KAYIP BİR BİLMECE

Sevgili okur,
Birazdan okuyacağın satırlar masallarda dahi anlatılmayan çok uzak diyarlara kanat çırparken
bildiği tek bilmeceyi unutan bir göçmen kuşun hikâyesidir. Uçmaktan vazgeçeli eh biraz oldu.
Başını hangi vakit göğe kaldırsa seher vakitlerinde âminleriyle pervane olduğu bir duayı
anımsar. O duaya mahcup, âminlere vefasız bir kuş.
Dalgalı denizlerde kulaç attığı dönemlerde mühim olanın kıyıya ulaşmak değil, dalgaların
öfkesiyle başa çıkmak olduğunu epey acı tecrübelerle öğrendi. “İlahi sen de! Kuş bu, yüzer
mi?” demeyin. Mecbur kalırsa bir yüzer ki, mest olur su ahalisi.
Yüzmekten ziyade suyun üzerinde durmayı başardığı bir gün bir balıkla kesişti yolu. Kuş
şaşkın: “Nasıl da pervasızca dans ediyor dalgalarla?”. Balıksa meraklı: “Bu kanatlarla ne işi
var suda?” Zaman geçiyor, sular değişiyor, bulutlar uzaklara gidiyor. Kuş hep kıyıda, suyun
yanı başında ama suya dokunamıyor. Balıksa hep pervasız… Kimi zaman dalıyor derinliklere,
bir müddet kayboluyor. Sonra başını bir anda kıyıya uzatıveriyor. Kuşun kanatlarının
özgürlük olduğuna inanıyor, oysa kuşun bir fersah uçmaya mecali yok. Balık onu yeniden
uçabileceğine inandırmak istese de yüreği “Ya uçup giderse?” korkusunda. Kuşun ise kendisi
karada, aklı bir karış havada. Kıyıyı da gök gibi uçsuz bucaksız zannediyor. Bu mutluluk her
yere ulaşsın diye hızlı adımlarla yürüyor. Ve yine de biliyor ki, balık su olmadan yapamaz.
Birkaç kez dolaşıyorlar kıyısı olan tüm denizleri ve ırmakları. Ve elbette bitiyor yol.
İmkânsızlığını bile bile dile geliyor balık: “Ya kal denizimde ya da beni al göğüne”. “Doğa
bir kuşun kulaç atmasına yahut bir balığın kanat çırpmasına henüz hazır değil” diye yanıtlıyor
kuş. “Balık denizine, kuş göğüne” diyerek inanmadığı bir de beylik laf ekliyor. Balığın
gözyaşları suya karıştı ya da kuş öyle sandı. Ne fark eder? Anılar yaşandıklarından ziyade
hatırlandıkları gibi değil midir? Hem kuş da kanatlarıyla gözyaşlarını sakladı ya da balık öyle
gördü.
Kıyıya yaklaşabildiği kadar yaklaşıyor balık ve suya yaklaşabildiği kadar yaklaşıyor kuş.
Kendi benliklerine en yabancı oldukları anda yeniden tanışıyorlar. Sessizce uğurluyorlar
birbirlerini. Balık hep yüzüyor, kuş yeniden uçuyor. Balığın hüznü buhar olup göğe çıkıyor,
kuşun hasreti yağmur olup denizlere damlıyor.

Gök ehli kuşun kibrinden, kimseleri sevmeyen taş kalbinden bahsediyor. Oysa kuş sevilmenin
ne ağır bir yük olduğunu evvel zamanlarda bir balıktan öğrenmişti. Şimdi kimseyi bu ağır
yükle sınamanın anlamı yoktu. Dile getirmeden, usulca sevmenin hayâsını hiç mi tatmamıştı
bu küstahlar? Ve fısıldadı kuş: “Hem kimi usulca sevsem yollar sessizce ayrıldı”.
Balığın korkaklığını anlattı tüm balıklar. Kıyıya yaklaşamayan korkak bir balığa güldü tüm su
ahalisi. O balığın tek kelime etmeden bir vedanın hakkını vermeye çalıştığını hiçbir zaman
bilemediler. Ve en güzel hikâyesini unutmuş gibi yapan bir balığın acısını hiç hissetmediler.
Dağları aşan nice bulutlardan ve yağan tüm yağmurlardan sonra geriye unutulmuş bir hikâye
kaldı. Başlangıcını bir tek balık ve kuşun bildiği, sonunu yazmaya ise kimsenin cesaret
edemediği bir hikâye. Kuş daima denize kıyısı olan göklerde uçtu. Rastladığı her balığı ‘o’
sandı, belki de o olsun istedi. Balığa ise ne zaman kuş sorulsa ‘hatırlamıyorum’ dedi. Hâlbuki
bir çift kanat sesi duyduğu her vakit nefessiz kalma pahasına başını göğe uzattı. Birbirlerini
son gördükleri yerde ise onlardan habersiz papatyalar açtı. Gerçekten, önyargılardan bağımsız
safiyane papatyalar.
Ve bir seher vakti kuş bilmecesini hatırladı:
“Bir kuş bir balığa âşık olabilir elbette,
Fakat yuvalarını nereye kuracaklar?”

 

Beyza Demircan

BU İÇERİK BİR KONUK YAZAR TARAFINDAN ÜRETİLMİŞTİR. Yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi yenipapirus@gmail.com ‘a göndermeniz gerekmektedir. Editör onayından geçen eserler Yeni Papirüs okurlarına sunulacaktır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla