SON GEMİ ANTOLOJİSİ -2

 

Her gün hayatımıza giren yeni dergiler gittikçe rengarenk coşkulu kelebeklere dönüşüyor, hayatımıza yeni renkler, tatlar, raflarımızda keyifle yerini alan yeni kitaplar ekliyorlar. Bunlardan biri de internet üzerinden yaptığı yayın yaşamında dördüncü yılına basan, sağlam adımlarla ilerleyen, edebiyata hizmet dışında kaygısı olmayanların mutfağı haline gelen Son Gemi edebiyat dergisi.  Son Gemi, öyküye, şiire ve okura verdiği değerle, yayınevlerinin satış politikalarının  üzerinde pazarlama kaygısından uzak, genç yazarlara yakın herkese açık bir kapı oluşuyla edebiyatımızın geleceğini şekillendirecek bir kitle yaratmada mütevazı yolculuğunu sürdürüyor. Günümüzde yaygınlaşan edebiyat atölyelerinin temsilcisi durumundaki Son Gemi dergisi, 2016 yılında ilk öykü seçkisini yayımlamıştı. 2017’de de ikincisini, Son Gemi Antoloji-2’yi okurlarıyla buluşturdu. Dergi, 2017’de en çok okunan 23 öyküyü seçerek hem kalıcı olması adına hem de internetle arası iyi olmayan öykü meraklılarına Edebiyatist etiketi ile basılı bir kitap olarak okurlarına sundu. Öykünün şimdiki hali ve geleceğini merak edenler mutlaka okumalı.

23 öykü ve 23 yazarın yer aldığı seçkiyi Ayşegül Kaya derlemiş. Editörlüğünü Münire Çalışkan Tuğ Genel yayın yönetmenliğini Fatih Ayan yapmış.   Öykülerin dili temiz ve duru, dil bilgisi ve imla açısından sorunsuz. . Konuları itibari ile  ülkenin siyasi sosyal ekonomik açıdan irdelendiği işçi hakları, kadın ve çocuk haklarının  ele alındığı, edebiyatımızda son dönemde hakim olan ‘baba’nın sevgisi ve sevgisizliğiyle çocukluk hatıraları aracılığıyla yer edindiği, ayrılıkların, hüzünlerin, kabullenilmeyen vedaların, haklının haksızın yargılanmadan sunulduğu hikayeler okuyacak. Kahramanı  olduğunuz anları yaşayacaksınız.

Okudukça sahipleneceğiz Son Gemi’yi. Olayların  içinde kendimizi bulacak, belki de yaşadım yaşıyorum deyip öykü kahramanı olup çıkacağız. İtiraf edemediğimiz, sindiremediğimiz şahit olduğumuz anları yaşayacağız. Kimseyi küçümsemeden bir köpekten Promete’ye uzanan dostlarımızla karıncaya yoldaş olup geniş bir zamana yelken açarak bilmediğimiz ama aşina olduğumuz mekânlar içinde kalacağız. Alper Kaya’nın Kör Falcı’sı size esrarı gösterirken Ayfer Karakaş’la her zaman yaşamak zorunda kaldığımız Sessiz Hesaplaşma’yla yüzleşeceğiz. Ayşegül Kaya’nın ince bir işçilikle işlediği Gidiş’e üzülecek, Ayşegül Kocabıçak’ın  bizi saran günlük diline kapılıp “Öğretmen olmak isteyen aklıma tüküreyim. Allah’ım… Çok yoğun bir gündü!”  diye isyan etsek  de yine merhametimiz ağır basacak, Hak Veren Aşık olacağız. Deniz Dengiz Şimşek ile F Hezeyanı’nda içinizdeki acabalarla yüzleşeceğiz. Emine Bayındır’ın Endişeli Tüyler’inde  “Sahipsiz bir bardak gibi ortadaydım. Herkes kendini dolduruyordu bana. Devriliyordum,  tekme atıyorlardı. Kimse kâğıttan olduğumu bilmiyordu.”  diyecek ve biz de savrulacağız. Eser Erdost, sevdiği kıza güzel bir Teklif’te bulunacak, siz geleneği geçmişi sevmenin mahcubiyetini yaşayacağız;  bir de okuyup görün ya kabul etmezse?  Edebiyatist Dergisinden aşina olduğumuz Fatih Ayan zamane insanının Baş Ağrısı’nı ve çevresine olan etkisini sade ve gerçekçi bir dille sunacak bize.. Fulya Bayraktar çocukluğumuzdaki pişmanlıkların acısını yaşatacak, “Çıkmayacaktım” derken, bizi de pişmanlıklarımızla baş başa bırakmakla kalmayıp korkularına ortak edecek.

“Kimin söylediğini anlamıyorum, ana babamın sesine benziyor ses. O gece daha bir yumuşak daha dikkatli oyuyorlar gözlerimi.” Hava Çok Soğuk, Öksürmek Yasak diyenleri, Çentikler’i görmezden gelerek N’olmuş diyerek yaşayamayacağımızı gösteren, Sarı’ya uyup hayatımızı mahvedebileceğimizi ustalıkla işleyerek toplumun yaralarını Orhan Kemal edasıyla yazabilen yetenekli kalemler yanında, romantik, imgelem dünyası geniş öykülere de yer verilmiş seçkide. Hayatın Karşı Kıyılarına, Oyunbozan Promete’yi atarsak Dağ Yürüdüğünde şaşırmamalıyız. Hatice Dökmen ve Jale Sancak gibi artık kendini kanıtlamış isimleri de eklersek Son Gemi’deki bu keyifli yolculuğa bakalım hayır diyebilecek misiniz?

Handan Gökçek Boş Sayfa’da şöyle sesleniyor: “Kalbimin sıkıştığı yerde duruyor sayfanın karanlık yüzü. Bakmaya korkuyorum. Bakmazsam “var” olamam ki…Göremezsem, duyamazsam gördüklerimi ve duyduklarımı haykıramazsam nasıl yaşarım.”  Sevgili okur,  Senin İçin Sözcükler Biriktirdim görülmeyen bir Bekleyiş’e inat; var olmam için Boş Sayfa’lara inat beni okur musun? Ancak okursan anlarsın aşkımızı…

Sevgili okur, Münire Çalışkan Tuğ’un, “Senin İçin Sözcükler Biriktirdim” öyküsünden bir alıntıyla selamlıyor; Son Gemi ile keyifli yolculuklar diliyorum.

“Bu aşk. Onu rüzgâra bırakalım istiyorum. Dağılsın her yana. Dağlara, ovalara, denize, gökyüzüne… Kimin yanından geçerse girsin yüreğine. Bir büyü gibi yayılsın her yana.”

 

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla