Kendime Mektuplar (4) 

 

Bilmem hatırlar mısın? Lisenin bahçesinden geçerken elini arka cebine götürüp çatalı çıkardı aynı zamanda yere eğilip bir taş aldı. Çatala sarılı lastiği usulca döndürerek açtı ve gerdi. Taşı içine koyduğu meşini kendine çekip çatalı ileri iterken bana baktı ve sordu ‘vurayım mı?’. Ömrümce bence cevabı çok net hayır olan bir soruya nasıl dedim bilmiyorum, evet at dedim. Attı ve güvercini sağ bacağından vurdu. Güvercin olduğu yerde zıpladı ve düştü, uçamadı. O an duyduğum pişmanlığı asla unutamam. Koşup aldım yerden gözümde iki damla yaşla, yavruydu daha ve belki de o gün veya bir gün önce uçmayı öğrenmişti. Özürler diledim, yalvardım beni affetmesi için ve onu iyileştireceğime söz verdim fısıldayarak başını öperken. Eve gelip olanları anneme anlattığımda o da üzüldü ama beni teselli etmeye çalıştı olur böyle şeyler diye ve hazırladığı hamuru sarıp bir mandalı ayırıp iki minik sopasıyla destekledi yaralı bacağını. Balkonda bir çamaşır sepetine koyup üstüne bir örtü örttük, mevsim yazdı. Çok dua ettim iyileşmesi ve tekrar uçması için. Zamanla sağlığına kavuştu, balkonda sekti durdu, mutlu görünüyordu. Çocuktum daha, bir gün annemle gezmeye gittik uzak bir yere. Müthiş bir yaz yağmuru yağdı bardaktan boşanırcasına. Eve döneceğiz ama yağmur dinmek bilmedi. En sonunda yağmur durdu eve dönmek üzere kalktık. Yolda gidene dek balkondaki güvercin annemin de benim de aklımıza gelmemişti. Sonra aynı anda birden eyvah dedik, ikimizde nihayet hatırlamıştık. Büyük bir endişe içinde eve varıp balkona koştuğumuzda sepeti devrilmiş, etraf sırılsıklam olmuş, güvercin açılan kanatlarıyla sırtüstü zemine yapışmış ve görüntüye göre galiba ölmüştü. Ben ağlamaya başladım, annem beni teselliye. Bir ara kafasını oynatmaya çalıştığını görünce yaşıyor diye anneme koştum. Annem ütüyü fişe soktu, ısıttığı havlulara sardı güvercini, epeyce uğraştı ve sabah ola hayrola dedi. Sabah uyanır uyanmaz güvercine bakmaya koştuğumda gördüklerime inanamadım. Minik kuş o feci yağmuru yememiş gibi tekrar capcanlı ve gayet mutlu bir şekilde zıplamaya başlamıştı, hatta eski halinden bile iyi görünüyordu. Bu hayatımda tattığım birkaç mucizeden başka bir şey olamazdı. O çocuk sevincimi bugün gibi hatırlıyorum. Uzun zaman geçmesine rağmen uçamamıştı ama hepten ölmesi o yaşımda benim için bir felaket, dünyanın sonuydu. Tek yaşasın da varsın uçmasın ben ömrümce ona bakarım diyordum. Birkaç hafta ben mutlu kuş mutlu gayet güzel bir şekilde geçti. Yaz tatili için kampa gitme vaktimiz geldiğinde güvercini çok sevdiğim komşumuz bir abla vardı, o da beni sever ve benimle çok ilgilenirdi, birlikte çok güzel zamanlar geçirirdik, ona bıraktım ve kuşuma iyi bakacağından emin olduğum için gözüm arkada kalmadan ailemle tatile gittik.   Döndüğümde ilk işim tabi ki ablaya ve güvercinime koşmak oldu. Ablam çok tatlı dilli, hafızamda kaldığı kadarıyla bir çocuk için harika biriydi, bana güvercinle ne kadar güzel günler geçirdiklerini, günbegün hızla iyileşip uçma denemelerine başladığını ağzından bal akarcasına anlattı. Ve bir gün uçup gitmek için ablama yalvaran gözlerle baktığını, kıyamayıp pencereden onu uçurduğunu,  havada süzülürken özgürlüğün mutluluğuyla ona gülümsediğini ve aslında bu gülücüğü bana bıraktığını söyledi. Biraz buruk tebessüm etmeye çalışırken, içimden bir yandan iyileşip, uçmasının pek de mümkün olamayacağını düşünüyor bir yandan da anlatılana inanmak istiyordum. Abla ise düşüncelerimi okur gibi ikna olmam için gökte süzüldüğünü, nasıl yükselip alçaldığını, ona nasıl gülümsediğini tekrar tekrar anlatıyordu.  Sonunda benim için en iyisi, çok daha mutlu olacağı göklere uçup gittiğine inanmaktı, ben de öyle yaptım. Fakat birkaç gün sonra bir arkadaşım ablanın ölen güvercinimi mahallenin çocuklarıyla beraber arka bahçeye gömmeleri için kendilerine verdiğini, bana da söylememeleri için onlara sıkı sıkıya tembih ettiğini ağzından kaçırdı. Hatırladın mı?     

 

Yazarın izniyle yayınlanmıştır. http://bekirmutlugokcesu.com/

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir