SANATIN FİKİR DERYASINDA Kİ HUMMALI YOLCULUĞU

 

“Sanatçı, henüz adlandırılmamış olan daha ince duygularını uyandırmaya çalışmalı ve yapıtları, hissetme yeteneği olan izleyicilere sözcüklerin anlatabileceğinin ötesinde, yüce duygular vermelidir. İzleyici, bir sanat yapıtında, doğanın belirli bir amaca hizmet edecek bir taklidini ya da doğal form aracılığıyla ifade edilmiş içsel bir duyguyu; doğanın temel ruhunu arar. Yapıtlar gerçekten sanat olduklarında amaçlarını yerine getirir ve ruhu doyururlar. Bu tür yapıtlar, ruhu bayağılıktan korurlar, onu heyecanlandırırlar, yani ruhu belirli bir yüksekliğe çıkartırlar: Sanatın etki olanakları, izleyicilerin etkileşim kapasitelerinin uç noktalarına kadar kullanılmış olur. ” W.Kandinsky

“Sanatın ancak yaşamdaki ve insandaki izdüşümlerinin toplumu değiştirme ve dönüştürme gibi ‘kendiliğinden’ işlevleri olabilir; ki bunun gerçekleşebilmesi için de zaten onun ‘hiçbir şey için’, kendisi için bile olamayacak kadar sınırsız bir ‘özgünlük ve özgürlükle’ meydana gelmesi gerekir.
Öbür türlü, yani salt verili olandan yola çıkarak ve belirli bir amaç güderek ortaya çıkarılan ürünler, sadece o verili olanı yeniden yeniden üretmekten ve aynı fasit daire içinde dönüp durmaktan öteye geçemez.
Toplumsal işlevin sanatın olmazsa olmazı olduğunu iddia edenlere şunu söylemek isterim, devrim, belki de onu çok büyük bir sözcük haline getirdiğimiz için bu kadar uzak!” Rabia Mine

“Oysa sanatçı sanatın hizmetkarı olarak; ortaya koyacağı eserinde -sanat- ereğini göz önünde bulundurup kendi ruhuna işleyen doğayı, yine kendi -kişiliği ve üslubunca- ruhuyla yansıtır yapıtına. Bu his, bu doyum ve izlenimler birer vahiydir aslında.” Uğurcan Kaçmaz

“….Kendi iç dünyalarımızdan, kendi küçük yaşama alanlarımızdan başlayarak tümevarmamız ve bunu yaparken de sanattan olabildiğince feyz almamız gereken alçakgönüllü bir kavramdır devrim.” Rabia Mine

“Sanatı sanat için yaptığını söyleyenler; toplumun yozlaşmasına ve ilerlememesine göz yuman, insan ruhunu doyuramayan ve onlara dokunmayanların; bir ereği ve yaptıklarının varacağı bir noktada yoktur.” Uğurcan Kaçmaz

“Sanat” her iki anlamda karşılaştırmalı olarak ele alındığında isminden de çağrışım yaptığı üzere farklı yorumlara gebe bırakmaktadır. Sanatın bir kesime hitap edip, bir şeyler katma zorunluluğu hususunu, aslında yaratılışından bu yana varlığını sanata adamış bir kilisenin çatısından gelen sesler kendimize getiriyor, “sanat görüşsüzdür ve bir fikre bağlı kalmayı red ederek bu yüzyıla kadar yaşamayı başarmıştır!” diyerek çalıyor çanlar. Ayasofya’nın, Selimiye’nin duvarlarından fısıldıyor sanat, bir parmak ucu dokunuşuyla dile geliyor yüzyıllık mimari, hangi safa dahil edildiğini hatrına dahi getirmeden…
Edebiyat; bir “okyanus” sanat ise; bu okyanusta yaşama arzusu taşıyan canlıları besleyen “yosun”dur. Ruhumuzu besleyip, hayallerimizi doyurganlık seviyesine getirdiğin de görsel yahut yazılı kanıtlarıyla gözlerimizi büyüleyip, 5 harflik bedenin de fikri hür ve vicdanı hür sanatçılar doğurur.
Örneğin; bir yazar bir şiiri, bir kitabı yazarken yahut bir ressam bir tabloyu çizerken aklında sadece yansıtmak istediklerinin kurgusu ve boş kağıtta ya da tuval de kalacak yansıması vardır.
Dolayısıyla bir gün bu esere bakıldığında fayda ya da zarar amacı güdüleceğini ummaz.
Yarına kalma kaygısı barındıran yazar, ressam,şair bugün gördüğümüz, okuduğumuz eserleri duygu karmaşası içinde değil de mantık çerçevesin de yansıtırdı. Bugün bir okur bir yazarın kitabını bitirdikten sonra ya da bir sergide gözüne ilişen bir tabloya baktığında yüreğinden gelen tek his “bu eseri meydana getirirken ne hissetti?”. Öfke mi?, aşk mı?, hüzün mü?, ayrılık mı?…
Isaac Asimov der ki; “Hangi nedenle nefes alıyorsam o nedenle yazıyorum, çünkü eğer bunu yapmazsam ölürüm.” sanırım bu cümle bir sanatçının eserini yaratırken hissettiği duyguyu ve bir amaç gütmeden yalnızca duyguları yansıtmak amacıyla kaleme aldığını ya da fırça darbelerini açıklar niteliktedir.

Merhaba, 2013 yılında başladığım Selçuk Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde eğitimime devam etmekteyim. Sanat, yüzyıllar öncesinden keşfedilmiş bugün ne kadri ne de kıymeti bilinmese de, ona değer verenlerin nesli tükenmekte olsa da bizim gibi sanata gönül verenler ruhumuza hala iyi geldiğine inanıyoruz. Ve biz ümidini kesmeyenler olarak geçmişimizi de geleceğimize katarak Yeni Papirüs ile karşınızdayız…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir