Kağıtlarımın Arasında Bulduğum Öykü

 

Plato dağlarına çıkardı kara toprakların. Ötek bir soluğunu yakalamak isterken hayatın, o, çöllerde, kızıl yıldızlar kaynayan ayaklarında, bambaşka bir çukuruna düşmüştü derin, sonsuz. Derisi yüzülen çocukların feryatlarını o küçük not defterine kazıyor, yerlilerin tuhaf ayinlerini anlamaya çalışıyordu. Tabi Plato, bir beyaz adam olarak, kendisinden başka kimseyi anlayamazdı. Bu üst üste dizilmiş hayvan kafalı, ki yaklaşık beş katlı olur kendileri, putun çevresinde dönüp durmanın ne anlamı var, boynuzlu hayvanlara benziyorlar sanki. Bu düşüncelerini zihninin kafatasında döndürüp durdu, durdu, gökyüzüne son bir kez baktı. Acaba kim görecek bu yazdıklarımı? Medeniyete, yani insanın bedenler üzerine kurduğu yan odalarına cesetler sakladığı sürece, katkı sağlıyorum? Kurtulamayacağım biliyorum. Kurtarmayın beni, ki bu zaten bana yapabileceğiniz en büyük kötülük olur.

 

 

Yığılmış bedenini bulduklarında Plato’nun uzmanlar hiç şaşırmadılar sıradan bir kayıptan ötesi değildi kendisi.

 

 

Ve güneş batıyordu. Plato’nun defteri hala paltosunun iç cebindeydi. Çakmağı ise pantolonun cebinde geziniyordu kocaman bir karınca misali vebalı. Son sigarası sol cebinde parçalanmıştı, tütün kokuyordu.

 

 

Kalabalık sayılabilecek bir ekip ____Bey’in de emriyle, Plato’nun üzerindeki öteberiyi aramaya koyuldu. Çakmağı ve ezilmiş sigarayı özel, camdan bir bölgeye kaldırdılar. _____ Bey’e defteri sorduklarında : ”Ben incelerim onu. Bana bırakın” dedi ve odasına çekildi. Koltuğu ve ufak köşesiyle bu yapı kimilerine Infinite Jest’in ilk paragrafını anımsatabilir. Koltuğuna yerleşti, sararmış sayfaları karıştırıyordu elleriyle ve avuçlarıyla. Bambaşka bir lisan ile yüzleşince insan tabi ki de korkar. Kelimelerin İngilizce kökenli olduğunu kavrayabildi, belli çıkarımlarda bulundu : ”Dans, etmek, eğlenceli, güzel, çirkin, büyük koca kartal, imdat” İmdat kısmını herhalde umutsuz olduğu bir sırada yazmıştı. Yani ana metinle alakasızdı, geriye : ”Dans, etmek, eğlenceli, güzel,çirkin, büyük koca kartal” kalıyor. Bir çok cümle oluşturabilirdi ama o Plato’ya sadık kalmak istiyordu onun akademik çabasına karşı derin bir saygısı vardı. Kaldığı yeri işaretlerdi tükenmez kalemle : X Tahta masasının ötesinde duran beyaz örtülü masaya uzandı. Derin bir uyku çekti kendine.

 

 

Sabah olmuştu. Uyandı. Bacaklarına yılan misali doladığı yorganı sağ köşeye savurdu. Oda pek dağınık sayılmazdı, _____’ın kendine özgü bir düzeni vardır her zaman ve ne olursa olsun her zaman bulurdu aradığı kitabı daha doğrusunu söylemek gerekirse ki kitaplarını.

 

 

Masasının başına geçti, çirkin bir sabaha uyanmıştı. Plato’nun ona sunduğu bu bilgi kaynağından fazlasıyla faydalanmak istiyordu. İnsanlar için. İnsanlarımız için.

 

 

Çarpı koyduğu kısma geri döndü. Omuzlarında garip, biçimsiz bir el hissetti, gözler takip ediyordu onu mavi, mavi. Arkasını döndü. Kırmızı savaş boyalarıyla boyanmış bir büyük gövde duruyordu karşısında. Ürktü. İri parmakları savaş baltasını kavrıyordu. Öfkeliydi. Ne yanlış yapmıştım ki ben? Yabancıydı. Yaprak kokuyordu. Karanfil kokuyordu. Savaş baltasını savurdu bana. Cam açıktı ve soğuk hava her tarafı sarıyordu. İlk darbeyi ıskaladım. İkinciyi ise kıl payı atlatabildim. Üçüncü denemesinde ise başarılı oldu, kafatasımın beyaz yüzeyine saplanan bu garip makinayı bir türlü söküp atamıyordum. Çığlıklar sarıyordu beni. Bağırdım. Kimseler duymasın diye bağırdım. Bağırdım. Yardım etsinler bana diye bağırdım. Bağırdım. Annemi özlemiştim, annem yıllar önce öldü benim bir kazasında arabanın. Ezmişlerdi, kollarını, bacaklarını, kemiklerini, derisini kadıncağızın. İnanamıyordum buna. Yine bağırdım. Annem beni hep emzirirdi. Oyuncaklarımla oynadığım vakitleri çok severdim özellikle, kimi zaman salonumuza adamlar uğrardı. Parayla alakalı bir şeyler söylerlerdi aksi takdirde daha başka yollara başvuracaklarını vurgularlardı. Anladığım kadarıyla … neyse boşverin, siz bilir misiniz ben çekmecemde silah sizlerim. Dışın dışınlar dıkşın dıkşınlar için. Onu da götürecektim kendimle birlikte. Bağırıyordum bu sefer şarkısını umudun, yaşıyordum, yaşayacaktım. AHHHHHHHHHHH. Ne nasıl olur bu. Adamcağız nerede? Kayboldu herhalde. Baltayı söküp atayım bari, saplanmış. Yok. Yarı uykulu olmak böyle bir şey. Ovuşturdu gözlerini. Görüntü biraz önceki yok olmuştu, illüzyon.

 

 

Şair bu kısımda, yazı okunmuyor, şunu kastetmek istemiştir. Ama yanlış anlaşılmasın lütfen buradaki şair kavramı düşündüğümüzden çok daha faklı. Şairler bu ilkel, ilkel sensin, toplumda büyücü sayılır dertlere derman olurlar. Günümüz yazın insanları öyle mi? Bu kısım çeviri falan değil ki? Notlar kısmına atlamışım. Sabah körlüğü işte. Özür dilerim, özür dilerim.

 

 

” Dans, etmek, eğlenceli, güzel, çirkin, büyük koca kartal ” Bu kısımda neyi kastetmek istediğini sanırım anladım. Büyük koca kartal, çirkin dedi ki dans etmek eğlenceli ve güzel. Dans burada ‘hareketi’ imgeliyor. Yani kartal büyük koca çirkin hareketin önemini vurguluyor. Dans ve hareket dıştan aynı gözükse bile özünde farklı kavramlardır. Dans mutluluğu ve neşeyi vurgular bizlere fakat hareket ise sıradandır ve kendi içerisinde erir. Eski adamlar ne bilgeymiş gerçekten.

 

 

Diğer sayfada ise Plato’nun bir çizimi vardır. Acayip bir yaratık zavallı çocuğu kemiriyor keskin dişleriyle. Kellesi yoktu zavallıcağın. ‘ADAK’ yazılı tuhaf alfabeli bir tabela tutturmuşlardı boynuna kurbanın. Kertenkele vari ayakları ve uzun bacakları vardı bu tanrının (Tanrılarda başka kimse olamazdı bu kişi zaten. ) Gövdesiyse iriydi hayvani, uzun kulaklar dikilmişti kafasına, gözler minik. Kurtulmak istiyor gibiydi kağıttan, yalvarıyordu sanki, makası elime alıp onu özgürleşmek istedim ama olmadı öteki sayfaya geçmek zorundaydım.

 

 

Tabi bu esnada çözümleyebildiğim kısmı not defterime geçiriyordum. ‘‘ Büyük koca kartal, çirkin dedi ki dans etmek eğlenceli ve güzel”

 

 

Gayet iyi.

 

 

Kalktı kitapların ve yığınların arasından, camı kapattı.

 

 

”Çalışmaya dalınca insan demek ki böyle oluyor üşüdüğünü bile saatler sonra farkediyorsun” dedi kendiliğinde kendi kendine.

 

 

Ter içinde kalmıştı kareli gömleğini değiştirdi, dolabı açtı, siyah gömleğini attı yatağının üzerine, pantolon geçirmişti bacaklarına giyindi, aynada kendisine baktı. Çirkin değildi onlara benzemiyordu benzemeyecek olmanın verdiği o lezzetli saniyeleri yaşadı içinde. Sırıtıyordu aptalca.

 

 

Masasına yani tahta yani düşünsel yapıyı(yapısını) yığdığı kaosun düzlemine geri döndü. Diğer sayfaları çevirdi. Yok. Bomboş, yok bomboş, yok bomboş araya sıkıştırılmış XOX oyunları vardı sadece. Uyduruk spiral çizimler. Hayır hayır hayır.

 

 

Nihayetinde son sayfaya geldi ufakça yazılmıştı tam ortasına:

 

 

”Bu eseri okuduğunuz için teşekkürler ”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir