Yakarış

 

Sabah ezanıyla uyandım. Gözlerim yarı kapalı. Öyle sıkıştım ki, neredeyse altıma yapacağım. Hoca duasını bitirmeden çişimi yaparsam, çarpılırmışım. Elim kolum ters dönermiş.  Bu Allah Baba da her şeye kızıyor. Tövbe hâşâ! Yatağın yanında dikiliyorum. Hocanın sesi de çok çirkin, anırıyor sanki. Tövbe estağfurullah! Yok yok, demedim bir şey. Sonunda sustu. Babam yine sızmış. Ayakkabılarını bile çıkarmadan girmiş yatağa. Alkol kokusundan anladığıma göre, eve daha yeni gelmiş.

Oturma odasının kapısı aralık. Annemin sağa doğru selam veren, bıkkın yüzünü görüyorum. Yeşil seccadeye kapandıkça, daha da küçülüyor. Ağzından telaşlı, anlamadığım sesler çıkarıyor.

Tuvalete koşuyorum. Banyonun sarı ışığı, gözümü alıyor. Gözlerim kapalı,  donumu indiriyorum. Elime gelen et parçasıyla, bir kez daha hayal kırıklığına uğruyorum. On bir yıldır olduğu gibi, pipim yerinde duruyor. Oysa ben, ablam gibi olmak istiyorum. Onun gibi elbiseler giymek, saçlarımı uzatmak.

Abdest alıp odama dönüyorum. Annemin dolabından yürüttüğüm eşarbı, başıma takıyorum. İki elim havada, diz çöküyorum. Annemin defterinden ezberlediğim ‘’Dilek Duası’’nı okumaya başlıyorum.

‘’Euzübillahimineşşeytanirracim

Estagfirullah min külli mâ kerihallah, sen bu bedeni al, bana bir kız bedeni ver Tanrı’m, şey yani Allah’ım.,Allah Baba…Estagfirullahel’azîm ellezî lâ ilahe illâ hüvel hayyel, ailem her şeyi unutsun, iki kız çocukları var zannetsinler, adım da İpek olsun, kayyûme ve etûbü ileyh.

Amin. Sen dualarımı kabul et.’’

Yeniden uykuya dalıyorum.

Kahvaltıya kalktığımda, duamın kabul olmadığını görüp yeterince inançlı olmadığımı düşünüyorum. Belki de Necip dedem gibi, Allahü Teala da sağırdır. Annem duysa, tövbe de oğlum tövbe, der.

Ablamın pembe rujunu alıp banyoya gidiyorum. Bir güzel sürüyorum dudağıma. Yeni aldığı saç bandını da takıyorum. Kafamı kaldırdığımda, aynada, babamın çakmak çakmak olmuş gözleri ile karşılaşıyorum. Bıyıkları daha  da yukarı çıkmış sanki. Yüzü kıpkırmızı. Kolumdan tuttuğu gibi yere yatırıyor beni. Vurdukça vuruyor. Ablam elinden almaya çalışsa da, fayda etmiyor. Annem mutfaktan koşup geliyor. Yalvarıyor babama. Daha da öfkeleniyor:

‘’Sen beni mahalleye rezil mi edeceksin ulan pezevenk. İbne mi olacaksın başıma, köpek. Öldürürüm seni it oğlu it!’’

Ağzım yüzüm kan içinde, sessizce bekliyorum. Evdeki babamdan, yukarıdaki babaya sığınıyorum. Yorulunca bırakıyor. Kapıyı vurup zıkkımlanmaya gidiyor.

Ablam, kendini odasına kapatıyor. Annem, ağlayarak yüzümü temizliyor. Acımı dindirmek ister gibi, saçlarımı öpüyor.

‘’Yağmur altında kalsın, şimşekler çaksın üstüne. Şemsi Paşa Pasajı’nda sesi büzüşsün. Pis adam!’’

Annem beni kucaklıyor. ‘’Bela okuma oğlum. Tövbe de, geri al söylediklerini. Ne olursa olsun, o senin baban.’’

Ben senin oğlun değilim, deyip fırlıyorum sokağa. Kızlar tuvaletine girmeye çalıştığım zamanlarda olduğu gibi, insanlar tuhaf tuhaf bakıyorlar yüzüme. Çocuklar alay ediyor, sataşıyorlar.

Var gücümle camiye kadar koşuyorum. Çeşmede iyice yıkıyorum yüzümü. Temizlendiğimi hissettikten sonra evin yolunu tutuyorum.Bu gece, insanların daha kibar olması için  dua edeceğim.

*Yazıma esin kaynağı olan belgesel için:

1988 yılında Çorlu'da doğdu. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji mezunu. Okur,düşler,yazar,izler. Sabahattin Ali'nin şu cümlesini tekrarlar:''Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.''

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla