Yazının Sinematografik Serüveni

Sinema dünyasının efsanelerinin birer romandan doğduğunu biliyor muydunuz?

Bu yazıyı kendi sevdiğim filmler üzerinden giderek yazacağım ancak bu listede olan filmleri pek sevmeyen olduğunu da sanmıyorum.

 

Forrest Gump

Hayatımda izlediğim en iyi filmlerden biridir bu film, uyarlama olduğunu öğrenince çok şaşırmamıştım. Film o kadar güzel bir şekilde akıyor ki bunu ya çok üst seviye bir senarist yazmış ya da bir romandan alınmış diyorsunuz. Bu filmde ise ikisi bir arada, üstüne sinema tarihinin en iyi oyunculuklarından biri eklenmiş ve bir sinema efsanesi yaratılmış.

Filmini o kadar çok beğeniyorum ki hayal kırıklığına uğramamak için kitabını hala okumadım ama siz okuyun.

Fight Club

fight-club

Bu filmi ilk izlediğimde bir insanın bu kadar muazzam bir hayal gücü olabilir mi diye düşünmüştüm,

Chuck Palahniuk yazdığı Fight Club, seçilen oyuncuların muazzam yeteneği, olağandışı hikâyesi ve iyi bir yönetmenle sinema dünyasını sarsan bir film olmayı başarmış, bana sorarsanız kitaplar uyarlamalarından çok daha iyidir derim ancak bu kadar sağlam bir film çekerseniz bunun bir uyarlama olduğunu bilen kişi sayısı çok fazla olmaz.

 

The Silence Of The Lambs

Bu filmi ilk izlediğimde 8 yaşında falandım ve etkisinden uzun süre kurtulamadım. Yine mükemmel akan bir hikâye ve gizlenmiş örgülü bir yapı var filmde, ne olacağını nereden ne çıkacağını tahmin etmek imkânsız. Çok iyi bir yönetmen dokunuşuyla sinema tarihinin en iyi gerilim filmlerinden biri ortaya çıkmış. Oyunculukların da hakkını yememek gerekir elbette.

 

The Prestige

the-prestige

Yine arka planda gelişen olay örgüsüyle bir başyapıt, Christian Bale ve Hugh Jackman gibi çok iyi iki oyuncu etrafında kurulmuş iyi bir kadro ve bence kusursuz bir film. Filmi izlerken kimin haklı kimin haksız olduğunu arayıp duracak ve bir anda filmin bittiğini fark edeceksiniz. Bu filmden aklımda kalan bir söz paylaşarak bitiriyorum,

“Siz sırrı çözmek değil, kandırılmak istiyorsunuz.”

 

A Clockwork Orange

Sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden biri olan Stanley Kubrick tarafından uyarlanan bu romanda size farklı hayaller kurduruyor, birden fazla durumu ve birden fazla fikri içinde bulundurmasıyla, aynı film içerisinde üç farklı film izlemiş hissine kapılmanızı sağlıyor.

Kitabın çoğu yerinin kaçırmadan çekilmiş olmasına rağmen bence romanı filmin bir adım önünde mutlaka okumalısınız.

 

No Country For Old Men

no-country-for-old-men

Bu filmi izlediğimde sonuna kadar farklı farklı birçok son düşünmüş ama sonunda hepsinin birden taca çıkışını izlemiştim, romanı henüz alıp okumadım ama bu senaryonun kötü bir romandan doğması bence mümkün değil. Aksiyon sever arkadaşlar için romanlarda aksiyonun ve hayal gücünün ne seviyeye çıkabileceğinin göstergesi, sıkılmadan izlenebilecek bir film.

 

Requiem For A Dream

Hayatımıza giren bir zehrin size neler yapabileceğini gözler önüne seren bir hikâye, çok sıkıcı gibi gözükse de çok akıcı bir roman. Bence bu eşleşmede film bir adım öne çıkmış durumda, filmde çalan şarkılar ve kusursuz oyunculuk sizi içerisine o kadar güzel çekiyor ki film bittiğinde uzun süre müziklerini dinlemeye devam edebiliyorsunuz. Jared Leto ya da ayrı bir parantez açılmalı.

 

Shutter Island

shuttter-island

Bu filmde Fight Club benzeri bir durum geçtiği söylenebilir aslında ama daha derin temellere dayandırılmış ve bir dram içine çekilmiş seyirci. Tabi ilk izlediğimde sonunu pek anlayamadığımı da itiraf edebilirim ancak şu anki düşüncem Leonardo DiCaprio bu filmle harikalar yarattığı yönünde, hikâyesi sıra dışı ve uzun bir uyarlama olmasına rağmen sıkılmadan izlenebiliyor, bu filminde romanını beklentilerimi ya karşılamazsa korkusundan okumadım.

 

Bu listede herkesin bildiğini düşündüğüm için eklemediğim ancak favorilerim arasında yer alan Lord Of The Rings ve Harry Potter da yer alıyor elbette.

 

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir