Oğuz Atay’ı Nasıl Bilirdiniz?

 

Oğuz Atay’la tanıştınız mı? Tanışsaydınız bunu nasıl anlardınız ya da. Sokakta yürürken gördüğünüz insanların size bir dost ahbap ya da kötü, art niyetli gibi değil de Turgut Özben, Selim Işık, Çoşkun Ermiş, Hikmet Benol veya Hüsamettin Albay şeklinde gözüktüğünde ya da siz onları öyle gördüğünüzde fark edersiniz bu tanışmayı. Gerçek dünyanın, geldik yaşıyoruz ve öleceğiz kadar basit olmadığını, yaşamanın insan için ölmekten bile zor olduğunu, kaybetmeyi, yalnız kalmayı ve kendi kendimize dost olmayı öğretir Atay’ın kitapları. İnsanların görünmeyen yaralarının açıkta olanlardan daha çok acıdığını gün yüzüne çıkaran bir yazarla tanışınca hayatı daha iyi tanır insan.

 

“Çok şey vardı anlatılacak.
O yüzden sustum.
Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.
Sen duydun mu sustuklarımı?”

oguz-atay1

 

Peki, kimdir Oğuz Atay? Belki romanlarında geçen başkarakterlerin ta kendisi, belki sadece bir hukukçunun inşaat mühendisi oğlu, belki de her ikisi birden. Oğuz Atay’da yaşadığı zamanda değer görmeyen edebiyatçılar kervanına katılmış durumda, aslına bakarsanız şuanda da hak ettiği yerde olduğuna ve o hak ettiği değeri gördüğüne inanmıyorum. Yaşarken yazdığı hiçbir kitabın ikinci baskı yapmamasına karşı, yılmamış ve daha çok yazmış daha çok anlatmış hayatlarımızı Atay. Şuan yayınlanmış durumda 7 kitabı ve arkasında tamamlayamadığı yazıları var.

 

 

“Kendime yeni bir önsöz yazmak istiyorum. Yeni bir dil yaratmak istiyorum. Beni kendime anlatacak bir dil. Çok denediler, efendimiz. Allah’tan, ne denediklerini bilmiyorum, Olric. Hiçbir geleneğin mirasçısı değilim. Olmaz, diyorlar. İsyan ediyorum. Az gelişmiş bir ülkenin fakir bir kültür mirası olurmuş. Bu mirası reddediyorum Olric. Ben Karagöz filan değilim. Herkes birikmiş bizi seyrediyor. Dağılın! Kukla oynatmıyoruz burada. Acı çekiyoruz. Kapı kapı dolaşıp dileniyoruz. Son kapıya geldik. İnsaf sahiplerine sesleniyoruz. Ey insaf sahipleri! Ben ve Olric sizleri sarsmaya geldik.”

 

 

Bir kez daha soralım kendimize kimdir Oğuz Atay? Küçüklüğünde atlet olmak isteyen bir çocuk, arkadaşlarıyla kısa filmler çeken bir yönetmen, ilk romanını kör kütük aşık olduğu kadına adayan bir aşık, iflas eden bir inşaat firmasının ortağı, başarısız bir dergi denemesi yaşayan bir yazar, ailesi, arkadaşları, beynindeki tümörü hissederek öleceğini anlayan hasta vücuduyla dünyamıza birçok yaşanmışlık bırakan bir düşünürdür Oğuz Atay.

atay-i

“O köşede ne kadar kaldığımı hatırlamıyorum. Uyuyup uyumadığımı da bilmiyorum. Uyku ile uyanıklık arasındaki fark azalmıştı herhalde. Düşündüğümü hatırlıyorum.”

 

Peki yazarlarla arası nasıldı Atay’ın, aslında bu konu hakkında net olarak bir bilgim yok  ama birçok fikrim var bu yüzden bu kısmı Tutunamayanları okuduğunuzda (ya da okuduysanız) daha rahat şekilde anlayacaksınızdır diye düşünüyorum ve Dostoyevski ile Kafka her daim yer almışlar hayatında diye ekliyorum.

 

“Ne Ölmek Nefessiz Kalmaktır Nede Yaşamak Nefes Almaktır..yaşamak; Sevmeyi, Sevilmeyi Hakeden Birinin Kalbinde Olmaktır.. “

 

Peki, ilk okuyanlar ne düşünmüş yazıları hakkında. Yaşadığı dönem boyunca hiçbir kitabı 2. baskıyı yapmamış demek aslında bunu açıklıyor ama şöyle daha açık şekilde söyleyeyim şimdi. Atay Tutunamayanları bitirdiğinde dostlarına okutmuş ve onların şaşkınlığını izlemiş, hiç alışık olmadıkları bir tarzla karşılaşan dostlarına bu kadar kaliteli bir kitap, ağır gelmiş galiba ki Atay’a Tutunamayanları tekrar gözden geçirmesi ve kısaltması söylenmiş çoğu tarafından.

atay

“Ölmek bile, kendilerine böyle bir görev verilenlerin işidir.”

 

Son olarak Atay’a nasıl dost oluruz, gidip direkt kitapları alın okuyun demek istiyorum ancak bu sizi ona karşı ya tam olarak tutkulu bir hayran yapar ya da sizi ondan tamamen koparır çünkü o ağır dili ve gerçek hayatı karmaşık şekilde işleyen yazıları anlamak ve onlardan sıkılmamak için sabırlı olmak ve okumayı sevmek gerekiyor. Günümüzde birçok dizide ve internette kitaplarının parçaları paylaşılıp, üzerinden prim yapılıyor ya da insanları onu okumaya teşvik ediyorlar (ki bence bu tartışmaya açık bir konu) ki bu sayede ona çoğumuzun bir göz aşinalığı başlıyor. Bu şekilde etkilenip okumaya başlayanlara saygım var ama dizi başka bir romana geçince onlarda Atay’ı bırakıp o geçişi yapmayacaklarsa İkinci olarak da Atay’ın o özel cümlelerini okuyunca içinizde herkesin düşündüğünden farklı şeyler uyandırdıysa size tamamdır o zaman. Tutunamayanlar kulübüne kaydınızı yaptırmak için en yakın kitapçıya uğramaya gidelim ve Atay’ın doğum gününde onu bir nebze de olsa unutmadığımızı gösterip, gökyüzüne bakalım ve gülüşünü seyredelim.

 

“Fakat Allah kahretsin!
İnsan anlatmak istiyor albayım, öyle budalaca bir özleme kapılıyor.
Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor.
Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor.
Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım?
Yok.
Peki albayım.
Ben de susarım o zaman,
Gecekondumda oturur anlaşılmayı beklerim.
Fakat albayım, adresimi bilmeden nasıl bulup anlayacaklar?
Sorarım size, nasıl kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı?

Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek.
Bir yandan da gözucuyla ölümümün nasıl karşılacağını
seyretmek istiyorum.
Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan,
Bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor.
Küçük oyunlar istemiyorum albayım.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir