Yıllara Meydan Okuyan Türk Sineması: Namı Diğer Yeşilcam

Sinema bildiğimiz üzere resim heykel, tiyatro ve bilhassa edebiyatla etkileşim halindedir. Edebiyatla etkileşimi fazla olmasına rağmen kullandıkları araçlar farklıdır.

Örneğin; roman okuyucuya vermek istediği mesajı “dil” aracıyla verirken, sinema “görüntü” yöntemini kullanır. Her ikisinin de dili farklıdır. Roman yazı dilini kullanırken sinema “sinematografik” yöntemi tercih eder. Fakat aralarında ki etkileşim yadsınamaz. İki dal da konu arayışı sırasında dönem dönem birbirlerinden etkilenmiştir. Edebiyat da, vizyonda çok izlenen filmleri kendine özgü “dil” aracılığıyla ve yazara has bir üslupla harmanlayarak okuyucusunun karşısına çıkmıştır. Sinema da doğal olarak “ticari “ amaç güdümüyle çok bilinen yahut dönemsel kalıcılığını yıllara meydan okuyarak devam ettiren romanları beyaz perdeye aktarmıştır. Fakat insanlara zaman zaman yöneltilen kalıplaşmış sorular vardır.

1)Okuduğunuz bir romanı beyaz perde de izlediğiniz de aynı tadı alıyor musunuz?

2) Sinema da izledikten sonra kitabını okumayı tercih eder misiniz?

Cevaplar kişiye göre değişse de bana göre filme çekilmeden önce kitap basılmışsa kitabını okumayı tercih ederim. Çünkü romanda okuduğumuz bazı sahneler film de yansıtılmamış olabiliyor. Dolayısıyla okuyucu belli bir beklentiyle beyaz perdenin karşısına geçtiğinde okuduğu o sahneyi göremeyince filme olan bakışı değişiyor. Bunun sebebi ise; roman da zaman yayılarak anlatılabilirken sinema da böyle bir şey söz konusu değildir. Belli bir saat aralığına sığdırmanız gereken sahneler vardır ve önemli ya da seyirci de merak hayret, duygusallık uyandıracak tabiri caizse seyirciyi “izlemeye sebep kılacak” sahneler olmalıdır. Amaç ticari olduğu için bunu yapmakla mükelleftirler.

Başka bir gözle bakacak olursak romanın sinemaya aktarılması güzeldir. Çünkü bazen okuyucu ne kadar kendi hayal aleminde o sahneleri canlandırsa da bazı şeyler eksik kalıyor ya da “yazar acaba başka şekil de mi yansıtmak istemişti?” gibi ikilemde kalabiliyorsunuz. Bu yüzden aklımız da kalan can alıcı ya da sıradan bir sahnenin ışık dekor ses ve hareketlerle bütünleşerek aktarılması okuyucu da boş kalan sahnelerin dolmasını da sağlıyor.

Romandan film olmuş yahut önce filmi yayınlanıp daha sonra roman haline gelen kitapları açıklamadan önce naçizane kendi yorumumu yapacak olursam; romanın yahut filmin yayınlanma zamanlarına bakmadan önce nasıl aktarıldığına bakın ve ön yargıyla oturmayın sinemadan roman olmuş kitapların başına ya da romandan beyaz perdeye aktarılan filmin karşısına. İnanın ikisini bilen biri daha sağlıklı yorum yapar. Ön yargılarından sıyrılmış, yansıtılmayan gerçekliği beyninde süzüp, var olan karakterlerin perdeye aktarıldığın da oluşan eksikliklere kadar her şeyi kolaylıkla eleştirebilir. Nitekim önce sinemada görüp daha sonra okuyunca aynı lezzeti alamamak, olay örgüsünde ki eksik sahneler de bu eleştiriye dahildir.

İkisinin de amacı aynı; dimağımız da kalan o mutluluk hissini yaşatmak ne kadar mutluluğu perçinleme yöntemleri ayrışsa da…

Romandan Beyaz Perdeye Aktarılan Filmler

Çoğumuzun izlediği fakat yazarını tanımadığı “aa yazarı o mu bilmiyordum!” gibi şaşkınlıkları zaman zaman olmuştur. Sıkça izlediğimiz, mutsuz olsak bile yüzümüze muhakkak bir değil sayısız gülücük konduran ünlü aktör tabi ki tahmin ettiğiniz gibi Kemal Sunaldan bahsediyorum. Onun Türk sinemasında izlediğimiz bazı filmleri aslında romandan uyarlandığını çoğumuz bilmiyoruz . Örneğin; “Gol kralı” ve “Zübük” Aziz Nesin’e aittir.

Zübük

“Zübük” ya da tam adıyla “Zübük Kağnı Gölgesinde Ki İt”, 1961 de basılmış olmasına rağmen filmi Kartal Tibet yönetmenliğinde 1980 de vizyona girmiştir. Baş rollerinde Kemal Sunal ve Nevra Serezli oynamaktadır. Zübük Aziz Nesin’in sözleriyle şöyle yorumlanmıştır: “Şimdi çok iyi anladım ki, Zübük bir tane değil, biz hepimiz birer zübüğüz. Bizim hepimizin içinde zübüklük olmasa, bizler de birer zübük olmasak, aramızdan böyle zübükler büyüyemezdi. Hepimizde birer parça olan zübüklük birleşip işte başımıza böyle zübükler çıkıyor. Oysa zübüklük bizde, bizim içimizde. Onları biz, kendi zübüklüğümüzden yaratıyoruz. Sonra, kendi zübüklüklerimizin bir tek Zübük’te birleştiğini görünce ona kızıyoruz.”

 

gol kralı

“Gol kralı” tam adıyla “Gol Kralı Sait Hopsait” Aziz Nesin tarafından kaleme alınmış ve 1957 yılında basılmıştır. Kemal Sunal ile tanıdığımız ve yine yönetmenliğini Kartal Tibet’in yaptığı film 1988 de vizyona girmiştir. Filmin adını duyduğumuz da kemal sunalın o komik sahneleri aklımıza gelirken filmin aslında Aziz Nesin’e ait olduğunu bilmiyoruz ya da merak etmedik bu zamana kadar.

Bir başka Kemal Sunal ile akıllarımızda kalan baş rollerinde Adile Naşit, Şener Şen, Halit Akçatepe gibi oyuncuların yer aldığı “Süt kardeşler” filmi, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Gulyabani” eserinden uyarlanmıştır. Roman 1913 de yayımlanmışken film 1976 da vizyona girmiştir.

 

Selvi boylum al yazmalımKalıcılığını yıllara meydan okuyarak devam ettiren buram buram sevda kokan , kulaklarımız da muhteşem ezgisiyle çalınan Cahit Berkay’ın o unutulmaz şarkısıyla, al yazmalı Asyayla, İstanbullu şoför İlyasla gönüllerimize dokunan “Selvi Boylum Al Yazmalım”. 1977 de Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğinde beyaz perdeye aktarılmıştır. Fakat aynı isimle daha önce 1963 yılında Cengiz Aytmatov tarafından kaleme alınmıştır. Eserlerinde halk hikayelerine sıkça rastladığımız Aytmatov’un bu eserinde de olay Güney Kırgızistan da geçmektedir. Filmle benzerlikler olsa da karakterler , isimler, mekanlar ve kitapta yer alan bazı karakterler yer almamaktadır. Film de Türkan Şoray’ın canlandırdığı “Asya” karakteri kitap da “Aysel” ismiyle canlandırılmıştır. Film de “sevgi emekti” diye aklımıza kazınan o sahne de Samet’in babalığa seçtiği “Cemşit” roman da “Baytemir” olarak geçmektedir.

sut-krdslrr

Daha nice izlediğimiz ve yazarından bi haber olduğumuz filmler var. Fakat hala mahcubiyetimizi hatırımıza dahi getirmeden filmlerden önce roman olmuş o güzide eserleri okumuyoruz hatta kime ait olduklarını bile bilmiyoruz. En azından yeşilçamın o akıllarda kalan unutulmaz sahnelerinin hatrına o kitapları okuyalım. Yeşilçamın tadı ayrı olsa da unutmayalım ki söz uçar fakat yazı daima baş ucunuz da kalır…

Ve Ömür bir film ise kitaplar kamu spotu olsun.

 

 

 

Merhaba, 2013 yılında başladığım Selçuk Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde eğitimime devam etmekteyim. Sanat, yüzyıllar öncesinden keşfedilmiş bugün ne kadri ne de kıymeti bilinmese de, ona değer verenlerin nesli tükenmekte olsa da bizim gibi sanata gönül verenler ruhumuza hala iyi geldiğine inanıyoruz. Ve biz ümidini kesmeyenler olarak geçmişimizi de geleceğimize katarak Yeni Papirüs ile karşınızdayız…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla