mavi Lagün SPA merkezi büfesi

gokyuzuMavi Lagün’ün tatlı mavi rengi

Geysir

Adanın yanardağlarından sonra en önemli özelliği gayzerleri. Periyodik aralıklarla fışkıran bu sıcak su kaynakları ısınma ve elektrik enerjisi elde etmede kullanılıyor. Bunlardan en bilinenleri Geysir gayzerleri. “Strokkur” (tereyağı güğümü) bu bölgedeki en aktif gayzer: 3-4 dakikada bir fışkırıyor ve 15 metreye kadar yükseliyor.  Ne kadar rüzgar olursa olsun Geysir bölgesi civarında hava, sıcak sular sayesinde, hep ılık.

strokkur

Strokkur  gayzeri, Geysir.

Kambur Balina

İzlanda’da yazlık turistlerin muhakkak katıldığı gezilerden biri; balina, yunus ve puffin kuşlarını görmek için düzenlenen tekne turları. Hava rüzgarlı ve deniz dalgalıysa çok sıkıcı olabilecek bu gezi, şanslı gününüzdeyseniz hayatınızın unutulmayacak anılarından biri olabilir. Tekne acentaları çok adaletli bu turlarda: katıldıkları gezide balina göremeyen turistlere ücretsiz olarak bir şans daha veriyorlar. Bizim ikinci bir tur atmamıza gerek kalmadı.

 

reykyavikResim 1: Reykyavik açıklarındaki Kambur Balina (Humpback whale) bizi koluyla selamlarken.

 

Özgür Willy filmini seyrettikten sonra farketmiştim ama artık eminim: balinaların akılları ve hissleri var. O bölgenin ünlü kambur balinası havada takla atarak, kol sallayarak ve suda kuyruk şaplatarak yaklaşık bir saat bizimle iletişim kurdu. Hareketleri bazen “hoşgeldiniz”, bazen de “gidin artık” der gibiydi.

kambur-balinaKambur Balina’nın kuyruğu. takı imalatçılarına ilham verecek bir figür.

Çevreci ve Ekolojik Ülke

İzlanda sanki tek elden yürütülen bir turistik işletme gibi. Tüm turistik tesis ve alanlarda genel bir prensip göze çarpıyor: doğayı bozmadan, değiştirmeden ve turiste müdahale etmeden hizmet etmek.  Seyyar satıcı ya da birbirleriyle rekabet eden lokantalar yok. Zaten Reykyavik dışında o kadar az tesis var ki, yüz kilometre boyunca ekmek alacak market bulamamak mümkün. Güney sahilleri boyunca çok ender küçük yerleşim merkezleriyle karşılaşılıyor. Bir kac ev ve bir kiliseden oluşan köyleri saymazsak güney İzlanda sadece yeryüzü şekillerinden oluşuyor.

 

dekor-ev

Volkanik basalt sütunlarından yapılmış şehir dekorasyonları.

Asfalt sadece şehir içlerinde ve ana yollarda kullanılmış. Diğer yollar toprak düzleştirilerek ya da taş dizilerek oluşturulmuş. Büyük kayalar sınır çizgisi ya da şehir mobilyası olmuş. Volkanik  patlamaladan sonra oluşmuş kahverengi dağınık yeryüzü, ya da sanki yeni deprem olmuşcasına altlı üstlü olmuş toprağa dokunulmamış. İnsan eli değmediği ve çalılara takılmış uçuşan naylon poşetler olmadığı için bu renksiz bozkır görüntüsü bile çok estetik duruyor. Aynı pirensiple şehir ve sokaklar da kaya ve volkanik taşlarla ya da eski bisikletler gibi geri dönüşümden faydalanarak dekore edilmiş İzlanda’da. Hepsi çok sade ama estetik görünümlü.

sokak-bariyeri

 

Resim: Eski bir bisikletten yapılmış sokak bariyeri.

kaydirak-kopru

Resim altı: Bir volkan patlaması sonucu bükülüp kaydırak şeklini alan köprü olduğu yerde bırakılmış.

İzlanda tarımsal olarak da ekolojik bir ülke. GDO ve sunni gübre kullanmak yasak. Bir çok gıda haliyle ithal ediliyor ama ülke içinde üretildiğini bildiğiniz bir yemeği çocuklarınıza gönül rahatlığıyla yedirebilirsiniz. Dünyanın en temiz havası ve en doğal içme suyu da burda diyorlar. Enerji sürdürülebilir kaynaklardan (şelale, jeotermal ve rüzgâr enerjileri) elde ediliyor. Suya klor katılmıyor. Burda özellikle lokantalarda kullanılan malzemeler de ekolojik. Genelde volkanik taşlardan yapılıyor.

Reykyavik

Bir haftalık doğa kampı güzeldi ama, insan görmeyi de özlemişiz hani. Güzel ve güneşli bir cumartesi günü geldik Reykyavik’e. Etrafı park ve göletlerle çevrili en fazla üç katlı, renkli çatlılı evlerden oluşan büyük bir kasaba görünümündeki Reykyavik şehri dünyanın en kuzeyindeki, Avrupa’nın ise en batısındaki başkent.

reykyavikin-renkli-catilariReykyavik’in renkli çatıları

 

the-sun-voyager

The Sun Voyager (Güneş Yolcusu) heykeli, Reykyavik sahili.

Sokak göstericisi Wally

Oldum olası sevmişidir sokak göstericisi ve müzisyenlerini. Çok zeki ve dürüst insanlar olduğuna inandığım, yaşadıkları gezgin ve kaygısız göçebe hayata özendiğim bu insanlar hep beni yolumdan alıkoymuşlardır. Avusturalya’lı Wally Reykyavik sokaklarında dolaşırken çıktı karşımıza ve 45 dakika tuttu bizi olduğumuz yerde. Nasıl dalmışsak artık seyretmeye, bu gösteriden tek bir fotoğraf karesi çıkmadı makinemizden.

Gösterisine dahil ettiği insanların nereli olduğunu öğrenip kültürleri ve ülke politikalarıyla ilgili iğneleyici espiriler ve hiç cinsellik içeren kelime kullanmadan Husysuz Virjin’in aklına gelmeyecek seviyede terbiyesiz şakalar yapan Wally, büyük bir kalabalık topladı etrafında. Eşcinselliğin tabu olmadığı bu ülkede espirilerinin hoş karşılanacağını bilen Wally, sanki özellikle bu konu üzerinde duruyordu. Muhtemelen kendisi de bir eşcinseldi, ya da öyle olduğunu düşünmemiz gösterinin bir parçasıydı. Öyle ya da böyle, hangi din ve ya kültürde olursa olsun zekice yapılmış cinsel şakalara herkes katıla katıla gülüyor. Neden acaba?

Çocuklarla kamp tatili

İki oğlumuzun da internetsiz ve televizyonsuz geçirdikleri 9 günlük bu kamp tatilinden bir şikayeti olmadı. Gündüz yolculuk yaptıkları arabanın gece çadıra dönüşen çatısında uyumak, akarsu suyunda bulaşık yıkamak, arabanın gizli köşelerinde buzdolabı veya masa bulmak, yatay pozisyonda pantolon giymek, buzul gölünde yüzen buz parçalarını taş atarak devirmeye çalışmak, o zaman  9,5 ve 4,5 yaşındaki iki oğlumuzun  ilk deneyimleriydi. Tek sorunları elektronik alet  oynamaya uzun araba yolculukları haricinde izinleri olmasıydı.

Sınırsız merakları olan çocuklar için böyle bir tatilin, animasyonlarla vakit geçirdikleri paket program tatil köylerinden daha eğlenceli ve faydalı olduğunu düşünüyorum. Bizim çocuklar İzlanda’da hem eğlenceli zaman geçerdiler hem de uygulamalı bazı dersler aldılar: Jeoloji, biyoloji, zooloji, yön bulma/harita okuma, fotoğrafçıklık, beden eğitimi ve tabii ki hayat bilgisi.

oyuncakİzlanda’da çocuklara oyuncak bulmak hiç zor değil.

oyuncak1

yolculukYolculuk yoruyor haliyle

reykyavik-sokaklariReykyavik sokaklarında her an çocukların ilgisini çekecek bir şey çıkıyor.

İzlanda’dan ilginç notlar

  • Orta Atlantik Sırtı (Mid-Atlantic Ridge) olarak bilinen ve Avrasya ve Amerika’yı birbirinden ayıran jeolojik hat İzlanda’nın ortasından geçiyor. Politik olarak Avrupa kıtasında sayılsa da, İzlanda jeolojik olarak iki tektonik tabakadan oluşuyor ve batı tabaka Kuzey Amerika kıtasına ait kabul ediliyor. Bu tabakaların ayrılması hâlâ devam ediyor ve bu sebeple İzlanda heryıl 1,5 cm. genişliyor.

 

orta-atlantik-sirti

Orta Atlantik Sırtı

  • 000 km²’lik ülkenin sadece %30’u yaşamaya müsait. 320.000’lik nüfusun çoğunluğu güney batı kıyısındaki Reykyavik ve çevresinde yaşıyor. Yazın nüfus turistlerin gelmesiyle ortalama 900.000’i buluyor.
  • Aşırı rüzgar alan ülkede evlerin çoğunluğunun dış cephesi ve çatısı renkli aliminyum ile kaplı. Kremit kullanılmıyor.
  • Adaya ilk kez 9. yüzyılda Norveç’ten gelip yerleşen Vikingler, 930 yılında Tingvellir de demokratik parlamentonun ilk örneği sayılabilecek Athing’i kurmuşlar.
  • Pek inanmak istemedim önceleri, ama sanırım doğru: İzlandalılar Elfler’in varlığına ve İskandinav efsanelerinin (sagalar) gerçekliğine inanıyorlar. Bu konuda pek şaka yapılmaması tavsiye ediliyor. Hâlâ anlatılan bir çok mitolojik hikaye var.
  • İzlanda’da demir yolu yok. Kara yolları yeterli ama fjordların sebep olduğu uzun yolları kısaltmak için alçaktan uçan küçük uçaklarla yapılan hava taşımacılığı yaygın. Ülkede irili ufaklı 98 adet havaalanı varmış ve sanırım Dünya’nın en küçük havalanı da burda: Küçük bir kulübe ve 10-15 metrelik bir pisten oluşan yerin, kalkışa hazır bir uçak bulunmasa havaalanı olduğuna inanmak imkansız.
  • Ekonomik olarak batık bir ülke (2008) olsa da bu günlük hayatta hissedilmiyor. Ekonomik durumunu düzeltmek için bankaları yurtdışına satmaktan başka bir şey yaptılar mı bilmem ama, para toplamak için hiçbir doğal park ya da tarihi alandan giriş ücreti alınmıyor. Demiştim ya; uçak parası hariç pahalı bir tatil yeri değil İzlanda.
  • Ülkenin ordusu yok. Güvenlik NATO uçaklarıyla sağlanıyor. Polis silah taşımıyor. Sadece bazı sahil güvenlik gemilerinde silahlı görevli var, bir de avcılık yaygın olduğu için bir çok evde avcı tüfeği var. 2013 Aralık ayında İzlanda Polisi, Reykjavik’teki evinden av tüfeğiyle rastgele ateş açan bir kişi için operasyon yapmıştı. Tabii o zaman yanına silahını da aldı ve zanlı vurularak öldü. Emniyet Genel Müdürü basın toplantısında, bu “benzersiz olaydan” polisin üzüntü duyduğunu belirterek ölen kişinin ailesine başsağlığı diledi. Bu öldürme olayı bir ilk olarak İzlanda tarihine geçti.
  • Lokantalarda bahşiş vermek hoş karşılanmıyor. Hesap sadece kasada ödeniyor. Bazı küçük lokantalarda kasanın yanında bahşiş kavanozu var. Küçük bir kafeden lüks bir lokantaya kadar heryerde ev yapımı sebzeli kuzu çorbası muhakkak var. Her lokantada yemekten önce ikram olarak bir sürahi su, ev yapımı sıcak ekmek ve tereyağı geliyor masanıza.
  • Herşeyin etini yiyorlar: balina, at, köpek balığı, fok, bilimum kuş…. Protestolara karşın yılda birkaç yüz balina ve, eskiye nazaran daha az da olsa da, derisi ve eti için fok balıkları hâlâ avlanıyor İzlanda’da. Bu arada, ağlamaklı bakışlı, penguen görünümlü Atlantik Puffini kuşlarının geleneksel noel yemeği olduğunu duyunca içim buruldu. Puffin kuşu turistlerin illa göreceğim diye tutturduğu ve İzlanda ile özdeşleşmiş bir kuş türü.

 

puffiniAtlantic puffini. Foto:Wikipedia

  • Yakın zaman kadar hijyenik sebeplerle şehirlerde evcil köpek beslemek yasakmış İzlanda’da.
  • İzlanda atları özel bir ırk. Daha bodur ve renkliler, ayrıca diğer atlardan daha farklı bir stilde koşabiliyorlar. Irkın saflığını bozmamak için ülkeye başka at getirilmiyor, ülkeden ayrılan at varsa bir daha geri alınmıyor.

 

izlanda-atlari    İzlanda atları

  • En çok ördek türü İzlanda’da bulunuyor ama bazı hayvan türleri de hiç görülmüyor burda: Penguen, yılan, kelebek, kurbağa ve semenderler İzlanda’da yaşamıyor. Yol boyunca bütün yeşil alanlarda çobansız koyun, inek ve at sürüleri var. Domuz hiç görmedik.
  • Özgür Willy (Free Willy, Simon Wincer, 1993) filminden tanıdığımız orka cinsi balina Keiko 1970’de İzlanda sularında yakalanmış. Çevreci protestolar sonucu 2002’de tekrar İzlanda sularına bırakılmış ama Keiko yüzerek 2003 yılında öldüğü Norveç’e gitmiş. İzlandalılar’a küsmüş anlaşılan.
  • Müzik çok önemli hatta kutsal. Çok fazla müzik okulu var. Müzük bir çok İzlandalı için duyguları dışa vurma yöntemi. Şarkıları aşırı melankolik: Dinleyiniz Björk, Sigur Ros.

 

 

izllanda-baskanlik-konutu

İzlanda başkanlık konutu, Bessastaðir. (Foto: The Presidential Residence web sitesi)

 

  • Eşcinsel ilişki çok yaygın değil ama LGBT’lerin en rahat ve özgür olduğu ülke burası. Bir çok eşcinsel evlenmek ve tatil yapmak için İzlanda’yı tercih ediyor. İzlandanın bir önceki başbakanı Jóhanna Sigurðardóttir uzun süredir beraber olduğu kadın yazar ile başbakanlığını sürdürdüğü sırada evlenmiş,  ama bu İzlanda medyasının pek umrunda olmamış. Sigurðardóttir dünyanın eşcinsel olduğunu açıkladıktan sonra göreve gelen ilk hükûmet başkanı  ve  eşi Jónína Leósdóttir ile birlikte eşcinsel evliliğin yasallaşmasından sonra İzlanda’da evlenen ilk eşcinsel çiftlerden biri olmuş.
  • Polis, itfaiye ve hızır acil için aynı telefon numarasını kullanılıyor, ülkede alan kodu yok. İzlanda devlet başkanının numarası telefon rehberinde kayıtlı, konutunun çitleri ya da duvarı yok. Evin camından bakıp, salondaki mobilyaları görülebilir. Bahçesinde küçük bir kilise ve mezarlık var. Mütevazı kültür bir başka oluyor; adamlarda kompleks yok. (Kızım sana diyorum gelinim sen anla).
  • İzlanda’da her gün değişik ölçeklerde depremler meydana geliyor fakat şu ana kadar hiç bir depremin büyüklüğü 7 rihteri geçmemiş. Bunun sebebi bilinmiyor.
  • Adanın volkanik yapısı, kumları ve dayanıksız toprağının aya benzemesinden ötürü aya ilk ayak basan astronot Neil Armstrong aya iniş provası için İzlanda bozkırlarında antrenman yapmış.
  • İzlandalı’lar neşeli (en azından yazın), güler yüzlü ve kendilerini pek ciddiye almayan insanlar ama kış mevsiminde anti-depresan satışları diğer ülkelerden çok daha fazlaymış.
  • Bütün kadınların soyadları “dottir”, erkeklerinkisi ise “son” ile bitiyor. Yani birisinin kızı ya da oğlu. Aile soyadı yok. Çoğunlukla babanın, yeni yeni annenin kızı ya da oğlu olarak soyad alınıyor. İzlandalı şarkıcı Björk‘ün gerçek adı Björk Guðmundsdóttir(Guðmund’un kızı) mesela.  Bu durumda evlenen kadının soyadını değiştirmesi de anlamsız oluyor. Zaten İzlandalı’lar evlenmektense beraber yaşamayı tercih ediyor. Herkes birbirine ilk ismiyle ve sıfat (sayın, bay, bayan) kullanmadan hitap ediyor. Telefon rehberi de ilk isimlere göre dizilmiş.

 

Yazar: Deniz Alan Held

Fotoğraflar: Rudolf Held

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla