Karnaval (Tiyatro Metni)

 

(Odada iki kişi vardır. Erkek olan yatakta uzanmaktadır , yani Mahmud. Nergis ise ötedeki sandalyeye oturmaktadır. )

 

Mahmut: Orada mısın?

Sana söylüyorum. Orada mısın?

 

(Sağına soluna bakar Nergis yani başındadır.)

 

Nergis: Ben buradayım. Sen neredesin?

Mahmut: Göremiyorum seni. Hani! Göster artık şu yüzünü!

Nergis: Kör mu oldun yine sen…

Mahmut: Bilmem. Belki de öyle oldum.

Nergis: Bi kurtulamadın şu vebadan!

Mahmut: Kurtulamayacağım da .

Nergis: Seni iyileştirebilirler.

Mahmut: Hayır. Nergis ! Hayır beni kimse iyileştiremez. Ben vebalı falan da değilim ayrıca. Bunlar hep senin uydurmaların. Sen beni kandırıyorsun. Evlendiğimiz günden beri bu böyle oldu hep. Neden ? Neden beni hiç sevmedin ? Neden benim lisanımı konuşamadın. Neden? Hangi yarım kıtanın ikliminden geldin sen ! Bunu neden hiç bilemedim ben . Benden ne saklıyorsun söyle.

Nergis: Bir şey saklamıyorum senden.

Mahmut: Saklıyorsun işte! Hem o elindeki ne!

 

(Nergis’in elinde tuttuğu o kutuya bakar.)

 

Nergis: Bu önemli bir şey değil. Kutu işte.

Mahmut: O kutunun elinde ne işi var.

Nergis: Hastasın sen…

Mahmut : Beni delirtme. Sana diyorum hey. Kutunun içindeki ne!

Nergis (sıkılgan bir tavırla): Ka… l…

Mahmut: Ne? Seni duyamadım

Nergis (ses kısık): Kal…em

Mahmut :Kalem mi? Kalemin ne olduğunu bilir miydin ki sen Nergis!

Nergis: Kal………….em.

 

(Kutuyu açıp kalemi gösterir.)

 

Mahmut : Bir öykü yazmaya falan mı niyetlendin yoksa sen?

Nergis: Öykü… evet… hıhı.

Mahmut : Öykü demek ha? Nereden çıktı şimdi öykü yazmak?

Nergis: Alizade’nin tavsiyesi.

Mahmut : Ne! O küçük burjuva ile konuşulmayacak demedim mi sana? Onun ne hayaller sattığını biliyorsun insanlara! Hayalcidir o hayalci seni kandırmasına izin vermemeli idin. Sana hiç yakıştıramadım bunu!

Nergis: Bana ne yakıştırdın ki şu güne kadar ha! Emekli Tarih öğretmeni Çoşkun! Ha!

Mahmut: Bak! Oyunları karıştırıyorsun birbirine. Hem ben tarihçi değilim. Ben işsizin tekiyim işte. Emekli yazar olduğum metin farklı. Karıştırma.

Nergis: Çoşkun!

Mahmut : Ne var!

Nergis : Neden iş bulamıyorsun hala! Ev kalmış beş parasız…

Mahmut : İş dediğin nedir ki sevgilim! Nedir!

Nergis: Çalışmaak! Ekmeek getirmeek! Bunların hepsi kutsaldır demez miydin sen…

Mahmut : İçip durduğuım zamanlarda belki bunları söylemişimdir. Anımsayamadım şimdi.

Nergis: Emel hanımın bacakları olsa anımsardın ama!

Mahmut: Emel değil bir kere o… Onun ismi başka

Nergis: Demek ismi de var!

Mahmut : Narini tanımıyor musun yoksa! Yakıştıramadım sana.

Nergis: Mahmut!

Mahmut : Söyle hay başımın belası!

Nergis: Beni aldatıyor musun yoksa?!

Mahmut: Somut olarak değil. Bütün kutsalları kandıran bir tanrıyım ben! Bunu sana evlendiğimiz gün de söyledim. Tek bir kadına bağlı olamayacağımı anlamadın mı hala! Bak Zeus’a Posseidon’a falan…

Nergis: Onlar Olimpos Dağında yaşıyor sen ise Fikirtepe’den bozma bu harabe yığınında! Allah belanı versin ulan!

Mahmut : Zeus demek istedin herhalde. Zeus vermiş verecek kadar belasını. Belalardan çok ne var bizde! Pazarda kilosu üç teleden satsak hepsini! Holding sahibi oluruz Olimposlarda. Gayrımenkul işine girdiğimizi düşüsene oralardan. Ne araziler ne paralar koparırız. Hepinizi kurtaracağım. Göreceksiniz! Sen de göreceksin HADES! Özellikle de sen!

Nergis: Orası beni ilgilendirmez şekerim! Ne yaparsan yap. Beni ilgilendirmez. Ama yeter ki kurtar beni şu cehennemden yeter!

Murat: Kurtaracağım!

Nergis: Peki ne zaman! NE ZAMAN!

Murat: Bir gün…

Nergis: Hangi bir gün!

Murat: Bir Pazartesi günü!

Nergis: Hangi Pazartesi günü!

Murat: Salıdan önceki pazartesi.

Nergis: Başka Pazartesi mi var ki be adam!

Murat: Her insanın Pazartesi farklıdır. Filozof Alimi sokrates ne demiştir bilir misin? Pazartesilerdir insanı büyüten ve geliştiren ve soylu hale getiren öyle değil mi!

 

(Sokrates girer.)

 

Alim Sokrates: Evet! Evladım Murat! Benim kitaplarımı on numara özümsemişsin.

Murat: Saol Alim efendim! Sizin izinizden yürüyorum!

Alim Sokrates: Aferim evladım Murad!

Murat: Saolunuz efendim! İyi ki varsınız! Size kitap bile yazabilirim ileriki zamanlarda!

Alim Sokrates: Benim felsefemi benimse yeter!

Murat: Efendim! Yaptığım da aynen budur!

Alim Sokrates: Platon’dan daha başarılısın yemin ediyorum!

Murat: Ya İskender’den!

Alim Sokrates: Evladım o fetihçi biliyorsun…

Murat: Ya ben?

Alim Sokrates: Senin ruhun zengin ama… Maddi koşullar da var biliyorsun.

Murat: Biliyorum! Efendim! Biliyorum!

Alim Sokrates: Afferim asker!

Murat : Gelecek maaşımla alacağım gemiyi göreceksiniz!

Nergis: Ne maaşı. İşe mi girdin sen?

 

(Sokrates çıkar.)

 

Murat: Yok hayatım yok! Ama biliyor musun? İşgalci olmak çok kazandırıyormuş insana! Bende onu yapacağım. İşgal edeceğim!

Nergis: Ali Ekrem gibi mi?

Murat: Hayır! O başaramadı. Ben onun gibi olmayacağım.

Nergis: Bilemiyorum artık! Hem ayrıca Sokrates de kimmiş! Ben bu eve misafir gelmeyecek demedim mi?!

Murat: Ama Sokrates misafir değil ki!

Nergis: Misafir işte! Ayıp oldu adamcağıza! Bisküvi bile ikram edemedik!

Murat: Hayatım! Sokrates gelip bir şeyler yiyecek tipten değil. O üzüm falan seviyor. Bizde üzüm ne gezer oysa iki gözüm!

Nergis: Yine de çay demleyebilirdim adamcağıza!

Murat: Çay da sevmiyor ki Soc.

Nergis: Çay sevilmez mi bea!

Murat: Sevmiyor işte. Şarap falanla içli dışlı o!

Nergis: Hımmm. Fransız falan olmalı o zaman?

Murat: Hemde çok başarılı bir Fransız. Yaptığı yatırımlarla bilinir!

Nergis: Yatırımcı adamı niye kaçırıyorsun ayol…

Murat: Eşi çağırdı ben ne yapayım!

Nergis: Telefonu çaldı yani.

Murat: Evet aynen öyle oldu.

Nergis: Oldu değil mi?

 

(Murat başını sallar ve…)

 

Murat: HIHI!

Nergis: Neyse sağlık olsun napalım.

Murat : Aynen öyle.

 

(Murat kısa bir süre tavana bakıp durur.)

 

Nergis: Coşkun!

Murat: Söyle.

Nergis: Şarkı söylesene bana . Tıpkı evlendiğimiz gün yaptığımız gibi.

Murat: Rica ediyorum bana o günü hatırlatma.

Nergis: O gün ben ne giymiştim peki hatırlıyor musun?

Murat: Çirkin, biçimsiz ve kırmızı bir bluz!

Nergis: Bluz değil LE BLUZ!

Murat: Peki sevgilim öyle olsun. Giydiğin o garip şeyin adı LE BLUZ olsun. Ne kadar kültürlü bir karım var.

Nergis : Tabii ki de öyleyim. Ama yine de sen söyleyince böyle bir içim hoş oldu.

Murat: Oldu ise ne mutlu bana. Krallıklar da alkışlıyor seni bak.

 

(Murat Nergis’e boş duvara bakmasını söyler. Nergis boş duvara kenetlenir. Murat konuşmaya başlar.)

 

 

Murat’ın birinci hanedanlığı: ALKIŞ.

Murat’ın ikinci hanedanlığı : ALKIŞ.

Murat’ın üçüncü hanedanlığı: ALKIŞ.

Murat’ın dördüncü hanedanlığı : ALKIŞ.

Murat’ın beşınci hanedanlığı : ALKIŞ.

Murat öncesi dönem: Bu böyle olmaz.

Murat’ın birinci hanedanlığı: OLUR . ALKIŞ!

Murat’ın demokrasi dönemi: Herkesin kendini yansıtmaya hakkı vardır.

Murat’ın birinci hanedanlığı: OLMAZ ÖYLE ŞEY! ALKIŞ.

Murat’ın halkı : YAŞASIN DEMOKRASİ!

Murat’ın birinci hanedanlığı: KATLEDİN ŞU KAÇKINLARI HAYDİ!

Murat’ın birinci hanedanlığındaki birinci asker: Öyle yapacağız!

Murat’ın birinci hanedanlığı: YÜRÜYÜN ASLANLARIM!

Murat’ın halkı : DİRENECEĞİZ!

 

(Muratların savaşı Nergis ‘in başını Murat’a çevirmesi ile biter.)

 

Nergis: Bu kadar savaş yeter!

Murat: Ama tam da en heycanlı yerinde idik.

Nergis: Yeter dedim. Benim dedeciğimin durumunu biliyorsun.

Murat: Kore Gazisi mi neydi …

Nergis: Değildi sevgili Coşkun değildi!

Murat: Ne idi peki?

Nergis: O başka bir dünyada verdi savaşını yiğitçe! Ve gazi oldu!

Murat: Hangi dünya idi peki o. Rastlamış olabilirim kendisine.

Nergis: Üçüncü durakistan.

Murat: ŞŞŞT –istan ekini ekleme o dünyaya!

Nergis:  Neden aşkım?

Murat: Sonra halkımız bize kızar. Aman ha!

Nergis: O zaman dünya-ı durak-ı üç.

Murat: Sevgilim böyle Farsi konuştuğun zaman çok güzel oluyorsun!

Nergis: Ay Murad. Tüysüz sevgilim benim.

 

(Nergis Murat’a yaklaşır ve yanağından öper.)

 

Nergis: Benim güzel sevgilim ah.

Murat: AH.

Nergis: Ne oldu Coşkun! Sevgilim! Ellerime doladığım minik kediciğim!

Murat: Bilmiyorum. Sanırım Nalan’ın kızı Eleni’yi özlüyorum.

Nergis : Cahilliğimi mazur gör ! Kim peki Eleni?

Murat: Bizim Eleni işte.

Nergis : Üst katta oturan!

Murat: Evet evet o!

Nergis: Ne varmış ki onda?

Murat: Bende olanlar işte.

Nergis: Sende meteliksizlikten başka neyin var ki zaten.

Murat: Acım var. Yalnızlığım var. Üzerine de iki parmak öksüzlük atıyorum. Ve ortaya halkulade bir karışım çıkıyor. Tatmak ister misin?

 

(Murat yemek yaparmış gibi yapar. Hazırlamayı bitirirmiş gibi yapar. Tabağı Nergis’e uzatır. Nergis hayali tabağı yere atar.)

 

Nergis: Bu yemekten sıkıldım artık. Başka bir şeyler hazırla bana. Üç parça kırılmış mutluluk bile mi katamıyorsun çeşnine!

Murat:Mutluluğu buzdolabına kaldırdım herhalde. Üşüyordur zavallıcık. Yazık günah . Bekle burada sevgilim. Sana birazdan hazırlayacağız yemeğini. Ve sen de afiyetle yiyeceksin. Nermin de uğrar hem belki. Nermin. Vahlarımın karanlığına gizlediğim o yalnız kadın . Eski zamanlara dönmek gerekir ama onun tam silüyetini anımsamak için. Bir zamanlaaaar…

Nergis: Acıktım ben sevgilim.

Murat: Leydim. Bekleyin hemen. Hazırılıyorum ağzınıza layık bir yemek. Hazırlıyoruz değil mi. Hazırlıyoruz. Sen iyi bir adamsın . Biliyorum.

 

(Cırtlak bir sesle.)

 

Murat:

Yemek yaparız biz

Yemek yaparız seninle biz

Sabahına akşamların

Akşamların sabahına

Tanrım ah yücelikleri kendine kaftan edilmiş efendimiz

Bundan daha kutsal bir görev olabilir mi bizlere?

 

(Murat buzdolabını açarmış gibi yapar. Oradan bir şeyler alırmış gibi yapar. Aldığı şeyi yatağının yanına koyar. Tavayı alırmış gibi yapar. Aldığı şeyi parçalarmış gibi yapar. Parçaladığı şeyi tavaya atarmış gibi yapar. Tavana atılan şeyin üzerine bazı lezzetler eklermiş gibi yapar. Eklediği lezzetleri pişirirmiş gibi yapar. Yemeği tamamlarmış gibi yapar. Yemeği Nergis’e verirmiş gibi yapar. Nergis alır ve yemeği yermiş gibi yapar. Yemeği bitirirmiş gibi yapar.)

 

Nergis : Teşekkür ederim Coşkun.

Murat: Ne demek hayatım.

Nergis: Bu tatları nereden buluyorsun Coşkun. Bu seferki yaptığını çok beğendim. Ellerine sağlık .

Murat: Evet hayatım bence de . Sen mutlu isen Nebahat da mutlu.

Nergis : Nebahat?

Murat: Boşver ey aşkların en güzeli. Sen damakta kalan tadın tadını çıkar.

Nergis: Bence de. Ufak ayrıntılarla kendimizi üzmemize hiç gerek yok değil mi?

Murat: Yok tabii…

Nergis: Hepsi birer küçük ayrıntı hepsi. Ufalacaklar gözlerimden birazdan her biri. Hepsi. Hepsi ama. İstisnasız! Göreceksin! Görecekler. Komşumuz Altıyüzyetmşyedincibingillerden Fatih’i de çağıracağım. O da bu karnavala şahit olacak şanslılardan. Sen bu gösteriyi en önden göreceksin. Hepsi yok olup gidecek. Sen kafatasından haykırmaya çalışacaksın ama nafile. Başaramadın sen! Başarısızsın sen. Kafatasını parça parça edeceğim Coşkun! Av hayvanı edeceğim seni kendime. Göreceksin işte o zaman gerçekleri. Görmek zorunda kalacaksın her şeyi. Parantezlerini söndüreceğim başında ocağın. Delireceksin. Ve seni delirten ben olacağım. Japonların tabiri ile “Harakiri” olacaksın. Olmak zorundasın. Zorundasın. Zorundasın. Hahahah. Ormanlar ne güzel değil mi?

Murat: Delirme Nergis. Bunu yapamayacağını sen de biliyorsun ben de biliyorum.

Nergis: Peki Nur hanıma ne oldu biliyor musun?

Murat: Söyle ona ne yaptın ha . Söyle. Onu da mı yoksa…

Nergis: Onu halkımızın esaslarına göre yargıladım. Yargıladım! Sen ne sandın peki. Juri onu suçlu buldu. Juri’yi ikna etmek hiç de zor olmadı. Dava sonunda da onu giyotine gönderdim. Fransız ihtilalini tekrarladım. Tabii o zamanlar kamera falan da yok. Kayıt altına alırdım aksi takdirde her şeyi. Defalarca izletirdim hem sana. Hem de diğerlerine. Hi Hi. Yaşasın insan hakları!

Murat: Sus lütfen yalvarırım. Bak dayanamıyorum.

Nergis: Daha yeni başladım. Dur hele! Ah! Tarihimi yazacak bir de kitap olsa. Ama yok. Sahaflarda buluruz eminim. Sahaflara gidelim mi ha Aşkım? Ha Coşkun ? He Matbaacı ? He Kapitalist kitapçı? Ha-Ha-Ha!

Murat: Korkuyorum Eliza korkuyorum. Bari sen yardımıma yetiş Werther. Kurtar beni şu iki ağızlı şeytandan susuturun! Susturacak kimse yok mu yahu!

Nergis: Onları da esir aldım. Eliza’yı yerin altı kat aşağısına gömdün. O da iki saat öne falan intaar etti. Titriyor musun ha Murat Coksun! Titriyor musun ha? Hani nerede o giydiğin şovalye zırhları! Nerede. Hani nerede. Göremiyorum ben. Hu-hu. Nerdesiniz ey Murat’ın bit pazarından aldığı ikinci el zırhlar nerdesiniz. Hani nerede. Hu- Hu. Duyamıyorum sesinizi. Sağda mısınız? Solda mısınız? Hani nerede ! Hu-Hu. Hu-Hu…

Murat: Komşular yetişin! Komşular yetişin! Komşular yetişin! Ne olur yetişin! Bir şairi öldürüyorlar. Bir halk ozanını heba ediyorlar. Değerli insanımız buna müsade mi vereceksiniz ha. Çırpınışlarımın hakikatin ta kendisidir komşular. Komşular! Komşular! Komşular . AHHHHH. Acı büyüyor yetişin komşular yetişin. Söndürün şu yangının kıvılcımlarını. Söndürün.

Nergis: Seni lime lime edecek bu kızıllığa karşı ne cürretle saygısızlık edersin sen ha! Seni kimse kurtaramayacak. Hiç kimse. Zincirlerin beyazına yarenlik edeceksin sen. Seni gidi seni.

Murat: Yeteeer.

 

(Murat yataktan çıkar ve kaçmaya çalışır. Ama kaçamaz. Yere dürşer. Nergis onu kaldırır ve yatağına geri koyar. )

 

Nergis: Görüyorsun ya. Tanrılar da benim yanımda. Tanrıların adaletinden şüphe edilmez Coşkun. Bunu unutma.

Murat: Dayanamıyorum artık.

Nergis: Dayanacaksın diye bir şey söylemedim ki ben!

Murat: Düş artık yakamdan. Geri ver bana Nebahati ve diğerlerini geri ver.

Nergis: Hayır vermeyeceğim. Daha çok katledeceğim hepsini.

Murat: Yetişin! Nursel Teyze sen yetiş bari yardımıma.

 

(Tak Tak . Kapı çalar.)

 

Nergis: Kim bu saatte gelebilir ki. Bekle sen burada sevgilim.

 

(Kapıya doğru gider. Kapı önünde biri vardır .)

 

Nursel Hanım : Kızım sende domates var mıydı ? Bende kalmamış da…

Nergis: Son bir tane kalmıştı… Ama onu da size vereyim bari.

Nursel Hanım : Saol hanım kızım. Keşke oğlum da senin gibi bir kızla evlense idi.

 

(Nergis Mutfağa girer. Murat bu sırada bağırmaya başar.)

 

Murat: İşkence ediyorlar bana Nursel ! Kurtar beni.

Nursel Hanım: Kim var orada!

Murat: Benim Nursel Teyze. Benim. Ben buradayım. Hu-HU!

 

(Nursel Hanım sesi ararmış gibi yapar. Bulamaz. Nergisi beklemeye başlar. Haykırmayı da bırakır bir süre sonra Murat. Kafasını yastığa gömer. Nergis mutfaktan getirdiği domatesi Nursel Hanıma verir.)

 

Nursel Hanım: Saol hanım kızım .

Nergis: Bu bizim görevimiz nihayetinde. İnsanlık vazifemiz bu nihayetinde. Bizim kapımza gelenleri biz boş gönderemeyiz. Bu görevi bize bahşeden Sir Alfread’ın ilkelerini uygulamaktan başka bir şey yapmıyoruz. Onun sözleri mutlak emirdir bize. Emriniz emrinizdir efendim.

 

(Sir Alfread yanında belirir Nergisin.Nergis kafasını ona çevirir.)

 

Sir Alfread: Emirleri işte böyle yerine getireceksin kızım!

Nergis: Peki beni ne zaman kurtaracaksın buradan!

Sir Alfread : Güneş doğduğunda, yıldızlar alacakaranlıklarda boğulduğunda.

Nergis: Peki. Ben seni beklemeye devam edeceğim.

Sir Alfread: Sen devam et. Ben geleceğim bunu unutmayınız Leydim.

Nergis: Sör Alfread… Sevgilim!

 

(Sör Alfread çıkar.)

 

Nursel Hanım: Neyse ben de gideyim artık . Görüşürüz hanım kızım.

Nergis :Görüşürüz teyzeciğim.

 

(Nursel Hanım çıkar. Domatesi almıştır .)

 

Nergis: Ne iyi kadın değil mi ama?

 

(Nergis Murat’ın odasına döner.)

 

Nergis: Nasılsın Sevgili?

Murat: Ölüyüm işte. Ölü. Görmüyor musun?

Nergis: Göremiyorum valla.

Murat: Bu yaraların suçlusu hep sensin. Seni asla affetmeyeceğim. Bunu  da biliyorsun değil mi?

Nergis: Bilmez olur muyum Azizim. Bilmez olur muyum hiç… Biliyorum. Hem de en ince ayrıntısına kadar. Her şeyini biliyorum ben senin. Sen bir parça da bensin aslında. Benim kurtulmak istediğim o işe yaramaz parça. Ama seni savursam şurdan şuraya, biliyorum, canım yanacak. Canım yansın istemiyorum artık. Canımı yakıyorlar. Acı büyük. Biliyorum. Çok büyük. Damarlardan sızılıyor ince bir sızı. Yüzüyor tenimde isimsiz dalgalar. Yürüyorlar. Hep yürüyorlar. Yürüyecekler. Koca ayaklar küçük ayakları yiyecek. Şölen masası olacak şu küçük boysuz beden.

Murat: Şöleninde olmak istemiyorum ben senin artık. Kapasın diyorum şu ışıklar artık!

Nergis: Gösteri devam etmeli ama. Gösteriyi devam ettirmek zorundayız. Yoksa ne olacak halimiz? O günlere geri mi dönmek istiyorsun yoksa? O sefil günlere? Ekmeğimizin bile olmadığı günlerin provasını mı yapmak istiyorsun? O prova çok sıkıcıdır. Ve sıkıntı insanları katleden tek şeydir.

Murat: Evde zaten ekmek kalmadı ki… Hiçbir zaman şu kapıya ekmek girmedi ki.

Nergis: Neden acaba?

Murat: Bunun da mı suçlusu benim? Beni rahat bırakmadılar ki hiç.

Nergis: Hay başımın belası.

Murat: Belasın sen bela! Kendiliğimde bile beni rahat bırakmayan. Beni rahat bırak artık. Yeter!!!

Nergis : Gitmeyeceğim ve sonuna kadar burada bekleyeceğim.

Murat: Git diyorum. Lütfen. Git diyorum sana! Başarımı seninle paylaşmak istemiyorum anlasana artık.

Nergis : Ne başarısı. Senin en büyük  başarısızlığın başarı…

Murat: Ben büyük zarlar attım hep şu masaya!

 

(Ötedeki masayı gösterir.)

 

Nergis: O masaya boş zarlar attın. Taşları bile yoktu o oynadığın damanın.

Murat: Senin göremediğin bir oyundu bu.

Nergis: Sadece ben değil. Hülya da göremedi senin bu çifte tellini.

Murat: Görmesini beklemiyordum ki zaten. Kimse görmemeli idi bu siyah ile beyazın cengini.

Nergis: Kelimelere sığınma. Murat! Yeter artık. Yeter.

Murat: Aysel. Git! Defol git başımdan. Yeter.

Nergis: Çürüyeceksin Coşkun! Çürüteceğim seni. Ardında kalanları da satacağım bizim eskici kızına. Onun ellerinde biraz da ufalan artık sen!

Murat: Eskici kızı kim! Hem ona ne olmuş.

Nergis: Öte sokağımızda hani eski satan kızcağızı da mı hatırlamadın. Gülpembeyi de unuttun? Onca insan tanıdın ve  Gül Pembeyi unuttun ha? Öyle mi yani?

Murat: O da kapıldı gitti herhalde bendeki bir batı rüzgarına!

Nergis: Onu da kuşattın öyle mi? Öyle mi?

Murat: Bilmiyorum. Sanırım öyle oldu. Gül Pembe. Gül Pembe . Gül Pembe. Hayır olmuyor.

Nergis: Dayanamıyorum ben artık.

Murat: Dayanamıyorsan git.

Nergis : Ben de öyle yapacağım zaten.

Murat: Defol. Defol. Defol. Defol. Defol.

 

(Nergis kapıya doğru koşar ve gider.)

 

Murat: Demek sende gittin ha. Ben ise hala burdayım. Buracıkta. Oracıkların ikinci kentinde. Göllerine barajlar inşaa ettiğim. Mevsimlerini öldürdüm. Tanrım bana ne oluyor böyle? Ne?

 

-Sahne Biter–

 

-Işıklar Kararır-

 

-Sahne 2-

 

 

(Murat yatağında oturmaktadır hala.)

 

Murat: Sahiden… Yahu demin konuştuğum kimdi? Kim idi? Herhalde rüzgar falandı. Bu konuda senin fikrin nedir Leonardo?

 

(Leonardo içeri girer.)

 

Leonardo: Azizim bir fikrim yok. Benim hiçbir fikrim yok.

Murat: Demek sen de benim gibisin ha azizim.

Leonardo: Öyle de diyebilirsiniz bana.

Murat: İnsanlar benden taklit yapmamı istiyorlar.

Leonardo: Kimin taklidi? Neyin Taklidi?

Murat: Turgut Özben’in taklidini yapmamı istiyorlar. Sonrasında da Hikmet Benol olacakmışım. Arada bir de Tarih Öğretmeni Coşkun beyi de canlandırmam gerekiyormuş. Bu metinler arasında yüzmeli imişim ben. Leonardo. Kimse beni olduğum gibi kabul etmiyor ki. Ya çok güzelim onların gözünde. Yahut çok çirkin. Leonardo. Söyle bana. Güzel çirkin nedir bu dünyada?

Leonardo: Bir fikrim yok.

Murat: Lime lime ediyorlar beni! Leonardo. Lime lime ediyorlar beni. Sınırlarda gezen o adam gibiyim. Hani geçen kitabımda yazmıştım. Tarihsel gerçekleri de barındırıyor hem içinde

Leonardo: Sen ve tarihsel gerçekler ha… Ha ha ha!

Murat: Neden gülüyorsun bana? Ben sana gülmeyeceksin demedim mi!

Leonardo: Tarihin komikliğine gülüyorum. Hele ki bizim coğrafyamızdakinde…

Murat: O sulara girme diye kaçıncı defa söyleyeceğim sana ha . Bu bir oyun. Oyun! Unutma bunu. Karıştırma işte şu iki ucu birbirine.

Leonardo: Azizim. İstemeden oluyor bunlar inan.

Murat: İstemeden demek ha .

Leonardo: Tabii öyle.

Murat: Öyle mi?

Leonardo: Evet.

Murat: Evet.

Leonardo: Bence de öyle.

Murat: Ne yapalım bizim kaderimiz de böyle olacakmış.

Leonardo: Olric’i çağırayım  mı size?

Murat: Yok saol Leonardo. İstemez. Sonra izleyicimiz ne der aman! Korkuyorum hem ben beni izleyenlerden ey yüce Leo. Leo aslan falan demekmiş herhalde Arapçada. Yahut başka bir dilde. Bilemiyorum. Konuşulan dillerin hepsi aynı bence. Hiçbirinin anlamı yok özünde. Kimisinin anladığını bir başkası anlamıyor ki. Bu hep böyle oluyor. Peki neden bu böyle oluyor Leo. Söylesene! LEO!

Leonardo: Fikrim yok.

Murat: Benim de yok. Sadece konuşuyorum ben. Konuşmak… Konuşmak… Konuşmak…

Leonardo: Suskunluğu mu tercih edersiniz yoksa?

Murat: Susamam. Gösteri devam etmeli.

Leonardo : Susmak da önemlidir gösterinizde Azizim.

Murat: Kimse susmuyor Leo. Halimden şikayetçi gibi gözükmek istemem hem ayrıca. Ah! Prometheus. Sen neden ateşi çaldın beni alıp götürsen olmaz mıydı insanlığa. Olmazdı diyorsun. Hı hı bende öyle düşündüm. Sevgili Prometheus nasılsın  İyi misin? Akbaba’ya selam söyle. Çok gagalamasın seni. Beni gelip gagalasın. Nurhayattan sonra. Ha-ha!

Leonardo: Siz kendi devriminizi yapın o zaman!

Murat: Kiminle peki. Kimse bile yoktu ki başımda. Şu başsız başımda.

Leonardo: Peki ya o…

Murat: “O” yok aslında azizim yok. Kimse yok burada. Bir yakalılar var öte yandan bir de bıyıklı teyzeler korosu.

Leonardo: O korodan nefret ediyorum.

Murat: Kim etmiyor ki?

Leonardo: Bilmem.

Murat: Kesin onlar da saklanıp saklanıp duruyorlardır sarkacında hayatın.

Leonardo: Sarkaç?

Murat: Sarkaç! Hani geçen gece rakı sofrasında icat ettiğin…

Leonardo : Ha o ufaklığı diyorsun. Ben ona farklı bir isim verdim ama…

Murat: Ne peki?

Leonardo : Sarkaç-ı derya.

Murat: Derya da kim?

Leonardo: Komşun. Yan komşun.

Murat: Burası tek katlı bir saray değil miydi yahu!

Leonardo: Öyle öyle.

Murat: Tek katlı saraylarda insanların komşusu olmaz biliyorsun.

Leonardo: Olur! Neden olmasın.

Murat: Yalanlar söylüyorsunuz bana Sayın Leo!

Leonardo: Ama gerçekten bozma yalanlar bunlar.

Murat: Peki ben niye göremedim onları bunca zaman?

Leonardo : Çünkü bunu büyüklerimiz öyle öğretti bize.

Murat: Kocamandı hepsi değil mi?

Leonardo: Öyleydiler. Kocamandılar.

Murat: Peki daha fazla konuşmayacağım. Biraz da dinlemek istiyorum.

Leonardo: O zaman izninizi isteyeyim ben azizim.

Murat: İzin senindir asker.

Leonardo: Sağolun komutanım.

 

(Leonardo sahneden gider, Murat tek başınadır. Hala yatağın içnde beklemektedir. Kısa bir süre başını tavana diker. Ve sonrasında ise konuşmaya başlar.)

 

Murat: Olmuyor. Başaramıyorum. Devam edemiyorum. Sürünüyorum. Orada kimse var mı? Yok. Kimsecikler yok. Önceden de yoktu. Şimdi de yok. Hepsi yalanları tekrarlayıp duruyorlar. Bana bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Bağımsızlıklarını kuracaklar yakın zamanda. Bağımsız olmasalar ne olur ki. Ben onları besleyebilirdim. Yer vardı herkese yetecek. Erzakları da çıkarırım hem dolaptan. Çok erzağım var benim. Çaldım hepsini bakkal Nemati’den. Nemati kötü bir adam olmasa idi bunu yapmazdım. Ama yaptım. Ben yaptım. Hep yaptım. Bu ilk de değildi üstelik. Ne müceverleri sakladım paçavralarıma bir bilsen ah. Bir gün gelse beyazlı adamlar ne yaparım ben ? Hiçbir şey yapamam. Ve teslim olurum. Zafersiz ve adi. Hücreye atarlardı beni. Sessiz bir mahkum olurdum üstüne üstlük. Sessiz mahkumlar tepesine dikerdim bayrağımı. Ağlamayı bile beceremezdim. Onun adını ağlamak isterdim sürekli. Ama yapamazdım. Gözlerimi kapatamazdım. Mümkün değildi. Bu imkansızlığa öfkelenip duran bir av hayvanı idim ben. Kendi tuzaklarına dolanan. Satırın başındayız hala. Ve gelecek günlerin.

 

(Gözlerini yere diker Murat. Sağa sola çevirir kafasını. )

 

Murat: Önümüzdeki sabah ta bundakinden çok farklı olmayacaktır. Güneş doğacak ve batacak. Batan güneşin ardına da ağıt yakar benim gibiler de.

 

(İnce ince mırıldanır. Kimse duymamalıdır bu mırıltıyı. Yatağında kalmaya devam eder.)

 

Murat: Yazar. Hey yazan. Gözlüklü adam. Çirkin parmak!  Nedendir bu zulmün bana? Bilmiyorum. Kendimde arıyorum seni herhalde. Beni kendi kalemine kukla ettin demek ha. Öyle oldu. Hıhı. Aynen öyle oldu. Peki neden? Neden Murat bu hale geldi? Neden Ali Ekrem değil? Onun rolü bitti. Geçen sabah öldü. Kalkan onun cenazesi miydi? Evet öyle idi. Cenazelerden hala ürkerim ben. Çocukken de böyle idin sen. Biliyorum. Ama bazen işte, nefes alamaz gibi oluyorum. Ve gözlerim açılıyor. Soluğum yerindeymiş meğerse. Üzülüyorum. Ama o da geçiyor bir süre sonra. Bu da geçecek değil mi? Fikirlerin bitmedi değil mi?  Bende yoruluyorum senin gibi işte. Hala! Peki. Bende uzaklaşır giderim yanından. Kal sağlıcakla.

 

(Yataktan kalkmayı dener ama kalkamaz. Yatakta beklemeye devam eder.)

 

Murat: Ne ilginç biri idi değil mi? Öyle değil mi Yusuf!

 

(Oğuz sahneye girer.)

 

Yusuf: Yanlış kişi yine.

Murat: Mektup atacağım da kimse yok… Bir sen geldin aklıma yine.

Yusuf: Demek öyle. Mektup yazar mıydın ki sen?

Murat: Yazmaz olur muyum hiç. Ben hiç doğmamış kadınlara mektup yazardım.

Yusuf: Mektuplar… Mektuplar… Bilmem kaç tanesini yakmışımdır şu güne kadar.

Murat: Ben yakamıyorum mektupları. Korkuyorum. Yine…

Yusuf: Geçen satırlarda vardı senin bu korkaklığın. Ah! Hiç mi öğreneyeceksin şu küçük burjuva olma olayını.

Murat: Öğrenemiyorum. Ben kötü bir öğrenciyim. Ekmeği bile olmayan çekmede.

Yusuf: Sende onlardansın demek ha?

Murat: Tabii ki de onlardanım. Ben herkesdenim. Kime sorarsan sor beni bilir. Ve teşkilatımı!

Yusuf: Teşkilat mı kurdunuz?

Murat: Kurduk. Bütün kaybedenlerle. Kapımıza da astık hatta ‘’Kaybedenlerin İşsiz Demokrasisi ‘’ diye.

Yusuf: Demokrasiye nasıl da ayak uydurdunuz hemen!

Murat: Çağ değişiyor Yusuf’um. Biz istemesek de. Parti kurmak çok masraflı bir şey. Ama biz yine de başardık bunu!

Yusuf: Ya para!

Murat: Parayı boşversene be Yusuf. Alim Sokrates’ten aldım bir şeyler işte.

Yusuf: Sonra öde bak ha!

Murat: Öderim. Tamam tamam!

Yusuf: İyi. Aferin!

Murat: Teşekkürler öğretmenim.

Yusuf: Bir şey değil öğrencim. İkmale kalmadın henüz değil mi?

Murat: Yok hocam. Kopya ile atlattım sınavı.

Yusuf: İyi yapmışsın bravo!

Murat: Sizden öğrendim bunları hep. Özellikle de kadınların bacaklarına bakarak çekiyorum kopyamı hihihi.

Yusuf: Hihihi.

Murat: Öğretmenim!

Yusuf: Söyle Muratçığım.

Murat: Öğretmenim. Pelin’e yazdığım mektubu okuyabilir miyim size?

Yusuf: Tabii ki okuyabilirsin arkadaşlar susalım lütfen. Murat ilan-ı aşk edecek birazdan. Sonra güleceğiz. Önceden gülmek falan yok! Unutmayın tamam mı. İşte benim öğrencilerim! Demokrasi fidanı hepsi.

 

(Murat’ın cebine bir mektup konar. Murat cebine koyduğu mektubu okuyacaktır.)

 

Murat: Başlıyorum.

Yusuf: Başlıyor ŞŞŞŞŞŞŞŞTTTTTT!

Murat:

Sevgili Pelin

Bu, yani sana yazdığım mektup, ne ilktir ne sondur. Sonu gelmeyeceğini bildiğim halde yazıyorum sana. Beni sevme ihtimaline karşı yazıyorum. Kendi intiharımın ihtimaline karşı yazıyorum. Yazmaya da devam edeceğim. Sevgilim. Yine yağmur yağıyor dışardan. Günlerden Salı. Pazartesinden kaçkın. Ben de kaçkınım. Salı günü ile iyi anlaşmaya başladık. Salı günü güzel bir günmüş aslında. Çiçekçi kızlar daha bir gür bağırırmış Salıları. Medet uman kadınların medetini yerine getirirmiş bu Salı. Salıyı bayramımız ilan edelim ne dersin?

Dolanıp duruyorum ben sensiz bir sonsuzlukta. Batıp çıkıyorum kalemsizlerin kalemine. Kaybediyorum. Kaybedeceğim hiçbir şey olmadığı halde. Kızgınım bütün dünyaya. Dünyaya ve Zeus’a. Özellikle de Zeus’a. Zeus neden bana bunu ediyorsun ki ? Zeus! Neden ? Parça parça edemediğim bir sen varsın dünyamda. Bir de Pelin. Pelin işte…

Pelin. Gücüm kalmadı artık yazmaya. Ben yılgın ve bitkin çıkıyorum meydanlarına Cihangir’in. Gülme bana. Ne olur gülme. Gülme olur mu? Diğerleri ile alay edebilirsin istediğin gibi.

Bir isteğin var mı benden Pelin?

En kısa zamanda geri dön yalnızlığıma. Demirler sensizliğe üşüyor bak. BAK! BAK! BAK!

Ha-Ha-Ha

Bu mektup da parantezsiz bitti işte

Haydi gözün aydın

Küçügünden ama

Ha-Ha-HA

Sevgilerimle

Sevgilin,

Hiç doğmamış, Murat.

 

(Mektubu okumayı bitirmiştir . Yusuf’a döner. Yusuf Murat’ın tam karşısındadır.)

 

Murat: Öğretmenim nasıl olmuş?

Yusuf: Sen üniversite öğrencisi olmalı imişsin aslında… Çok büyük bir duygu duyarlılığı var sende ayol.

Murat: Teşekkürler öğretmenim.

Yusuf: Rica ederim ne demek Muratçığım.

Murat: Öğretmenim?

Yusuf: Söyle Muratçığım.

Murat: Gemiler nereden gelir ?

Yusuf: Bilmem. Ama bebeklerin nereden geldiğini biliyorum onu anlatayım sana.

Murat: Ben gemileri istiyordum ama.

Yusuf: Peki Peki iyi dinle o zaman.

Murat: Gemiler diyordunuz.

 

(Dikkat kesilir Yusuf’a.)

 

Yusuf : Gemileri ülkemize medeni olanlar getirmiştir. İspanyollar falan. İngilizler de fena gemi yapmazlar hani. Ama en iyisi vikinglerdir bu konuda. Onlardan iyisi yoktur bu konuda. Bize gemilerin gelmesi ise Sanayi İnklabı ile başlıyor. Sıkılan Britonlar bize gemiler yolluyor. Gemileri de biz milli gelirimizi arttırmak için yahut zenginliğimizi göstermek için kullanıyoruz. Mesela Britonların üçyüzbin gemisi vardır. Bizim ise iki. Onlara ben ve yalnızlığım diyorum. İkisi hep ayrı ayrı yüzer hiç bir zaman bir araya gelemezler. Bir gün kız kulesinde…

Murat: Periler değil yani?

Yusuf: Değil. Gemileri hep ben taşıdım buraya ayaklarım koptu yeminlen. Yoruldum.

Murat: Siz de benim gibisiniz.

Yusuf: Öyle sanırım.

Murat: Öyle tabii…

Yusuf: Sana öğrettiklerimi sınavda soracağım. İyi çalış olur mu?

Murat: Gidiyor musunuz hocam?

Yusuf: Gitmeyi bende istemezdim ama , işte. Sona yaklaştık.Sonuma.Sonumuza. Görüyorsun.

Murat: Kör olmayı dilerdim.

Yusuf: Yani görüyorsun.

Murat: Evet.

Yusuf: Sınav gününe kadar kendine dikkat et. Aman yaramazlık yapma.

Murat: Yapmam öğretmenim.

Yusuf: Allaha ısmarladık haydi rastgele!

Murat: Görüşürüz…

 

(Yusuf sahneden çıkar. )

 

Murat: Başarısız olduğum bir sınav daha.

 

(Yatakta sağa sola savurur bedenini bir süre. Sonrasında ise kendine gelir.)

 

Murat: Öyle demek ki…

 

(Yine kıvranır yatakta.)

 

Murat: Evet bence de sen haklısın.

 

(Kıvranmaya devam eder.)

 

Murat: Haklıyım bence de. Benden başka haklı olan yok. Ben buradayım. Haklı insanlar kahvesinde. Kahvemi yudumluyorum. Ne kahvesi. Burada kahve ne gezer. Bari içeri gidip çay koysa biri. Çay içelim hep birlikte ey dostlar. Dostların kimler peki? Birileri işte. Sormayıver bir sefer de. Sormuyorum peki susuyorum. Bence de susmalısın. Bana çay getirsene! Olur. Getireyim. Kim getirecek peki ? Bilmem. Öyle.

 

(Çay alırmış gibi yapar.)

 

Murat: Teşekkürler. Rica ederim.

 

(Çayı yudumlarmış gibi yapar.)

 

Murat: Antik Yunanlılar neden çay içmemişler anlamıyorum. Damak tatları yoktu herhalde hiçbirinin. Dionisos! Sen ne kötü bir tanrısın ha!

 

(Dionisos sahneye girer.)

 

Dionisos: Ben ne etttim sana?

Murat: Ben herkese çektim savaş bayrağını sadece sana özgü bir durum değil bu.

Dionisos: Beni yenemezsin bunu biliyorsun değil mi ?

Murat: Seni de yeneceğim. Onu da. Hepinizi alt edeceğim. Kılıcımın tadına bakacaksın sende .

 

(Eli ile kılıç sallarmış gibi yapar, Dionisos şöylece bakar. Alay eder. Sahneden gider gülerek.)

 

Murat: Ben kazandım. Gördünüz mü? Ben kazandım. Kazanıyorum. Kazanacağım.

 

(Çırpınır.)

 

Murat: Sizler de gördünüz değil mi? Evet. Hepiniz gördünüz. Tarih bu zaferi de işleyecek sayfasına. Murat destanı birinci baskı tükenmeden bayilerimizden hemen alın. Tükenecek bak yoksa. Tükendi tükenecek bak! Kuponlarınızı çıkarınız raflardan artık. Tarih bir parmak uzağınızda. Çok uzağınızda. Belki de yakınınızda. Gerçeğin soluğunu hissetmek istemez misiniz ensenizde ha? Bence de istersiniz. Ben bu konularda özellikle hiç yanılmam. Yanılmam!

(Çırpınır.)

 

Murat: Bu nereye kadar sürecek peki? Fikrim yok. Yine yok değil mi fikrin. Hiç olmadı ki. Bilmiyorum. Acaba oraya mı gitsek? Bavulları hazırlayıp… Bak işte bu olabilir.

 

(Ayağa kalkar sonunda ve gardorobun üzerindeki bagajı alır ve içine bir şeyler koyuyormuş gibi yapar.)

 

Murat: Yanımıza mutlaka kıyafet almalıyız. Ne olur ne olmaz. Sıkıntı çıkabilir oralarda. Neden ve nasıl ayağa kalktığıma dair hiçbir fikrim yok ama olsun. Çabuk olmalıyız. Kıyafetlerini toparla hadi hadi.

 

(Boş bavulun içindekileri saymaya başlar. Seyirciye bir şeyler dolduruyormuş hissiyatı verilir.)

 

Murat: Ayakkabılar tamam. Felsefi kitaplar tamam. Pazar kokan parfümler tamam. Kalemler tamam. Silgiler tamam. Kalemtraşlar tamam. Mürekkep hokkası tamam. Kemer tamam. Kıravatlar tamam. Kime süsleniyorsam artık. Kafa karıştıran düşünceler tamam. Yalnızlıklar tamam. Kederler tamam. Sensizlikler tamam. Geçiremediğim günler tamam. Acı kahve kokan hatıralarım tamam. Sigara patektim tamam. Ucuz teneke çakmağım tamam. Babamdan yadigar kalan köstekli saat tamam. Söyleyeceğim üçüncü seviye yalanlar tamam. Yazacağım anlaşılmaz fikirler tamam.

 

(Kıyafetleri hızlı koyuyormuş gibi yapar.)

 

Murat: Sanırım bu kadar yeterli olur. Neyse gidelim. Haydi. Zaferimizi kaçırmak istemiyorum. Haydi. Yürü. Yürüyoruz işte hep birlikte. Hep yürüyeceğiz. Seninle biz. Sen kimsin peki? Olduğunu sandığın şey. Peki ben neyim? Ben emekli tarih öğretmeniyim. Gerisinin de çok bir önemi yok hani…

 

(Bavulu kapar.Kapıya doğru ilerler tam kapıyı açacağı sırada aniden yere yığılır ve ince bir sesle şunları söyler.)

 

Murat: Demek ki hastalığım bu imiş. Peki bunu neden daha önce kimse bana söylemedi. Darıldım ne yalan söyleyeyim. Hepinize. Elveda.

 

(Gözlerini kapar Murat.)

 

-Son-

 

Can Ali KAYA

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla