Yeni Sahne

 

Bir düzlem düşünelim ve bu düzlemin arka kısmında kocaman kocaman kalabalıklar olsun. Bu düzlemi istediğimiz şekilde eğip bükebilir ve renklendirebiliriz. Bu düzlem nihayetinde bizim oluşturacağımız düşünsel şeyi yarı- somutlayacaktır yani bu aktiviteyi gerçekleştirirken biz eh nihayetinde ( aksi de yapılabilir ama) elimize inşaat malzemelerini alıp tamamı ile o şeyi oluşturmayacağız. Ki istersek bunu da yapabiliriz ama bu aksiyonu gerçekleştirmek hem zamanımızı alır hem de bizi ilkel bir biçimde yorar.

metin yaratma

Kocaman kalabalıklar kendilerine sunulmuş yerlere yerleştirirler kendilerini ve kendilerine sunulan gösteriyi izlemeye başlarlar. Ve bu gösteriyi aslında, belki de hiç fark etmeden, değiştirecek olanlar onlardır. Onların sözleri ve fısıltıları ana karakterdir. Ama onlar bunun hiçbir zaman farkındalığına ulaşamayacaklar, bildiklerini okumaya, çekirdek çitletmeye, sızmaya, uyumaya, uyuşukluğa, serseriliğe devam edeceklerdir. Ses zerrelerinin arasına sızan şey hiçbir zaman
” yüce bir hakikat ” yahut ”erdemin ta kendisi ” olmayacaktır, lakırtının ötesine de geçemeyecektir. Ama yine de dikkatli olmak lazımdır, çünkü bu dolu olmayan söylemler antik insanın koyduğu bütün kavramların replikali olabilir, gizlenebilir, kaçabilir, saklanabilir, saklanbaç oynayabilir ( Saklanma ile saklambaç oynamak arasındaki fark birinin oyunla birleşir(saklanmaç oynamak) diğeri ise yapılan şey bir zorunluluk eki alandır ve onu hayatı boyunca omuzlar, büyütür, geliştirir )

Gösterinin ana karakterleri henüz kalabalığa dahil olamamış iki kişidir. Bu kişilerin belli bir cinsiyeti olabilir de olmayabilir de. Bu iki kişi belli kıyafetler de giyebilir tabii ki. Giyinme zorunlulukları yoktur ama işin özünde. Ama belli bir sosyal konstürüksiyondan geçen okur ister istemez bu iki kişinin bazı yerlerini kapatacak araya mekanizmalar girecektir. Vücut yapılarını da oluşturacak şey de budur tabii.

Şimdi ise onların ne yaptığına bakalım.

Bir çoğumuza göre bu şahısların ( istediğimizi de diyebiliriz kendilerine ) ilk yapacakları şey birbirlerine bakmaktır. Sonrasında da ise kalabalığın sesine kulak verirler. Bu karagürültünün de etkisi ile bakışmalardan hemen sonra sessizliklerini bozacaklar ve haykırmaya başlacaklardır. Asıl içte olanı gizlemektir amaç. Roller kazanacaklardır. Kalabalıkların istenci ile bağlantılar kuracaklardır ve güç edinmeye başlayacaklardır. Güçlü olan ile güçsüz olan ikilemi çıkacaktır karşımıza. Güçlü olan güçsüz olan üzerinde hakimiyet kuracaktır, ki, hatta öyle bir hale gelecektir ki güçlü olan, kuvvetini edindiği kaynağı unutacak kendisinin söz ve istemsel yapıdan geldiğini yadsıyacak ve saldırıganlaşacaktır. Güçlü olan kişi de zihninde bir kral çizecektir. Hatta kimi kısımlarda (kısmen de olsa ) edindiği gücün kısımlarından pay alıp bunu özleştirebilir mekanizmalarında işleyebilir fakat asıl olan kaynak dediğim gibi belirgindir. Güçsüz olan da bu zayıflığı karşısında esareti kabul eder, boyun eğer.

Peki buradaki ” güç ” neyi ifade etmektedir?

Unutmadan şunu da belirtmek isterim ikisi de arka izleyici kısmına geri dönerler nihayetinde, çünkü öldürürse güçsüz olanı, güçlü olan keyfine varamaz gücünün. Gücü var eden şey güçsüz olanla kurulan ilişkiden ötesi değildir zaten. İki bağlananın sarmal olarak hiç bitmeden yükselme durumudur bu. Daire biçimde olamaz çünkü o zaman sadece döner ve zayıflar. Ama sarmal biçimi ile yükselir ve gücü artar, ve güçlü olan iki adım öndedir.

Tabii ki yine de, okuyucumuzun metni olduğu için bu sunulan yazgı, eğer neronvari bir perspektife de sahipse eğer, herkes birbirini öldürür, konuşmalar olmaz ve okur kapatıp kapağı gider ve kaçar.

Kaçmayacaklar içindir bu yazdıklarım.
Kaçmayacakları davet ediyorum şimdi de kalemime işte. Onlara bazı şeyleri açıklayacağım. Bu insanların hakkını vermek gerçekten de önemli, bir öznenin ödevi gibi bir duruma bile benzetebiliriz bunu.

Güce gelelim şimdi. Güç bu metinin önemli merkezlerinden biri. Böylesine dizgesiz bir yazıda bile merkez oluşabilir mi demeyin. Merkez her yerdedir ve merkezi olmayan şeyler aslında şekillenemeyen, bükülemeyen şeylerdir. Merkez olma ” ortada olmak ” durumu değildir, ki ortada bulunma durumu bile keskin bir kesinlik taşıyamaz tıpkı dünyada olan her şeyin doğası gibi. Dünyadaki şeylerin kesinliğini iddaa etmek sadece ama sadece öne sürülen şeyin yoğun kalabalıklara başarılı bir şekilde empoze edilme projesidir, projedir.

Önceden oluşmuş olanlar, daha önce de söylediğimiz gibi, kendinden bir öncekilerin devamıdır ve başlangıcı ve sonu yoktur. Olmayacaktır da. Çünkü nihayetinde bir metindir. Ve bu metinin en büyük derdi bir imgeyi gösterebilmek ve yansıtabilmek.

Kalabalıklara dönen artık erimiştir, gitmiştir, yok olmuştur yani .

Gücün tanımının yapmaya çalışalım şimdi de. Asalarımızı hazırlayalım, kılıçlarımızı çekelim kınından, savursun rüzgar pelerinlerimizi, yelkenlerimizi açalım ” Yelkenler fora ” diye bağıralım.

Bağıralım. Bağırdılar.

Geri dönmeyeceklerin misyonu bitmiştir artık.

Güce geldik.

Güç nevi üstte bulunma aktivitesidir. Bu üstlük durumu iki taraftan değerlendirebilir :

1) Maddeden kaynaklanan üstlük durumu
2) Simgelerden kaynaklanan üstlük durumu

Maddeden kaynankalan üstlük durumu kavranabilmesi en kolay olandır. Toplumsal yaşantıda, doğal olarak, bazı araçlar ve süsler ( araç olmayan şeylerdir bunlar ve simgelerle belli oranda ilişkilenirler.) değerler elde ederler. Bu değerleri bir çok şey ile sembolize edebiliriz. Tıpkı şuan elinde tuttuğun para gibi. Para özünde bir kağıt parçasıdır fakat içerigi itibari ile somut durumunu aşmış ve ötelik kazanmıştır, iç içe geçmişliği söz konusudur iki odağın : ” Kurgusal ve Somut ” Madde üstlüğü elde edilebiliecek en basit ve en alçak üstünlüktür ve bu üstünlük ancak ama ancak basit insanları etkiler, sürüyü azgınlaştırır, basitlikleri ortaya çıkarır. Kalabalığımızdaki herkes bu üstlük durumundan haberdardır ve ona göre hareket ederler. Madde üstlüğü algılanması için çaba gerektirmez, karışanlar ve karışıcak olanlar ( karışıcak olanların haberdarlığı daha azdır çünkü daha tam olarak adaptasyonlarını gerçekleştirememişlerdir.) zaten bunu bilmektedirler (çerçevelenmiştir, bilgi çerçevelemek ve cehenemleştirmektir ve bir tetiktir. )

Bilgi çerçeveleme çabasından gayrı bir eylem değildir ve yücelikle uzaktan yakından alakası yoktur, hatta ve hatta, yücelik dediğimiz şey bile bu çerçevelemenin belli toplumsal statükolara, hiyerarşilere göre şekillenip, tepsilenip sunulmasıdır.

Simge ise tamamlayıcıdır. Yani simge her türlü objenin içerisinden çıkıp kendini var edebilir, geçişleri zaman içerisinde değişikliğe de uğrayabilir. Her dönemin simgesi farklıdır. Simge bu çerçeveleme eylemi içerisinde en esnek olandır, geçişleri ile kendini istemli ve istemsiz konumların arasına sokabilir. Simge gibi hareket eden bir kavram bile, bütün bunlara rağmen, üstlük değeri taşır. Fakat çok-az ilişkisinden doğmaz onun üstlük durumu. Onun üstlük durumu daha genelleyicidir. Kapsayıcıdır. Çok olan şeylerin özeti gibidir. Kartalı düşünelim şimdi. Bu kartal genel anlamda yani madde olarak düşünürsek elde edeceğimiz şey ise sadece kanatlı bir yaratık olur. Fakat onun kartal olması insanın zihnindeki simgeden kaynaklanır. Kartal ile kanatlı yaratık birbiri ile kaynaşmışlardır. Kartal gücü temsil etmese ve kanatları geniş olmasa idi biz ona böylesine büyük ve güçlü bir isim vermezdik. İşte bu tam da bu noktada simgesel anlamın üstlük durumu giriyor ve bu güzel canlıyı olması gerektiği yere yerleştiriyor. Aynı şey böcek için de geçerlidir. Böcek de Kartal da özünde güzel değildir yahut çirkin. Simge girmiştir.
Kısacası bu iki güç de birbirini doğurur. Madde simgeden doğar, simge de maddeden. Ayrılmayacak tamamlayıcılardır bunlar.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla