Max Scheler ve Hiç / H. İbrahim Türkdoğan

Gerçeğin kriteri benim, ben ise bir düşünce değilim, düşüncenin üstündeyim yani söylenemez bir şeyim

Max Stirner

Max Scheler (1874-1928), insanın düşüşten kurtuluşunu birincisi dogmayla ikincisi tinle aşılabileceğini  ileri sürer. Şöyle der: hiççiliğin aşılması aşamasında tanrılar yaratılır. Scheler, tanrıların karşısına tini çıkarır. Ama tine inanmaz, tinle insanlaşmayı benimser. İnsanlaşma tinin kuracağı yüceltmeyle (Sublimierung) olur: (aşağı) içgüdülerin kültürleşmesiyle. Ancak Scheler, insanlaşmakla yetinmez: yüceltmeyle insanin Tanrılaşmasını (bu yazı boyunca: putlaşma anlamında değil, Tanrı olma anlamında) amaçlar. Bunu da Hiç’i terk ederek yapar. Oysa Hiç, Tek’in varoluş bilincidir, varoluş kökenidir. Tek, Hiç ile varolabilendir; Hiç yoksa Tek de yoktur. Her Tek her zaman, her yerde, her an Hiçlik içindedir ve bir Hiç olduğunu (en azından güdüleriyle, sezgileriyle) bilir. Her zaman bir Hiç olduğunu bilen, her zaman Hiç olabilen, kendi varlık temelini bilendir. Bu bilgi onun bilincinin esasıdır. Tek, bu bilinç düzeyinin derinine her zaman inemez: iner, çıkar. Çoğunlukla yüzeydedir. Yüzeyde rasyonel bir Ben’dir Tek. Tek’in varloluş kaynağı hiçliğidir. Tek bir Hiç’tir.

Scheler’e göre tin kendi başına yeterli güce sahip değildir, güçlü olan dürtüdür. Tin öncelikle yüceltme ile erk sahibi olabilir, buna da ancak dürtüye anlam yüklemekle ve düşüncesel yapı sunmakla ve dürtüyü yönlendirmeye çalışmakla ulaşabilir. Yöneten dürtü değil, tindir; tin hareket eden değil, hareket ettirendir; dürtüyü harekete iter. Ancak tin dürtüsüz erksiz kalir. Dürtü tinle eşit değer kazanır. Dürtü realiteyi yaratir, tin şekillendirir ve yaşami yönlendirir, dürtüyü tin yönlendirir. Dürtü henüz düşünce biçimi kazanmayan rastlantı ve kör resimlerin yaratıcısıdır, tin ise bu resimleri uygulamak için dürtüyü yönlendirir. Tin Tanrıdır. Tin olabilen Tek, yaratabilen Tanrıdır. Dürtünün bu gücüne Scheler dürtüfantezisi der. Bu fantezi tin ile dürtü arasında bir arabulucu ya da uzlaştırıcıdır ancak fantezi dürtünün bir gücüdür, tinin değil. Dürtüfantezisi resimleri yaratır ve onlarla sadece oynar. Bu fantezi resimlerin kaynağıdır, tin ise onları gerçekten şekillendirendir. Ve neticede Scheler tüm doğada bu fanteziyi görür ve Scheler’e göre tin ile dürtünün kaynaşması varlığın amacı ve neticesidir.

 Martin Heidegger ve Hiç

Sığınmacılık Martin Heidegger’in Man (genel insan)’ıyla çok yakından ilgilidir. Heidegger’e göre man çoğuldur ‘ Tekil değildir. Man sürekli bir çalkantı, bir deprem yaşar ve kendisi değildir ‘ olamaz. Kişiliği çoğul içinde, çoğulca silinene dek terbiye edilir. Din ve bilim bu terbiyeyi kontrol ederler. Ancak kaygı ve iç daralması man‘ı varlığa götürebilir. Bu durumda man Hiç’i ve varlığı bir arada kavrar. Kararlı, sorumlu (Sartre) bir yaşama girerse, kendi hareketlerini, eylemlerini kendi belirlerse kendine ulaşabilir. Insan, zaman içinde kendini vareder. Hiç’i ve hatta kendini aşması ancak böyle olasıdır. Varlık, insanın ulaşacağı en son noktadır. Ya da şöyle diyelim: İnsan, kendi yaşamını kendi eline alıp, eylemlerinde kendini ölçmekle kendine ulaşır ‘ kaygı ve iç daralması ona hep eşlik edeceklerdir. İnsan, kendi kendisinin üstüne çıkar. Aksi takdirde: dinlerin ve bilimlerin kucağına sığınmacı olarak girer. Heidegger’i böyle anlıyorum.

Sığınmacılık, Kök ve Man

Kök (Wurzel)’ün Almanca’daki etimolojik anlamı bir bitkinin yeraltına uzanan kısmını ifade eder. İkinci sırada toprak / yer (Erde) aynı zamanda dünya (Welt) ve gezegen (Planet) anlamlarını da içerir.

İnsan bir bitki olmadığına göre köksüzdür. Antropolojik felsefeden yola çıkarak bitkinin Ben promlemi olduğunu söyleyemeyiz. Hayvanın da bu problemden yoksun olduğunu kabul edebiliriz. Ben olduğunu iddia eden ve Ben’inden çıkarak Ben’ini seyreden, seyredebilen tek canlı insan olduğuna göre, tek köksüz canlı da insandır. Hiç’ten arınma istemi insanın sığınmacı bir varlık olmasını zorunlu kıldı. Kök olarak gösterilen sığınmalar: aile, devlet, ulus, halk, topluluk, tarih vb. Stirner’in adına hayalet ya da hortlak dediği varoluş putlarıdır; insan bu putlara tapar, onlarla vardır, bu nedenle de sabit fikirlidir. Putlar insanın kökleridir – yedek kökleri. Bu kökler sarsıldığında insan tekrar Hiç’i hisseder. Varoluş bunalımı budur. Jean-Paul Sartre (1905-1980) buna en açık bir deyimle bulantı demiştir. Bulantı man‘ın tek şansıdır. Eğer üst-benine aldanıp tekrar sığınmacı yaşamına dönerse, man olarak yaşamaya mahkumdur. Demokrasi, iyi insanlik, kötü insanlik, islam ve daha niceleri man‘ın yoludur. Köksüz olmayı göze alıp yaşama atılırsa kendini kurar ‘ kurabilir. Ve sığınmalar sığınma olmaktan çıkıp Tekler tarafından yaşama entegre edilebilir. Antropolojik felsefeye göre bitkiler ve hayvanlar “Ben” diyemediklerinden, usçu mantığın hiyerarşik dizisinde “Ben” diyebilen insandan aşağıda görülür. Ancak bitkilerin usu yıkacak kadar görkemli gizi insanı kendisinin de bir kökü olmasını arzetmeye ve dolayısıyla sığınmaları kök olarak iddia etmeye itmiştir.

Friedrich Nietzsche (1844-1900), Zerdüşt kitabının girişinde Dünyaya sadık kalın kardeşlerim der. Toprak, atılmışın tek koruyucusudur. Ayakları yerde gözleri gökte, düşüncelerin efendisi Biricik, ne dünyanın üstünde, ne ötesinde, ne de berisinde: Biricik dünyadır, dünyanın kendisidir. Biricik Ben, Tanrı’nın yerine geçendir. Tanrısız Tanrıdır ‘ tanrılarsız. Ben ve Hiç ayrılamayan, birbirlerinden kopamayanlardır. Hiç, Ben’in sarayı, serveti, hanı, yurdu ve varolma bahçesidir; yaşamın servetidir. Bu bahçeye şekil veren Ben’dir. Ben, Hiç’siz doğamaz. Bu Hiç, Biricik’in tüm eylemlerinin kökü ve kaynağıdır. Bu eylemler sözcüklere indirgenemez. Her sözcük boştur – boş laftır, boş olmayan sözcük yoktur, en büyük boş laf Biricik’tir, çünkü Biricik tüm sözlerin kapsamıdır. Söz, boş laf üzerine kurulu dünyanın başlangıcıdır, Biricik ise onun sonudur. Hiç’im. Varım. Hiç’im, öyleyse varım. Meselemi Hiç’e bıraktım.

 

projektmaxstirner.de ‘ den alıntıdır.

BU İÇERİK BİR KONUK YAZAR TARAFINDAN ÜRETİLMİŞTİR. Yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi yenipapirus@gmail.com ‘a göndermeniz gerekmektedir. Editör onayından geçen eserler Yeni Papirüs okurlarına sunulacaktır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir