ALAYCI KUŞ

Çizim : Sena Tomak

 

ALAYCI KUŞ

 

Neyse ki güzel geçmişti günüm
Doymuştum tıka basa
Hasmım olanlarla hiç karşılaşmamıştım
Neşeli şarkılarımla cikcikleyerek kondum kuru bir dala
Havada asılı duran parlak ve sıcak şey gitmeden hemen önce gelir soluklanırdım burada
Gelidonya Feneri’nin önündeki korulukta bulunan yaşlı bir ağaç sırtladı beni
Uzaklara doğru çevirdim bakışımı
Sırtımdan sıyrılıp da giden rüzgâra bıraktım derdimi tasamı
Ölmüştü beni yumurtlayan kuş
Kulaklarımda ötüşü kutsal ezgilerle süslenmiş

 

Uzak maviliğe baktığımda içim burkuldu biraz. Duyduğuma göre bu maviliğin içinde türlü türlü mahlûkatlar yaşarmış. Şu insan denilenler kadar olmasa da tehlikeliymiş onlar da. Aslında tehlikeli olan o garip kaygan mahlûkatlardan çok görünüşüyle cezbeden mavilikmiş. Annem öyle derdi, bilmiyorum aslını. Bir keresinde o maviliği merak etmiş de kaygan garip mahlûkatın biri onu yakalamaya çalışmış, bir daha da gitmemiş yaklaşmamış maviliğe annem. Bana da sıkı sıkı tembih ederdi ”Aman, uzak dur maviliklerden minik cikcikim.” diye. Ama mavilik öyle garipti ki rüzgarın yaşadığı yer ile mahlûkatların yaşadığı yer en uzaklarda birleşiyordu. Hep düşünürdü annem ”Orada, birleştikleri yerde yani; ölüm mü vardı, doğum mu tanrı nefesiyle yoksa?”.

Günahsız annemin tek günahı da bu bilinmeyene merakıydı işte. Anlatırdı bana kutsal cikcik. O, rüzgârın ve yağmurun tanrısı mavilik ile mahlûkatların tanrısı maviliğin sevdalı olduklarını düşünürdü. Bir gün yuvamızdan onun süzülüşünü seyrettim. Bir yere ayrılmadan beklememi istedi. ”Tanrıların evine gideceğim ve bütün gerçekleri öğreneceğim, gelirken de gagamda ödüllerle döneceğim.” demişti. Arkasından bakakalmıştım hayranlıkla cesaretine. Pek sonra döndüğünde iyi hissetmiyordu artık annem. Artık neşeyle cikciklemiyordu da. Oysa yola düştüğünde nasıl da cesur, nasıl da güçlüydü. Tanrıların sarmaştığı yere gidebilmiş miydi, bulabilmiş miydi aşkınlıklarının sebebini? Günler sonra kaçırdı ağzından annem, açlıkla terbiye ederken kendisini.

”Tanrılar birbirlerini öylesine seviyorlar ki; hep bir kavga hep bir gürültü, gidip gelmeler acıyla büyüklenmeler. Sonra anladım ki meğersem bunlar hiç kavuşamıyorlarmış. Hayalmiş ufukta birbirlerine karışmış halleri. Bizim gibi konuşamadıklarından yaratıyorlarmış bütün o fırtınaları ve dalgaları. Kavuşamıyorlarmış ki! Öfkelerinin nedeni yalnızlıkmış aslında. Ağlamaklı bir şarkıymış sevdaları. Kahroluyorlarmış kaderlerindeki ayrılıkla. Derinlerinde maviliğin ve yücesinde diğer maviliğin ezgili yakarışlar varmış, duymasını bilenlere. Dinle evlat, aç kulaklarını. Dinle amansız sevdaya düşmüş tanrıların çaresizliğini. Bir kavuşsalarmış ah, daha ne mahlûkatlar türetirlermiş aşkla kim bilir?”

İşte bu yaşlı ağacın kuru dalına taşıttırdı yuvamızı. Buradan seyrederdi iki sonsuz mavilik tanrısını. ”Bu yaşlı ağaç her ikisine de yakın, hem de her ikisine uzak. Güvenli burası.” bu son cikciklemesi oldu annemin. Bir daha da hiç cikciklemedi. Yemeyi, içmeyi bıraktı. Öldürdü kendisini. Tanrıların buluştuğu o eşsiz mavilik beni de çağırmıştı vakti zamanında ama biliyordum artık bunun bir tuzak olduğunu. Annem neşesini kaybedince tanımıştım tuzakların en tuzağını. Tanrılara yakın olmak öldürmüştü annemi. Çaresizlik öldürmüştü, tanrıların tuhaflıkları. Onların sevgisi de bir garipti hani. Bize göre değildi. Bizimkisi gibi hafif ve anlaşılır da değildi. Onlara şahit olan herkes ölüyordu bir şekilde.

Uzak gitsin dedim sevdasız sevdalar, uzak gitsin kudreti yalnızlığından gelenler!
Biliyordum yine de yapmam gerekeni. Kutsal ezgisel cikcikin ölümünden sonra daha da çok cikcikledim. Alay ettim durdum uzaktan onların aşkına. Başımı kaldırıp yakardım bir kez daha; iyi ki kavuşamıyorsunuz. İyi ki ayrısınız. İyi ki geberiyorsunuz yalnızlıktan! Bu da bizim lanetimiz olsun size.

 

  Gelidonya Feneri’nin önündeki korulukta bulunan yaşlı ağaç neşeyle homurdandı bedduamı duyunca. O da severdi kutsal cikciki.

 

Varlık ERGEN

Sabaha karşı başlamış bir doğumun eseriyim_ Cennet bahçelerinden yere düşenlerdenim bir de- Parçalanmış benliklerimin gölgesinde bir bireymiş gibi yaşıyorum_ Tuzlu suyun yakınlarında olmak şanslı kılıyor beni-

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: