Kibritçi Kız

Masallara inandığın kadar mutluluk soluyorsun bu dört bir yanı hüsran dolu dünyada. Tam bu sebeptendir ki en çok çocuklar hoşnut adına hayat denen meşgaleden.

Eklenen her yeni yaşla bir adım daha uzak düşüyorsun masallardan. Yüzündeki kırışıklıklarla beraber artıyor mesafeler. Anılar birikiyor göz çukurlarında. Kimi zaman mutluluk çoğu zaman hüzün imzalı anılar. Çünkü güzel dostum, geçmiş olan her şey ve herkes hüzündür.

Mucizeler bekliyorsun, belki bir peri belki bir ihtiyar, lakin bir mucize. Onca zaman nihayetinde ise sen sadece beklediğinle kalıyorsun. O mucizelerde bir yaprak dahi kımıldamıyor. Adına kader diyorsun, öyle canın daha az acıyor. Belki de acını susturuyorsun.

Gerçek olmadıkça masallar, çıkmazlarda kayboluyorsun. Hayallerine ters düştükçe ufukta görünen gelecek, yaşadığın her dakikadan pişman oluyorsun. Karanlık ebedi kalsın istiyorsun. Çünkü biliyorsun, aydınlık çöktüğünde etrafa vakit geç olmuşsa, dermanı olmayacak vazgeçişlerin, bitişlerin. Belki diyorsun, belki olmasaydı öteler; başka olurdun şimdi, daha doğrusu olmazdın.

Bir aşağı bir yukarı dolanıyorum. “Nasıl anlatsam derdimi?” diyorum. Derdimden çok derdimi anlatmakla dertlendiğim için kaybediyorum ben azizim. Alkış müptelası bir laf cambazıyım. Riyakârım… Tövbeler dileniyorum. Oysa bitmiyor cümleler. Yaşımdan büyük yarım kalmış hikâyeler esir alıyor benliğimi. Kaybetmeye razıyım kendimi, yeter ki bir son bulsun bu hikâyeler. Sessizliğimde sonsuzluğa gömülmek benim son arzum. İkna ediyorum kendimi vazgeçmeye, ilk adımı da başarıyla atıyorum hatta. Sonra bir anda ‘Kibritçi Kız’ çalıyor kapımı. Çocukluğum sesleniyor boyası dökülmüş evlerin balkonundan. Babamın hayalleri damlıyor avuçlarıma. Keşke senin hayallerindeki kadar güzel kalsaydım baba. Senin hayallerindeki kadar umut dolu, dört bir tarafa yorulmadan umut taşıyan olsaydım. Olmadı baba. Yorgun düştüm. Elimden tutar mısın?

Gerçekleştiremediğim düşlerim kadar çok seviyorum Kibritçi Kız’ı. Kalabalığın, hengâmenin ortasında hayallerine sımsıkı tutunuşunu seviyorum. İstatistiklerden, araştırmalardan vazgeçişini seviyorum. Son kibritini yakarken, gerçek olmayacak dahi olsa bir kez daha hayal edişini seviyorum. Ve en çok gidişini seviyorum. O umursamaz gidişini.

Yarım kalmış şarkıların hiç dokunulmamış notasındayım. Her gidişim belki besteyi tamamlarım umudu. Terk etmelerden medet umar mı insan? Kavuşmalar yetmediyse zamanında ve koy vermişse tüm planlarını elbette umar. Dilerim hiçbir zaman terk etmelerden medet ummazsın.

Ayrılıklar yoldaşın olunca korkar oluyorsun sevmelerden, sevilmelerden. Bir ürperti kaplıyor içini. Sevince gitmek daha zor oluyor. Hele bir de seviliyorsan, en büyük ıstırabın oluyor gitmeler. Oysa sen gitmelere müptelasın. Bir vebadan kaçarcasına kaçıyorsun sevmelerden, sevilmelerden. Yine de tüm kilitlere rağmen her ‘Hoşça kal’ deyişte ‘uğurlama beni’ diye fısıldıyor gözlerin.

Güzel günleri hayal ediyorum. Gitmelerin olmadığı, tüm veda cümlelerinin tedavülden kalktığı güzel günleri hayal ediyorum. Bir tren garındayım. Tüm içimden uğurladıklarım ve terk etmeye mecbur bırakıldıklarım iniyor vagonlardan. Seslerini özlemişim. Ne çok zaman biriktirdiği birbirimize anlatacak. Ufak bir çay ocağı var köşede. Oraya geçelim. Bir dakika. Ellerim üşüyor. Burnum sanki soğuktan buz kesti. Aman Allah’ım! Bu sonmuş. Anne ben Kibritçi Kız oldum.

 

Beyza Demircan

BU İÇERİK BİR KONUK YAZAR TARAFINDAN ÜRETİLMİŞTİR. Yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi yenipapirus@gmail.com ‘a göndermeniz gerekmektedir. Editör onayından geçen eserler Yeni Papirüs okurlarına sunulacaktır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla