Stefan ZWEIG – Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

 

Henüz bitirmiş olduğum kitabı elimde tutuyorken donup kaldı bakışlarım.

Genzimde bekleşen hıçkırıklara yenik düştüğümde başladı amansız kavgam.

           Stefan Zweig‘in raflarda kendi halinde durmakta olan cazibesiz, (özellikle de) okuma yorgunu insanların aradıklarına benzer incecik kitabıyla onlarca kez göz göze gelmeme rağmen ”neden bu kadar bekledin?” diye sorguya çektim kendimi. Kendimle kavgalıyım bu gece.

 

             Sana, beni asla tanımamış olan sana.

            Sen çıkageldiğinde on üç yaşındaydım… 

            O andan başlayarak seni sevdim…

            İçimi dökebileceğim kimsem yoktu, kimse bana bir şey öğretmiş ve beni uyarmış değildi…

 

            İnsan hayatının kısalığını ve bir o kadar da acizliğini düşündüğümde dizlerimin üzerinde, gözyaşlarımla yıkanmış en iyi dileklerimi sunmak istedim ‘Bilinmeyen Kadın’a.

 

             Beni asla neredeyse hiçbir zaman görmedin.

            Ah, ne delilikler yaptım bir bilsen! Elinin değdiği kapı tokmağını öptüm, dairene girmezden evvel fırlatıp attığın bir puro izmaritini çaldım…

            Sana yemin ederim ki, bunun içinde şehveti çağrıştıran bir düşünce yoktu…

 

            Ağlamaktan şişmiş gözaltları ve dağılmış makyajıyla hemen karşımdaydı Bilinmeyen Kadın. Titrek ellerine dokunabilecek kadar yakındım. Uzansam ona,  başını omzuma yaslasam, soğumuş ellerinden tutsam?

 

            Asla, asla beni tanımadın…

            Çocuğum dün öldü -o, aynı zamanda senin de çocuğundu…

            Bağışla yakınmamı ne olur bağışla!

            Yoksulluğun döküntülerinin ortasında, çocuk, senin çocuğun doğdu…

 

            Kadın öylesine kırılmış ve hırpalanmıştı ki, merhamet ve teselli istemiyordu. Buna izin vermedi. Ama onu seyretmeme aldırmadı.  Ölü çocuk ve kadın, ikisinin tam ortasındaydım.

 

            Sevgilim, sana karanlıklar içinden sesleniyorum; utanç duymuyorum, bunu sana söylemek istiyorum fakat sakın korkma sevgilim -kendimi sattım…

            Senin tarafından unutulmuş olmak yeterli değildi, bir de aşağılanmak zorundaydım…

 

            İsli mum kokusunun sindiği bu kasvetli odada kelimeler ardı ardına dökülüyordu kâğıda.  Adamın acımasız bencilliği ve ölü çocuk yeni kelimeler doğurtuyordu.
Ah dağınık saçların sahibi Bilinmeyen Kadın, gitme. Gitme lütfen. Gitme…

 

  Ben artık Tanrı’ya inanmıyorum…

  Ben yalnızca sana inanıyorum… Seni seviyorum… Elveda.

 

* İtalik yazılı kısımlar Stefan Zweig’in ‘Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’ isimli kitabından alıntıdır.

Varlık ERGEN

 

Sabaha karşı başlamış bir doğumun eseriyim_ Cennet bahçelerinden yere düşenlerdenim bir de- Parçalanmış benliklerimin gölgesinde bir bireymiş gibi yaşıyorum_ Tuzlu suyun yakınlarında olmak şanslı kılıyor beni-

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla