Sinemacının Dilemması: ‘’Neden Tarkovski Olamıyorum…’’

Bahadır (Tansu Biçer), sinema eğitimi almış, mecburiyetten ‘’piyasa işleri’’ yapan bir yönetmendir. Ucuz televizyon, tanıtım filmleri çekmekten usanmıştır. Kendi yazdığı senaryosunu filme çekmek için fon arayışındadır. Tarkovski hayranıdır ve kendi filminde kullanacağı sahneler, rüyalarına girer. Sabah uyandığında ise yönetmenin duvarda asılı “İlkelerine bir kez ihanet eden hayatla saf ilişkisini yitirmiş demektir,” cümlesinin yazılı olduğu posterle karşılaşır. Yaratmak istedikleri ve yapmak zorunda oldukları arasında kalmıştır. Evi iki arkadaşıyla paylaşmaktadır. Yalnız kalıp çalışması pek mümkün olmaz. Zira eve giren çıkan bitmemektedir. Sevgilisi Yonca(Esra Kızıldoğan) ile de problemleri vardır. Yonca Bahadır’ı anlamaya çalışsa da, sabrı kalmamıştır. Bahadır’ın ailesi de güçlükle geçinir. Ağabeyi de tutkulu bir fotoğrafçıdır ve yılmadan hep aynı yeri görüntüler. Bu uğurda, ona para kazandıracak işleri reddeder. İki kardeş, anne babasına parasal anlamda destek olamamaktadır. Bahadır’ın içinde bulunduğu şartlara bakıldığında, ‘’sanat filmi’’ yapması pek de mümkün görünmez. Okuldan arkadaşları da Bahadır’a ‘’ticari düşünmesini’’ salık verirler.

Filmin yönetmeni Murat Düzgünoğlu, senaryoyu Şebnem Vitrinel’le birlikte kaleme almış.  ‘’Neden Tarkovski Olamıyorum…’’ üst perdeden konuşmadan, ince ince, yer yer mizahi bir dille ülkenin sanat gerçeğini yüzümüze çarpıyor. Filmin Tarkovski’ye selam gönderen açılış sekansının oldukça başarılı olduğunu belirtmeliyim. Tansu Biçer karakterin tüm o iç sıkıntısını, dış dünya ile ilişkisini oldukça doğal ve başarılı aktarıyor. Menderes Samancılar, Sacide Taşaner, Vuslat Saraçoğlu filmin diğer oyuncularından.

Filmde yaşananlar, etrafındakilerin Bahadır’a akıl verirken sundukları argümanlar, ziyadesiyle gerçekçi.  Örneğin Bahadır’ın asistanı Ceyda onu, piyasaya iş yapan ‘’eski solcu bir abi’’sine götürür.  Adam senaryoyu beğenir ama babanın parası varsa bu filmi çekersin, der. Şu minvalde cümleler dökülür ağzından:

‘’Ben sizi anlıyorum. Tarkovski, Bergman, olmadı Kiarostami olmak istiyorsunuz. Ama olmaz. Bu film burada olmaz. Burada aşk filmi çekeceksin. İki adam arasında kalmış bir kadını yaz. Biri serseri, zengin diğeri iyi fakat sıkıcı olsun…’’

İşte Bahadır bunlar arasında kıvranır durur. Setteyken telefonu çalar, evde doğalgaz kesilmiştir. Annesi eline para sıkıştırır. Babası ‘’Bu evde başka sanatçı istemiyorum,’’ der. Aslında Bahadır, babası ile ortak bir kaderi paylaşır. Babası da on yıldır inşaat halinde olan evi bitirememiştir. Bahadır’ın çözüm önerilerini de kabul etmez. Baba- oğul aynı dili konuşmasa da, ikisi de vazgeçmeyenlerdendir.

Filmde Bahadır’ı yargılamayacak, onu olgunlukla yönlendirecek tek kişi Menderes Samancılar’ın canlandırdığı yazar Hasan Bahri’dir.  Bahadır ona çok saygı duyar ve   onun bir an önce senaryosunu okumasını ister. Hasan hastadır ve inzivadadır. Kitabı ödüller almaya başlamıştır. Fakat Hasan Bahri, kitabının başka dillere çevrildiğini gazeteden öğrenmiştir. Fazla kazanmıyordur. Bunu Bahadır’a söylediğinde Bahadır buna da çözüm bulmak ister. Avukat tutalım, yayıncını değiştirelim, der. Burada seyircinin aklına, Bahadır’ın kendi dertlerine neden çare aramadığı  sorusu gelir. Bu sahnelerde başka bir soruna değinilmiştir. Bugün de birçok yazar adayı, eseri bir dergide yayımlandığında telif istemeyi aklına bile getirmez. Sanattan para kazanmak adeta ayıp karşılanır. İşin başka yönü de şudur ki, birçok edebiyat dergisi bir avuç gönüllünün canla başla çalışmasıyla basılıyor. Elbette bu, başka bir yazının konusu.

Neden Tarkovski olamıyorum?

Aslında Bahadır için  sorulması daha elzem bir soru var.

Ben Tarkovski olabilir miyim?

Çünkü Bahadır’ın,- tüm imkânsızlıkların dışında- hayran olduğu Tarkovski gibi büyük bir yönetmen olmak için yeterince tutkulu olduğu hissedilmiyor filmde. İlkelerinden çok fazla taviz vermese de, sanki sessiz bir kabulleniş içinde gibi gözüküyor. Kendi gerçekliğini kabul etse, daha basit bir hikâye ortaya koysa, belli ki başarılı olacak.

Yönetmen bunun cevabını filmin son dakikalarında açıkça gösteriyor.

Bahadır, hastaneye kaldırılan Hasan Bahri’yi ziyaret eder. Hasan Bahri, senaryoyu okumuştur.  Bununla ilgili fikirlerini doğrudan söylemez.  Bunun yerine, Bahadır’a ilk tanışmalarını, hatırlatır. Onun romanındaki basit ama etkili anlatımı, o küçücük öyküde bir samimiyet olduğunu nasıl da gözleri parlayarak söylediğini anlatır.  Bahadır’a göre, birçok ödül alan o kitap, Hasan Bahri için ‘’doğru roman’’dır. İşte cevap bu sohbette gizlidir.

 

Yararlanılan kaynak:

http://www.beyazperde.com

 

 

.

 

 

 

 

 

1988 yılında Çorlu'da doğdu. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji mezunu. Okur,düşler,yazar,izler. Sabahattin Ali'nin şu cümlesini tekrarlar:''Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.''

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla