İKİ TAM BİR YAZAR

 Çizim: Melis ÇAMLIOĞLU

Minibüse bindiğimde titriyordum soğuktan. Bilirsiniz, hafif çiseleyen yağmur yetmez rüzgarı kesmeye. İçinizi keser soğuk. Kalabalığın arasına daldım kapatıp gözümü. Bir yere tutunmak derdi en yeni keşiften dahi önemliyken duydum sesini. Anneannesi Adanalı Hatice Hanım’ı anlatıyor biri. Çocukluğunda her Pazar akşamı ertesi gün okula tertemiz gitsin diye annesi tarafından duşa sokulan çocuklar bilirler. Sobanın kurulu olduğu oda dışında evin her yanı buz gibidir ve duştan koşarak ellerinizi sobaya uzattığınız o an kadar yumuşak bir zaman yoktur. İşte sesinde tam böyle bir iklim yaşıyordu.

Şaşkınlığımı anlayan yanımdaki genç “Az önce dadaizm anlattı, önünde oturan şu yaşlı teyze ömründe ilk kez sonu –izm olan bir şeyden hoşlandı biliyor musun?” dedi. “Nerden anladın?” dedim. “Her gün karşılaşırız gülümsediğine tanıklık etmedi henüz bu dört teker.” dedi.

“Neden anlatıyor peki tüm bunları?” dedim yanımdaki gence.

“Biz de sorduk. Bir gün kimse neden anlattığını sorgulamasın diyeymiş. Dinledik, sormadık biz de bir daha.” dedi.

Kafamı ileri uzatmaya çalıştım. Yeşil ince bir hırka giymiş, minibüsteki herkese tek tek anlatır gibi gözlerimizin içine bakıp anlatıyor. Minibüsten inerse çok üşür içi ürperir diye düşündüm ilk anda. Kelimeleri kuyumcu titizliğiyle diziyordu içimize. “Uzay boşluğunda bir sıfır öndeyiz.” dedi. Sanatı hafife almıyor, insanların mucizevi bir yaşama anında tembel kalışlarına tahammül edemiyor gibiydi. Minibüs durdu, kimse inmedi, birkaç kişi daha bindi.

Bir an onu izlediğimi fark etti. Gözlerini kaçırdı kısa bir an. Kısık bir sesle “Neresindeyim avcunun?” dedi. Birkaç durak boyunca sustu. “Arka tarafta boşluklar var, ilerleyelim.” dedi minibüs şoförü. “Doğumumu bakire bir kadının rahminde gerçekleştireceğim.” dedi. O söyledi biz dinledik. Sesi heceleri birleştirdi. Yol devam etti.

Etine değmeyen hiçbir şeyi anlatmıyor gibiydi. Şehirler geçip gitmişti zihninden. Hiçbir gidenden nefret etmemişti belki. Bir intihar anındaki son, hafif dalgacı o gülümsemeyi iyi biliyordu anlardınız. Ama bu gülümsemenin annesinin kucağında ilk kez gülümseyen bebeğin yüzündeki ifadeden farkını kanıtlayamazdı hiç kimse. “Bereketli sofralardan yükseldi dualarım buldum ölü kuşların ağızlarında.” Derken iki ön sıradaki küçük çocuk ona dönüp gülümsedi. Kime nasıl baktığını iyi bilen kadınlara dikkat edin, hayatınızı başkalaştırmadan gitmezler.

Dilek’i anlattı sonra. ‘Bu yaşadıklarım gerçek olamaz diyordu son mektubunda birileri beni uykuda unutmuş olmalı.’ Kanımız aktı gitti bedenlerimizden. Tek tek çürüdü ellerimiz. Sustu aminler. Sustuk öylece. Ah Dilek, hepimiz tanımışız seni. Eridi dilimiz, kayboldu sesimiz.

“İki çarşaflı kadın rengi solmuş,kare desenli, eski bir üçlü koltuğu omuzlamış gidiyorlardı. Saat 02.42.

Nedir bu dedim direksiyon ellere

Gece tarifesi insanları dedi.

Gece tarifesi insanları..

Benim dünyam burada kurulmuş olmalı.”

“5 Eylül 2015 saat 10:10’da yazdı bunları.” dedi arkamdan biri. Nereden bildiğini merak eden gözlerle baktık ona. Gecenin bir yerinde yazılanı görmüştü belki de. Öğrendik sormamayı. Minibüs giderek daha fazla sallanıyor, düşmemek için tutunduğumuz demirlere daha sıkı sarılıyorduk.

İnsanları, sincapları, yazarları, kahvehanelerde okey oynayan emekli amcaları, sokak çocuklarını…Herkesi yakından tanıyordu. Nerde ineceğimizi unutmuştuk hepimiz. İnce parmakları, uzun sayılacak bir boynu, dalgalı saçları vardı. Çokça gülümsüyor, bazen bir anda çok keskin susuyordu.

Sonra yüzüme baktı yeniden.

“Kanlı ellerimle masana oturdum. Kimi sevdiysem hepsini öldürdüm. Çünkü göğsüme karanfil dikmenin başka türlüsünü bilmiyorum.” dedi.

Minibüs durdu. “Son durak” dedi şoför.

Kimse inmedi.

Not: Minibüste anlatıcı olarak kurgulanan kendi yazdığı hikayeleri anlatan ve tüm alıntılarım sahibi Melike Özpıçak’tır. Kalemi dert görmesin..

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir