Sevim Burak: Afrika Dansı

 

‘’O karanlık çukura bakıyor/ ta içine bakıyor/ üzüm salkımı gibi ciğerlerini görüyor/ üzüm salkımının arasında saklanmayı/ o dibe bakıyor/ ta ağzını görüyor/ insan ağzı gibi açılıp kapanıyor/ o dipte insan ağzı gibi açılıp kapanan ağız ne söylese örtülüyor/ denizin dibindeki yosunlar sallanıyor/ yosunların arasında saklanmış/ büyümüş mor damarlarını/ kılcal çizgilerini/ üzüm salkımı gibi mor ciğerlerinin arasında saklanan büyük süslü kalbine bakıyor/ sonra ağızdan damla damla kan geliyor/ ağız kapanıyor/ kırmızı bir denizin dibindeki kan denizi içinde kayboluyor’’                                                                                                                                                                                sf. 8-9

 

Afrika Dansı.

Sevim Burak’ın, hastalığına kafa tuttuğu kitap.

Haykırıyor. Durmadan anlatmak istiyor. Büyük harflerle/ noktalamasız/ olduğu gibi/ tekrarlayarak.

Hastane odasında yatarken Brecht’le konuşuyor. Onu kalabalıklar arasında da görmek istiyor. Afrika yerlilerini, maskelerini görüyor kimi zaman. Saçlarını ördürüyor Afrikalı bir kadına. Safarinleri (Atlas Okyanus’un kenarında hala İsa’nın gelmesini bekleyen bir tarikat) hatırlıyor. Doktorunu bir makineye benzetiyor.

’BİR DELİ Mİ

BİR ÇOCUK MU

BİR ÖLDÜRÜCÜ MÜ

BİR KORUYUCU MU

BİR BAŞKALDIRICI MI

DURMADAN KONUŞUYOR

MAKİNELİĞİ Mİ BELİRİYOR BİZE

YOKSA RUHU VAR MI

BİR RUHU OLABİLECEĞİNİN İŞARETİ Mİ BU

SÖZLER

KIPIRDAMAYIN

NEFES ALMAYIN (Nefes almayın dedikten sonra)

SOLUK ALMAYIN (Aynı şey oysa/yanluş/ haysiyet kırıcı)

KIPIRDAMAYIN (Kendisi ölümsüz/ bu hastaneden başka bir hastaneye gidecek/ ama gitse de/ mutlaka aynı şekilde konuşma hevesine kapılacak),’’ diyor.

Sf. 7-8

‘’İğneli, fıçıdır hayat ya, sizler ne sandınız?’’

30 Aralık 1983 yılında, kalbi yaşamasına daha fazla izin vermediği için, 52 yaşında Haseki Hastanesi’nde öldü Sevim Burak. Hayatın iğnelerini içinde, belki kafasında taşıdı çoğu zaman. Yazdı, gerekirse notlarını perdelere iğneledi. Sözcüklerle bir oyun kurdu, gerçekliği serdi önümüze.

Bu ayrıksı yazar, orta okulu  Alman Lisesinde tamamladı. Mankenlik yaptı, modaevi yönetti. İlk evliliğini viyolonist Orhan Borar ile yaptı, bir oğlu oldu. İkinci evliliğini ise ressam Ömer Uluç ile yaptı. Kızı Elfe doğdu. Bir süre Nijerya’da yaşadılar.

Yaşadıkları ile yazdıkları hep iç içedir Sevim Burak’ın. Yapıtlarını o dönemin tarihsel, sosyolojik koşullarıyla ele almak gerekir. Yazdığı bir metin diğer metni doğurur. Bu metinlerarasılık, onun yazma biçimidir. Kuzguncuk’ta büyümüştür. Yapıtlarında azınlıklardan bahseder. Anne tarafından Yahudi’dir.

’Her ay hastaneye gidip kontrol olurken ağlıyorum. Hep kalbim büyük, arızalı, yamalı diye. Ölünceye kadar dikkatli yaşamam lazım. Ama nerede, olmuyor tabii,’’ diye yazmıştır oğluna bir mektupta. Kalbi kırıktır aslında. İlk kitabı ‘’Yanık Saraylar’’ istediği ilgiyi görmeyince küser ve ikinci kitabını on yedi yıl sonra bastırır.

Afrika Dansı’nda da, ölümle dans etmiş, kelimeler boşlukta dolanıp başka anlamlara doğru yol almıştır.

Benimse aklımda şu cümle: İğneli, fıçıdır hayat ya, sizler ne sandınız?

 

Sevim Burak, Afrika Dansı, YKY , İstanbul 2006

Notos Dergi, Ağustos-Eylül 2017

1988 yılında Çorlu'da doğdu. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji mezunu. Okur,düşler,yazar,izler. Sabahattin Ali'nin şu cümlesini tekrarlar:''Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.''

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla