Parçalı Yazı: Hayvanlar Üzerine

 

1

            Modern dönemin sonrasını yaşayan bir insanın et tüketmesi etik midir? Modern dönemin sonrasında bir çok alternatif beslenme yöntemi oluşturuldu. Yani hayatımızı ve bedenimizi bir doğaya bağlı kalmadan istediğimiz şekilde şekillendirebiliriz, besleyebiliriz. Böylesine bir gerçeklik içerisinde yaşayan bizler neden hala ısrarla, kocaman bir kültür olarak, et tüketiyoruz ki? Yediğimiz şey gerçekten de bir ceset. İster kabul edelim ister etmeyelim. Bir insanı alıp mezbahaya sokup, kafasını endüstriyel bir makine ile kesmek bütün gazetelerde ”vahşet” olarak yansıtılır. Fakat bizler bu mide bulandırıcı katliamı öteki canlılara hiç çekinmeden uygulayabiliyoruz. Neden? Çünkü hala hiyerarşilere inanıyoruz da ondan. Burada çok ciddi bir etik problemi beliriyor bence.

 

2

            Etik olanı sadece insan olanın davranışları yahut iyi kötü ayrımı üzerinden mi ele alacağız? Bence böyle yaklaşmak ciddi bir politik bir problem oluşturuyor. Fakat buradaki politik oluş ”minörden majöre” bir akıştır. Başlangıcı ve sonu tam olarak ”minör” yahut ”majör” değildir. Buradaki politika terimi sadece doğrudan yönetimi kapsamaz, kanon dışında kalanları da ele alır.

 

3

            İnsanı çevresindeki diğer canlılardan ”hiyerarşik olarak” ayırmak bence anlamsız. İnsan hayvandır gibi bir anlam taşımıyor elbette ki söylediğim. İnsan ile hayvan nihayetinde farklı ”olanlardır” ve bir alan içerisinde, hele ki bu alan bir biyolojiye bağlı ise, aynılıktan söz edemeyiz bana kalırsa. İndirgemeci bir yaklaşımdan kaçınmak bizlerin hem aklını, hem ruhunu hem de bedenini temizler ve bunu yaparken ”kirli olan şöyledir” biçimciliğine başvurmaz.

 

4

            Yani şunu belirtmek istiyorum. İnsan hayvandan farklıdır fakat bu fark ”üst alt” ilişkisi oluşturmaz, oluşturmamalı da. Ki insanı sözde hiyerarşide sırf üstte olduğu için ”etik değerlerin içinde değerlendirmek ve diğer canlıları bu anlayışın içerisinden kopartmak” ikiyüzlülüktür. Her varlığın bir ”amacı” olmasa bile bir işlevi vardır.

 

5

            Etik kavramını sadece insanın politik ve metaforik bedenine soğuk, titreten demirlerle zincirlemek köleleştirmek değil midir? Köleliğin ötesine varmakla övünen kelleler olan bizler, nasıl oluyor da böylesine basit bir çekişkinin kürek mahkumlarına dönüşebiliyoruz? Köleliğimizi kendi kendimize yaratmışız yani bizler. Bizim sırtımızda beliriyor kırbaç izleri. Bütün bu yarattığımız düzen, hiyerarşik ve problemli etik anlayışı bizleri derin, sonsuz bir uçuruma sürekliyor. En temel dediğimiz reflekslerin altında bile mide bulandırıcı, katliamcı bir politiklik yatıyor. Temel dediğimiz şeyler bile gerçeğe bağlanmıyor. Özlem duyulan gerçek yok artık. Bizlere anlatılan ”et tüketimi” yahut ”Tanrı insan için yarattı” toplumsal mitolojilerin hepsi son derece Gerçeklikten uzak.

 

6

            Esaretimizden kurtulmak, yaratılmış sütunlari elimizdeki ”aletlerle” (aletleri dilediğimiz yok edicilikte imleyebilriz bence) parçalamak ve bütün bunları yaparken kavramların hepsini sorunsal haline getirmek etik anlayışının alanını genişletecektir. Temelleri o kültür denen bembeyaz sarayın kendilikle birlikte çürümeyecektir. Bu gerçektir, hakikat değildir. Bir olandır, olanın üzerine söylenen belli politik manevralar sergilemekten farklıdı. Hakikat bir betimleniştir.

 

7

            Bizlerin tükettiği ürünlerin bir çoğu hatta neredeyse hepsi korkutucu bir ritüelle elde ediliyor. Hatta ”ürün” gibi bir kavramla hayvanları betimlemeye çalışmak (medyanın alanlarını düşünelim. Bir NusrET reklamını özellikle. Etin nasıl elde edildiğini bilen bir bireyin elindeki ölü canlıyı ”tokatlaması” yahut domino taşları gibi devirmesi ürkütücü değil midir sizce de?) bile aslında düştüğümüz etik problemin boyutunu bizlere gösteriyor. İnsan ”ürün” olarak gördüğü bir canlıya, üstelik işleve sahip olan bir bulunana karşı böylesine bir tavır alabiliyor, vahşi bir performansı uyguluyor.. Peki bu işlevi gerçekleştiren aklın (akılsızlık demek daha doğru olur) öznesi sadece kendisini ”işlev/beslenme/ürün” ilişkisini sadece ”hayvanlarla” mı sınırlı tutacak? Tabii ki de hayır. Canlıları ürün olarak gören insan mikro ve makro politik ilişkilerini de bu anlayışla birlikte şekillendirecektir. Ki bu şekillendirmeye bizler, yaşayarak ne yazık ki, şahit oluyoruz. Katliam ve hiyerarşi sadece ”ürünle” sınırlı kalmıyor bütün anlayışlar ile oynuyor. Kısacası işlev adı altında gerçekleştirilen bütün o katliamlar sembolik ve performatif olarak geri dönüyor bizlere.

 

8

            Sembolik olanı açıklamaya çalışalım o zaman, özellikle de bu tüketim anlayışı üzerinden. Sembolik olanın açılımı şudur:

            ”Doğrudan bir etkiye sahip olmayan fakat dolaylı olarak etki yaratabilen, anlamların ötesine açılan bir öğeler bütünü yahut tekliğidir. Öznenin anlayışına, politik duruşuna göre şekillenen değişebilir”

 

            Yani kısacası demek istediğim sembolik olan pefromansı yaratabilir ve bir performans kendi sembolik olanını oluşturabilir. Bu durumu et tüketimi üzerinden düşünelim. Mezbahamız modern yahut eski olabilir. Sistemi düzenleyenler hayvanları çeşitli biçimlerde katledecektir. Bu katliamı medya ”ürün” olarak yansıtacaktır. Fakat bununla sınırlı değilidir bu durum. Katletdilen hayvanın, özne tarafından, bilinçli ya da bilinçsiz olarak kendi sembolizmi yaratır ve bu aslında çok rahatsız edici olan sembol katliamla birlikte ”kabul edilebilir” bir hal almıştır. Sembolü dilediğimiz gibi şekillendirelim. Fakat şekil reklamlaşan bir imajdan fazlası olmayacaktır. Standartlaşacaktır. Fakat ürkütücü olan sadece bu değildir. Bu düzen sonu elde edilmiş ”ürün” aynı zamanda bütün politik ve insana dair sistemleri etkileyecektir. Bunu yukarıda da belirttik. Hayvan ile katili olan ilişki kendisini insana dair olanda da gösterir, üstün olanın iktidarını hayasızca meşrulaştırır. Ki ”politik olanın” en büyük sorunu (bütün alanlar içerisinde) bu değil midir? İngilizlerin yahut Amerikalıların ”basic” olarak tanımlayacakları ve hatta küçük gördükleri bu durumun aslında nasıl bir sistem oluşturduğunu gözlemiyoruz bence. Tarihin içerisinde yaşayan her bir birey bu durumu Gerçeği (bilinç ile yahut bilinçsiz) tecrübe ediyor.

 

            Sonuç Paragrafı ve Öznel düşüncelerim, Oluşum Hikayesi:

 

            Varacağımız nokta neresi yahut ulaşmamız gereken herhangi bir alanı var mı bizlerin, yazanlar ve üretenler olarak. Öncelikle ”tek bir odağın” hayalini kurmak, fantazisini oluşturmak bizleri dar bir etik anlayışına (ki bu anlayış geçmişe aittir) sürükler. Bizler özneler olarak ”basic” olanın sarsıldığının farkındayız. Modern sonrası insanın artık tükettiği ürünlerin gelişini, gelişimini, tarihini…vb şeyleri düşünmek zorundadır. Bu bir kurumlara bağlı bir ödev, ahlaki bir sorumluluk falan da değildir. Ortaya çıkıştır, imkanların (modern imkanların beslenme temelli) çokluğudur. Yani bizler, modern dönem sonrasında yaşayan insanlar, herhangi bir felsefi yahut biyolojik öze bağlı değiliz ki bu Gerçeklik bizleri etik olanı anlamlandırmaya yönlendiriyor, yönlendirmiyorsa bile yönlendirmeli. ”Temel olan şey” temel oluşunu yitirmiştir. Bu durumu, bu büyük Gerçekliği et tüketimi gibi bir eylem ve politika ile birlikte işlemeye çabaladık. Reçeteler yazmak veya bunları bazı terlemiş ellere sıkıştırmak gibi bir amacı da taşımıyorum. Kelimelerimi faydalı haplara falan da dönüştürmek istemiyorum.

 

            Tehlikeyi istiyoruz!

 

 Can Ali KAYA

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla