İkinci Yeni’ye Dair Rapor/Kağıtlar

 

 

 

 

İkinci Yeni, Türkiyeli Edebiyatı’nda “kültürleşebilen” ender yazınsal yaklaşımlardan biridir. Kültürleşme derken neyi kastediyoruz peki? Kültürleşme olarak adlandırdığımız şey “yazınsal” üslubun diğer medya alanlarına dolaylı ya da doğrudan sıçramasıdır. İkinci Yeni’nin bizlere sunduğu da aynen budur. Rap’ten deneysel rock müziğe uzanan geniş bir spektrumun söz yazımına, yaklaşımına ve ideolojik zeminine katkı sağlamış bir üsluptan söz ediyoruz burada. İkinci Yeni’yi bu kadar değerli, yoğun ve sivil yapan şey ne idi peki? Bunu düşünmek kalemin mürekkebini koklamış herkesin görevidir.

 

İkinci Yeni’nin getirdiği yazınsal depremin, bana kalırsa bir çok sebebi var ve bunlardan en önemlisi ise “samimiyet ile derinliği” birleştirebilmesidir. Her okur yahut izleyici “kendinden bir parça” bulabiliyor İkinci Yeni şiirinde. Edebiyatı kapsamlı olarak algılamak isteyen bir kişi de arzu ettiği parçalara ulaşabiliyor, henüz olgunlaşmamış okur da. Çok yönlü okunabilirliğin ötesinde bağlantı kurabiliyor. Son derece kompleks olan konuları, konseptleri ele almak biz okurların yabancı olduğu bir şey değildir fakat İkinci Yeni bu yaklaşımı “zekice bir biçimde” sivilleştiriyor ve öz ile arasında olan bağlantıyı koruyabiliyor. Bu korunumu Garip’in şairleri denedi fakat hiçbir zaman etkileri İkinci Yeni’nin ki kadar geniş olmadı. Garip Şairleri’nin İkinci Yeni’ye basamak olduğu doğrudur, inkar edilemez bir gerçektir ama etkilem mesafelerine baktığımız zaman İkinci Yeni’nin daha güçlü bir şekilde konumlandığını görüyoruz. Birinci Yeni, yani Garip’in Şiiri, şairleri istedikleri yaklaşıma “tam olarak” ulaşamamışlardır, ki bu noktada yine devreye İkinci Yeni girmiştir. Bozguna uğramış (belki “bozgun” diyerek gerçekliğini çarpıtmış olacağız ama) Garip şiirinin bayrağını devralmıştır İkinci Yeni, ileriye taşımıştır.

 

İkinci değinmemiz gereken nokta ise, İkinci Yeni’ye dair, cesaretidir. Garip şairleri de “ele alınmayacak zor konuları” şiirlerine aktarmışlardır. Şiirin ahlak işgal edilmiş bölgelerini genişletmişlerdir fakat yine de kendileri bu ilerleyişi İkinci Yeni kadar uzağa taşıyamamışlardır. Duyguların bütün çıplaklığı ile İkinci Yeni de belirdiğine şahit oluyoruz. Öpmek, sevmek ve hatta sevişmek edebiyat tarihi boyunca “yasaklanmış” sembollere mahkum edilmiş. Gül imgesi sadece “tanrı sembolü” olarak ele alınmış fakat ikincil noktası yadsınmıştır. Aslında gül “vajinayı” da imgeler. İki imgesel yaklaşım da doğrudur, biri aslı diğeri asıl olmayan değil gibi bir durum söz konusu değil. İmgeler çok yönlüdür, köklüdür. İkinci Yeni bu unutulan kısmı tekrardan canlandırmıştır. Gülün, yasaklanmış esrarlı kokusunu sahiplenmiştir İkinci Yeni’nin şairleri. Bu sebeple çok yönlülüğe belki de en çok yaklaşanlar onlardır. Bu durumu “avant garde” betimlememiz gerekir. Çünkü İkinci Yeni “meydan savaşına” indirilemeyecek kadar da anti-militaristtir. Savaşa karşı çıkabilmiş, direnebilmiş şiirin kıvrak bir zekayla birleşmesine tanıklık edebildiğimiz için şanslıyız.

 

Biçimden de söz etmemiz gerekir. Çok klişe bir tabir kullanılır İkinci Yeni şiiri için bu konuda. “Biçimi parçalamak” gibi. Aslında İkinci Yeni bir “düzeni” parçalamamıştır düşünüldüğünün aksine. İkinci Yeni özgürleştirmiştir şiiri, şiir ile zihin arasına konmuş o sanal mesafeyi kapatmışlardır. Bu durumda “kırmak” tabirini kullanmak çok anlamlı değil. Şiiri “yapısöküme” uğratmışlardır demek daha isabetli olacaktır. Şiiri “iki uçluluktan” kurtarmışlardır ve şiirin bağımsız bir varlık olmasını sağlamışlardır. Parçalamak dediğimizde çünkü bir yıkım söz konusudur ki İkinci Yeni’nin amacı yıkım değil, oyunlaştırmadır (Oyun sözcüğü ile birlikte bir değersiz olmayı kastetmiyorum bu arada onu da belirteyim) esnetmedir. Parçalamak olsaydı alacakları tavır Dadaistlerinkine daha yakın olacaktı. Ama İkinci Yeni ile Dadaizm’in konumlanışı, tarihsel arka planı farklıdır. İkinci Yeni dolaylı “politiktir”. Dadaizm ise Birinci Dünya savaşına verilen doğrudan bir tepkidir. Dolaylı politik derken İkinci Yeni apolitiktir gibi bir çıkarımda bulunmayın. İkinci Yeni politiktir ama politikasını doğrudan bir olaya, gerçekliğe bağlamaz. Ki bu da onu eşsizleştiren faktörlerden birisidir. İkinci Yeni’nin herhangi bir sınırı yoktur yani. En politik söylemi de kaldırır, en apolitik olanı da. Ki bana kalırsa Türkiyeli Edebiyatının da ihtiyaç duyduğu buydu en başından beri. Şiirin uzunluğu yahut kısalığı gibi bir zorlama taşımaz İkinci Yeni’nin şairleri ama ne kadar küçük görünürse görünsün şiirler yoğunluklarını korurlar, oksimoronları ustaca konumlarlar. Bunu anlamak için Cemal Süreya’nın ‘Tek Yasak” şiirine bakmamız yeterli olacaktır :

 

 

TEK YASAK

 

Özgürlüğün geldiği gün

O gün ölmek yasak!

 

 

Şair, bu eserinde hem yoğunluğu hem de çelişkiyi gösterir. Özgürlük dediğimiz kavram ile yasak, genellikle çelişir fakat Cemal Süreya öyle bir şekilde inşa ediyor ki şiirin çelişkisi adeta yok oluyor ve böylece bir düşünce olarak, çelişkisizce zihnimizde beliriyor. Bu kısa ama zihin içerisinde uzayan şiiri okuduğumuzda bizler, birçok yaklaşıma sahip oluyoruz. Tanımların ötesine geçiyoruz, sınırları çizilmiş kelimelerin duvarlarını öteye iteliyoruz. Özgürlük ve yasak üzerine kurulmuş bütün “üst anlatıları” tersine çeviriyoruz. Ki en başından beri Cemal Süreya’nın, Turgut Uyar’ın, Ece Ayhan’ın ve Edip Cansever’in yaptığı da budur. Tanımları mikro düzeye indirmek. Fakat bu indirgeniş standart anlamda bir basitleştirme değil, aksine daha karmaşık hale getirme çabasıdır. Ki zaten üst anlatının kendisini karmaşık olarak kurgulaması da yine dediğim gibi “egemen sınıfa” aittir. Bu duruma, sosyal inşaya karşı bir isyan ateşidir İkinci Yeni şiiri.

 

 

 

Son olarak şunu belirtmek istiyorum ki İkinci Yeni, bir rastlantı sonucunda toplumun damarlarına yayılmış bir şiir değildir. Şiirin tutumu, şairin estetik ve güzellik anlayışıdır. İkinci Yeni’yi kültürleştiren, insanlaştıran bir özelliktir bu. Şiirin öznesi olarak “okuru” ele almasıdır ve İkinci Yeni şiirlerinde ayna sürekli okurun elindedir, hem kendisinin iç dünyasını yansıtan hem de şairin niyetine dair ipucu veren. İkinci Yeni Şiiri, kısacası başı boş bir şekilde ünlenmiş yahut basit bir ergenlik üzerinden kendisine zemin bulmamıştır, kendisi olarak bütün alanları etkisi altına almıştır. Dillendirilemeyecek duyuların dili olmuştur.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla