Kayıp İzin Kişisi

Karanlık uykudan daha gür bir şekilde belirgin. O halde kuşanmalı onu terk etmeyip bırakacak kadar. Akrebin ÇARKI yelkovanla yasalara uygun biçimde işliyor. Kişiliklerimden binlerini o çarkın arasında bıraktım. Binlerin kaçını duydunuz siz dişliler arasında çiğnenirken ha? Ben kaçına karışabildim karışamadan yitirdim avuçlarım arasında. Söyleyin, hangimiz yüzlerimizin bir kaçını onlar arasında feda etmedik? Burun ağızla ağız çamurla çamur gözle ilişkin çamur çoğu zaman benimle. Ben neye ilişkin olduğumu veya olduğumu ilişkin sandığım bir şeyin ucunda değilim. Ucunda olan bir şeyin bir şeyi olmak. Bunları zorunluluk ya da kader oluştan varsayabilmek. Bu varsayımları değiştirebilip onların yerine daha sevinçli varsayımları koyacağımı sandım. Sanmam bir varsayımdı, değişen tek şey sanrıların sayıları oldu. Bir çocuk bile omuzlayabilirdi halbuki beni, eğer bu kadar ağır olmasaydım.

Ben bavula kapalı bir betonum, bedenim ne hareket ediyor ve bedenim hareket ediyor. Ayrımlardan başka yol yok mu hepsinin bir yere varmadığı. Saat altıyı bulacak mı buldu ondan önce sekizdi sanırım şimdi durdu. Atomik bir gerçekliğim var ama ne katı ve sıvı diyebiliriz bu gerçekliğe. Gönlümden dokunacak bir doku bırakmalı bir el sıkıldığında bir yürek avuçlanmalı. Ben çamur tutmaktan, ben kana yıkanmaktan, ben yitip dirilmekten dirilip ayrılmaktan haykırdım. Her haykırdığımda yalnız değildi sesim. Sesim hecelerden önce gecelere  bölündü. Mevcut bir zihin barındıran kafamın eti kelimelere bağımlı bir bütünlük peydah etti gündüzlerden. Gelişen bir başın son düğümünü atamayacak bu olanlar.

Zaman zaman ayrıldığım bir ben var bilir misiniz? Kendimi bir portreye hapsetmemek için fırça darbelerinden kaçındığım bir ben. Ressam boğumlarının ruhsuzluğuyla bir ruh üflemeye çalışıyor çerçeveye. Geçenlerde düşündüm düşmelerin verdiği lütufla beraber düşündüm. Öncesiz oldum, umursamaz oldum beni terk eden resimlerin anılarını anımsamıyorum bir geleceğe haykıran adımlarımı karıştırıyorum. Hangi geleneğe bağlı çizgiler bunlar, hangi tonun aralarında ölüyor bu yazar. Görüyorsunuz görün gördürürler kör ettikten sonra bile görün kurtçuklar deliliğimi kemirmekte, ÇARKlardan gelme bu kurtçuklar kemirecek bir et kalmayınca musallat olacak tek şeyin iştahına arzu duyuyorlar. Kabuğu eşeleyen ötem ile. Bir ötemin olması tamamen o gün başladı o günde o günün sebebiydi zaten bu sebebin kaynağı da bilinmiyor tabii. Bilinmediğinden bu kaynak deliliğimi besliyor. Kurtçuklarla böyle bir ilişkimiz var.

Rüya görüyorduk uyanık olduğumuz zamanlarda, düş değildi hayal değildi sadece aralardaki mesafeleri kaldırdık. Rüyalar babaları gösterdi bacakları tepemizde dikili, gerçekleri hep salyalarda akıtıyor akınan salyalar yerçekime karşı koyarken kanlı bir organa dönüyor bana kalan bana bırakılanın bağlılığıyla beslenmeye zorunluyum, akan genetiğin hüsranını taşıyorum hücremde, canımda.

Dudaklarım dişlendi ÇARKlılarca ben parça etlerin üstünü tamamladım dişlerimce, çiğnerken çekilen haz acının hazzıydı. Kapanmaz belki, zararlı ve sıkıntılı bir olgu. Lakin alınanları öğütmezsem ve benden alınanı ben de zevkle almazsam yerinde kalmasını istedikleri halde, o zaman elimdekiyle yetinme şansını kaçırıcaktım ki. Ki bağlaçları seviyorum, damarsız kelimeleri üst üste bağlayabiliyor, hatta alt alta bazen anlamları. Bense ne kadar sık kullansam o kadar yorucu ve kopan damarlar kanatıyorum. Kurtlar bağlaçları da keşfetmiş. Dilime paralel bir örüntü kurmuşlar ciğerler arasında ciğerler çeşitli ağları solumakta ağlar dolanmakta beynimi, beynime kurulu bir soluk organ inşaa ettiler.  Her iç çekişimde soluğum katran rengi bulutları çekmekte, havada bir şey var… Her yağışta kurulu bir düzen biriktiriyorlar ağzım içerisinde. Oysa kurulan her şey bozuma mahkumdu. Prensipler, değerler, verilen nefesler, nefesten binalar, o değerli ÇARKlar, o aranan zincirlenmiş öteler… Örnek vererek sağlamlaştırmayacağım bunu; o zaman bu gülünç sağlama da bozumun kuruluşuna bağlanacak. Bağlanır sanılacak. Ben çok sanıyorum. Bu iyi bir işaret aslında, çok sanmak bize tek bir ruhun dışkılanması düşüncesinden yeğdir. Değil midir? O sanrıları doldurmak var, onları deliliğin içinde övüp bin bacaklı bir hale gelmek. Bir baba zincirlere kartal yuvası muamelesi yapabilir ÇARK’tan aldığı yetke ile ve ben henüz ana rahmin sıvı kuyruklu oynar başıyken ve zamanla halim bin bacaklı hale geldiği halim, ucube haline gelir. Kartal yuvalarına yem bir beden ama yuvalarına…

Bin bacağın bini ayrı yol seçiyor diye betonlar sıvanır etrafınıza ama anlıyorsunuzdur o zaman neden kurtçukların yemesi gerektiğini bir ruha iki bacak yeter derler çünkü ve siz yapılacak olanı anlarsınız katil olamazken ölmesi gerekenin kim olduğunu.

Çünkü gizi ister güçler, bilinmeyenin peşinden gidip bilinir kılmak indirmek onu aydın etmek o aklı, ve bozuma uğratmak yedi yirmidört gözetimle. Bacaklarım şimdi bataklıklar arasında bataklıklar arasında bataklıklar içinde kurtuluş aslında! Farklı bir kaçış için farklı bir uzuv feda edilmesi gerek öfkeyle kanla. O size artık sizi vermeyecek ama siz zaten artık siz olmak istemiyorsunuz o halde öfke o halde kan tutkuyla acının hazzı tek bir organın kalıntısı bile kalmasın alıp kurutsunlar, karaya katısız karalara sıvısız organlara kendini öğüten damarlarca ve bana bana ötesiz. Sıra ona gelecek mi yani öncelerinde olan öncelerim öncesiz olmadan her metnin altında gizlendiği gibi ondan söz etmemek olmaz mı? Sorunun içinde gizli bu cevap, o halde her sorunun cevabı verilmiştir, hiçbir zaman alınmamış olsa bile.

Yalnız akış var beni devindiren, beni yolcu yapan bu dikenli yol üstünde. Bir tanım yok adımın altında, bu adın altında yatan gerçeğin peşindeyim lakin bulunacak ve tamamlanacak bir şey değil bu; beni ben yapan doğrular ve gerçek diyemeyeceğim gerçekler...

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla