Son Demler

Yine bir Aralık-Ayrılık günündeyiz. Yine bir yılın sonuna doğru ilerlemekteyiz. Yine bir ömrün son basamaklarına doğru adım atmaktayız. Yine hazin, inkisar, hüzün, hüsran ve ayrılık mevsimindeyiz. Böyle bir hayat serüveninde göz ucuyla bile olsa bir bir an için maziyi temaşa etmek ister insanoğlu. İşte, böyle bir ayrılık mevsiminde adeta haykırmak isterim sessiz ve tenha dünyamda. Öyle bir haykırmak isterim ki kendimin bile duyamayacağım bir ses tonuyla haykırmak isterim. Bu haykırışımlarımı duyabilir misiniz, bilemiyorum.

“Olmasın yüreğimde ikinci bir sevda ve olmasın hasretiyle yandığım ikinci bir göz ağrım” diye düşünür en ufak aşk duygusuna sahip her insan. Ama hayat pek de insanoğlunun istediği gibi yolunda gitmeyebilir. Kadın hayatında bir kere gerçek anlamda aşık olabilirken niye erkek gördüğü her dilruba ve dilbere tutulup kalır. Bu durum kadın açısından bir eksiklik mi yoksa erkek açısından bir avantaj durumu mu var her gördüğü ay yüzlüye aşık olma yolunda. “Hayır, hayır” deyip kendi sessizliğimde haykırmak isterim. İkisi de değil. Ne eksiklik ne de avantaj durumu var her ikisi açısından. Sadece tek düze olmuş yaşantılar var günümüz dünyasında. Peki insan hayatında hiç aşık olmayacak mı? Mevlana’nın dediği gibi “ya bir şeye aşık ol ya da yok ol” düşüncesini ele alırsak kesinlikle diri olarak ayakta kalmak ve enerjik bir hayatımızın olmasını istiyorsak gönlümüzün hep aşkla dolu olmasını sağlayacağız. Böyle bir düşünceyi ifade ederken yazar, kıyıya vurulmuş gönül dünyasını bilemezken, acaba bir yakut olmaya aday olan maşuğun gönül deryasından haberdar olur mu, bilemiyorum.

Maşuk şimdi hangi gezegenin hangi kıtasında yaşıyor acaba! Bilemiyorum. Dil bilgisi kuralları açısından aykırı olsa da ünlem işareti bu cümleye ne kadar da çok yakışıyor. Bu cümleyi kendi içimde haykırırken sanki bir an için bütün endamıyla beliriverecek gibi oluyor aşığın gönlünü çalan ay yüzlü dilber. Yazar değilim, şair hiç değilim. Ama hiçistanlıkta yok olup gitmektense bir kelebek gibi mumun etrafında pervane etmeye ve yanıp kül olmaya tercih ederim. Bunun için bu hiçlik evsafı gönle tercüman olacak bir engel değildir.

Hafız Şirazi, sevgilinin bir beni için Semerkant ve Buhara’yı verir. Onun bu cümleyi içeren gazelini ilk okuduğumda Hafız’ın çok cömert olduğunu sanmıştım. Koca Fars şairi, kameti bala şair, rintlerin şeyhi ve babası Hafız Şirazi’nin artık o kadar çok cömert olduğunu düşünmüyorum, düşünmüyorum. Çünkü sevgilinin bir tebessümüne değil Semerkant ve Buhara belki bütün dünya verilebilir. En kutsal yer olan Kabe’yi dahi elimin tersiyle itip seni kıblem yaparım. Bütün putları kırmaya yemin ettim. Namaz kılarken dahi seni kıblemi yapmaya niyet ediyordum. Ama artık namazın da bir put olduğunu anladım. Aramızda hiçbir duvar olmasın ey tek taptığım putum. Hakikatte “put” da güzel yüzlü anlamında değil mi? İşte ben o güzel yüze tapmaya niyet ediyorum ey aydan daha güzel olan ay yüzlü.

Artık olmasın ayrılık ve cudayiyet. Nereye kadar sürecek bu ayrılık ve kaçışlar! Bu cümleye de ünlem işareti koymak isterim. Çünkü apayrı olduğumuz gezegenlerden seyr u suluk ile hemhal ve hem dem olacağımıza can u gönülden inanıyorum, inanıyorum. Zira imkansızlığın dahi mekansızlıkta vücut bulan bir medeniyet diyarındayız. İşte, seni ifade ederken cümlelerimin boğukluğuna veriyorum gayemi.

Yine sözün başına dönüyorum. Sonbahar mevsimi gibi hayat hep pörsümeye ve eskimeye imkan mı verecek? Yaprağın ağacın dalından kopup yere düşerkenki sağa-sola hazin süzülüşünü hep izleyecek miyiz? Birden bire gelen bu sonbahar mevsiminde hep hazin, hasret, hüzün, hüsran, inkisar, gam, keder mi olacak? Yok mu bu ayrılık mevsimin bir sonu? Yok mu Yelda gecelerinin mutlu bir sonu? Yok mu medet umduğumuz kurtarıcımız? Yok mu artık her bir neharın bir naharı? Yok mu artık her bir gecenin bir gündüzü? Ne olur ümit ve aşka olan inancımızı alsa ve asla kaybetmeyelim.

Ey ay yüzlüm! Ay senin yanında yüzünü açmaya utanır. Güneş gündüzleyin ışığını senden alır. Ahunun göbeğindeki güzel kokuyu kullanan attarlar senin etrafına saçtığın kokundan esinlenmişlerdir. Sen hem gecesin hem de gündüz. Sen hem aysın hem de güneş. Sen hem imansın hem de karanlıktaki küfür. Sen hem fanisin hem de baki. Sen hem sensin hem de senden öte olan sen. Sen hem putsun hem de tanrı. Sen hem perisin, hem divsin hem meleksin hem de insan. Seni hangi sıfatla vasıflandırsam da yine sen ondan ötesin. Saydığım sıfatlar sana sahip olanın düşüncesine bağlıdır. Şeytan da olabilirsin melek de olabilirsin.

Yine bir Aralık günündeyiz. Yine bir sonbahar mevsimindeyiz. Yine bir ayrılık, hüzün ve hasret faslındayız. Yine ölüme doğru yaklaşmaktayız bir kara tren misali, ama ümit ve aşka olan inancımızı asla yitirmeden yürümekteyiz bu çıkmaz sokakta.

Hafız Şirazi'nin "Gönlü aşkla diri olan asla ölmez" sözünü kendisine rehber ettiğini düşünen biri...

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla