Korkak BURÇAK / Funda Özlem ŞERAN

 

 

            Türk edebiyatının fantastik kurgu, korku ve bilimkurgu alanlarında yaratılan eserlerle ivme kazandığı bir dönemde olduğumuzu düşünüyorum. Yabancı üstatların yanı sıra bu alanlarda eser yaratabilmiş yerli yazarların okunma oranları gün geçtikçe artıyor. Yayınevleri yerli yazarlara artık daha fazla güveniyor. Umuyoruz ki ülkemizde sanat ve edebiyat alanlarında daha cesur adımlar atılsın. Adını sıklıkla duyduğumuz, kalemini her yaştan okuyucuyla buluşturabilmeyi başarmış bir yazarımız; Funda Özlem ŞERAN‘la ülkemiz edebiyatını konuştuk. Yazarımızın eserlerine ve projelerine daha yakından bakalım istedik. İyi okumalar diliyorum.

 

            V: Merhabalar. “Korkak Burçak” ile başlamak istiyorum. Altın Kitaplar etiketiyle raflarda yerini alan yeni kitabınızın taslak ve hazırlık süreciyle ilgili neler söylemek istersiniz?

            Funda Özlem ŞERAN: Korkak Burçak yazdığım ilk çocuk kitaplarından biri ama yayınlanması bu seneye kısmet oldu. Biraz kendi çocukluğumdan yola çıkarak, bir çocuğun korktuğu ya da korkabileceği şeyleri, bu korkularla nasıl baş edebileceğini biraz mizahi bir yolla anlatmak istedim. Gökçe Yavaş Önal da sağ olsun, güzel çizimleriyle Burçak’a hayat verdi.

            V: Hem yetişkinler için hem de çocuklar için yazabilme yetinizi neye borçlusunuz?

            Funda Özlem ŞERAN: Benim için esas olan iyi bir hikâye anlatmak, çocuk ya da yetişkin olarak ayırmıyorum. Önemli olan öyküyü olabilecek en iyi şekilde yazıya dökmek. Kafamın içi biraz kalabalık, belki bu yüzden her yaştan karakter kendine yer bulabiliyor 🙂

 

            V: “Ecel” isimli kitabınızdan bahsedebilir misiniz?

            Funda Özlem ŞERAN: Ecel benim ilk yetişkin romanım, fantastik ve korku öğelerinin olduğu bir şehir fantazyası. İçinde İstanbul, cinler, avcılar, bol macera ve bir yandan da günlük yaşamdan, toplumdan izler var. Bunları Ece isminde genç bir kızın gözünden, hafif alaycı ve matrak bir çerçeveden izliyoruz. Birkaç kitaplık bir seri olmasını planlıyorum, çalışmalar devam ediyor.

            V: Üzülerek söylüyorum ki sizinle “Yüksek Doz Gelecek kitabıyla tanıştım. Kitabın PHOBOS bölümünde uzaylı bir yaşam formunun insanları anlamaya yönelik çabalarını ustalıkla anlatmışsınız. Phobos içine serpiştirilmiş korku romanları dikkatimi çekmişti. Phobos’u yazım sürecinizden bahsedebilir misiniz?

            Funda Özlem ŞERAN: Phobos benim için çok önemli ve farklı bir proje. Hem konu, hem de anlatım olarak tarzımın dışına çıktığım ve biraz da sınırlarımı zorladığım, bu nedenle de zorlandığım bir süreç oldu. Bilimkurguyla gotik korkuyu bir araya getirmeye çalıştım, özellikle klasikleşmiş on korku kitabını hikâyenin içine yedirirken pek fazla ipucu vermemeye, sürpriz bozmamaya dikkat ettim. Bazen metnin dönem ödevine dönüşmesinden de korktum açıkçası 🙂 Sonunda içime sinen bir iş çıktı, umarım okuyanlar da sever.

 

            V: Şu sıralar “Yüksek Doz Gelecek projesinin ikincisi için bir hazırlık yapıldığını Orkun UÇAR‘dan duymuş bulunmaktayız. Bu proje için yürüttüğünüz bir çalışmanız var mı?

            Funda Özlem ŞERAN: Evet, distopya projesi hepimizi heyecanlandırıyor. Konu itibariyle zaten oldukça ilginç ve ilham verici. Benim de aklımda birtakım fikirler var, henüz uygulamaya geçmedi ama çalışmalar sürüyor.

 

            V: Çocuklar için hazırladığınız “Derslerle Başım Dertte” serisine değinmek istiyorum. Çocukluğu boyunca derslerle başı dertte olmayan yoktur sanırım. Bu süreci bir eğitimci gözüyle değerlendirmenin zorluğunu biliyoruz. Bu zorluğu aşmak için ne tür çalışmalar yaptınız? “Derslerle Başım Dertte” nasıl yaratıldı?

            Funda Özlem ŞERAN: Aslında her şey sekiz yaşında, kurabiye aşığı, matematikten nefret eden ve abisiyle kavgalı bir kız çocuğuyla başladı. Yağmur karakteri canlandıktan sonra yayınevimle birlikte bu hikâyeyi seriye dönüştürme kararı aldık. Böylece her kitapta farklı bir dersle (ve daha birçok şeyle) başı derde giren Yağmur’un maceraları ortaya çıktı. Olaylara yetişkin gibi değil de, bir çocuğun perspektifinden bakmaya çalıştım; tabii onunla birlikte ben de müfredat çalışmak zorunda kaldım 🙂

            V: Odamızdaki konforlu kanepeden kalkıp da sokağa çıktığımızda “Ecel”de geçtiği gibi cinler ve büyücülerle karşılaşmıyoruz ancak gerçek kötülüğü her daim ensemizde hissediyoruz. LGBTİ+ bireylerinin, kadınların kısacası yabancı ya da farklı olan herkesin en az bir kötülükle karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Bu konuya dair düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

            Funda Özlem ŞERAN: Bu toplumda yaşayan bir kadın olarak benim de her gün düşünmek, aklımda tutmak zorunda olduğum bir konu bu maalesef. Güvende hissedebilmek için kendini savunma dersleri aldığımız, çantamızda biber gazı spreyleri taşıdığımız, buna rağmen sokağa çıktığımızda her an tetikte olmaya çalıştığımız günler yaşıyoruz. İnsanların sadece fikirlerine ve seçimlerine değil, yaşam haklarına bile saygı gösterilmiyor. Bu beni çok üzüyor ve kızdırıyor. Karamsar olmamaya çalışıyorum ama kitaplardaki canavarları gerçek hayattaki insan görünümlü yaratıklara tercih ederim.

            V: Sistematik bir şekilde yok edilen ormanlardan ve sokak hayvanlarından konuşalım dilerseniz. Bilimkurgu çevrelerince bolca işlenen bir distopyada mı yaşıyoruz? Yoksa doğmak üzere olan bir distopyanın sancılarını mı izliyoruz?

            Funda Özlem ŞERAN: Açık konuşmak gerekirse, doğaya ve hayvanlara yapılan zulüm beni insanlara yapılanlardan daha çok üzüyor. Bu gezegenin bütün canlılarıyla bir bütün olduğunu, insanlığın malı olmadığını unutuyoruz. Bu haliyle insanın hem kendi, hem de diğer canlıların cehennemini yarattığını düşünüyorum. Özellikle ülke bazında konuşursak çoktan distopyanın içine düştük, daha da derinlere doğru ilerliyoruz. O yüzden üzerinde çalıştığımız distopya projesi büyük önem taşıyor bence.

            V: En başa dönecek olursak Xasiork Ölümsüz Öykü Kulübü Kısa Öykü Yarışması’nda “Mezarkazıcı” isimli öykünüz size bir ödül getirmiş. Kulübe ve öykünüze dair neler söylemek istersiniz?

            Funda Özlem ŞERAN: Xasiork’un benim için yeri çok başka. Her ne kadar çocukluğumdan bu yana hikâyeler anlatıp hayaller kursam da, gerçek manada yazmaya Ölümsüz Öykü Kulübü’yle başladım. Yazdığım ilk eli yüzü düzgün hikâye olan “Mezarkazıcı” da kulübün yarışmasında ödül aldı. Bu benim için dönüm noktası oldu; çünkü o andan itibaren yazarak bir gelecek kurabileceğimi fark edip yönümü buna göre çizdim. Arkası başka hikâyeler ve ödüllerle gelince doğru yolda olduğumu anladım.

            V: Tekrar tekrar okuduğunuz ya da izlediğiniz filmler var mı? Okurlarınıza ve yazar adaylarına tavsiye edeceğiniz eserler nelerdir?

            Funda Özlem ŞERAN: Çok çok sevdiğim kitaplar ya da filmler olsa da genelde tekrar okumayı ya da izlemeyi pek tercih etmiyorum. Kısıtlı zamanda yeni eserleri takip etmeye çalışıyorum. En sevdiklerimi söylemek gerekirse; Alex Proyas’ın yönettiği Brandon Lee filmi “The Crow” (Karga) her zaman favorimdir, biraz alakasız olmakla birlikte buna televizyonda her karşılaştığımda tekrar izlemekten kendimi alamadığım Gulyabanili “Süt Kardeşler” filmini ekleyebiliriz J Kitaplara gelince liste epey uzuyor ama adı daha çok bilinenleri atlarsak, daha yeni olan China Miéville, John Scalzi, Sergey Lukyanenko gibi yazarları tavsiye edebilirim. Türk edebiyatında da fantastik kurgu, korku ve bilimkurgu dalında çok yetenekli yazarlar var, çoğunu tanıdığım için reklam yapmış olmayayım ama özellikle yayınlanan toplu öykü seçkilerinde bu isimlere rastlayabilir, öykülerini keşfedebilirsiniz.

 

            V: Son olarak, Yeni Papirüs okurlarına iletmemizi istediğiniz bir şey var mı?

            Funda Özlem ŞERAN: Sevgi ve selamlarımı iletiyorum 🙂 Lütfen yerli yazar ve sanatçılara destek vermeyi sürdürsünler. Özellikle bu karanlık günlerde birbirimize ve sanata her şeyden çok ihtiyacımız var.

            V: Çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Yeni eserlerinizi bekliyor olacağız. Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

            Funda Özlem ŞERAN: Ben teşekkür ederim keyifli sohbetiniz için 🙂

 

 

 

Varlık ERGEN

Sabaha karşı başlamış bir doğumun eseriyim_ Cennet bahçelerinden yere düşenlerdenim bir de- Parçalanmış benliklerimin gölgesinde bir bireymiş gibi yaşıyorum_ Tuzlu suyun yakınlarında olmak şanslı kılıyor beni-

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla