Antonin Artaud ve Acımasızlık Tiyatrosu

Antonin Artaud tarafından yaratılan Acımasızlık Tiyatrosu hareket, görüntü, ses ve ışıklandırmayla seyirciyi şoke etmeyi amaçlamıştı. Natasha Tripney Artaud’nun fikirlerinin nasıl oluştuğunu ve Jean Genet, Samuel Beckett ve Peter Brook gibi yazarlar ve yönetmenler üzerindeki etkisinin izini sürüyor.

Yirminci yüzyıl tiyatro teorisyenlerinin önde gelenlerinden ve Avrupa avangardının etkili kişilerinden birisi olan Antonin Artaud, Acımasızlık Tiyatrosu’nun temelindeki fikirleri geliştirdi. Acımasızlık Tiyatrosu bir felsefe ve bir disiplindir. Artaud seyirci ile oyuncu arasındaki ilişkiyi kesintiye uğratmak istedi. Artaud’nun tezindeki ‘acımasızlık’ duyusaldı, temelinde işin seyirciyi şoke etmesi ve işle yüzleşilmesi bulunuyordu, kelimelerin ötesine geçip duygularla buluşmasındaydı: sinirleri ve kalbi uyandırmayı amaçlıyordu. Artaud, jestler ve hareketlerin metinden daha önemli olduğuna inanıyordu. Ses ve ışıklandırma da duyusal kesintiye uğratmada gerekli malzemeler olarak kullanılabilecekti. Seyirci, performansın ortasına yerleştirilmeliydi. Tiyatro ‘organize anarşi’ olmalıydı. Totem ve İşaretlerle yeni bir tiyatro dili. Paris Kolonyal Sergisi’nde 1931 yılında gördüğü Bali tiyatrosu Artaud’nun işaret ve performans ile ilgili fikirlerinin şekillenmesini sağladı. Yüz ifadeleri ve söylenen sözün görece önemsizliğiyle ilgiliydi. İşaretin sanatçının bilinçaltını ve bilinçli amacını kelimelerin veremeyeceği ölçüde ifade edeceğini hissediyordu( kendisi de bir yazar olarak kelimelerin sınırlılığından haberdardı) İşaretin bu tür şeyleri sahnede görünür kılacağına inanıyordu. ‘Tüm gerçek duygular aslında çevrilemezler. İfade etmek ona ihanet etmektir. Ama çevirmek başka türlü göstermektir. Bu yüzden bir görüntü, bir alegori, açığa çıkaracağını saklayan bir figür, ruh için konuşmanın saydamlığı ve onun analitiğinden daha fazla önem arz eder. Kısa bir süre sonra La Nouvelle Revue Française’de  Acımasızlık Tiyatrosu için İlk Manifesto’ yayınlanır; daha sonra bu ufuk açan yazı Tiyatro ve İkizi kitabında bir bölüm olarak yer alır. Burada ‘totem ve işaretten oluşan yeni bir tiyatro dili’ yaratma amacından söz açar- bu ‘diyalog olmayan tüm duyulara hitap eden bir alan dili olacaktır.’ Artaud’nun tiyatro teorisinde görüntüler ağır basar. ‘Seyircinin tiyatro tarafından ilahi kuvvetler gibi bir güçle ele geçirilmesinden’ bahseder. Tiyatronun alışılagelmiş trüklerinin-reçete oyun metinleri, ‘kelimeler’in, ‘rüyalardaki önemine kavuşması gerektiğini’ hisseder. Perde önü kemerleri onun tiyatronun ritüeli, yapının sihri dediği şeye karşı çalışmaktaydı. Sahnenin ve oditoryumun kalkarak seyirci ve oyuncu arasındaki  bariyerlerin yok olmasıyla tek bir oyun alanı oluşturulması gerektiğine inanıyordu. Hayatı boyunca Artaud’nun teorileri asıl olarak teori olarak kaldı ama etkisi önemli oldu. Artaud’nun fikirlerinin her zaman tutarlı veya mantıklı olmadığı iddia edilebilse de, teorilerinin çağdaş tiyatronun akışını değiştirdiğini söylemek adil olacaktır. Çalışmaları Jean Genet ve Samuel Beckett gibi bir dönemin Avrupalı yazarları üzerinde çokça etkili oldu. Yönetmen Peter Brook kitabı Empty Space’de belirttiği üzere Artaud’nun fikirlerinin ciddi savunucusu oldu. King Lear ve Marat/Sade yapımlarında bu etki açıkça görülür. Fikirleri tiyatro sahnesinin sınırlarını da aşar. 60’ların Amerikan grubu The Doors solisti Jim Morrison Artaud’nun ritüel ve performansta gösteri fikrinden etkilendi. John Cage, Merce Cunningham ve Living Theatre, Artaud’ya borçlarının bilincindeydiler. Susan Sontag ünlü yazısında Artaud’un etkisini açıklarken ‘Avrupa ve Amerika’da son yılların tiyatrosunun ondan önce ve sonra olarak ikiye ayrıldığını’ belirtir

 Marat/Sade 

    Peter Brook Artaud’nun teorilerinden çokça etkilenmiş bir yönetmendi. Bu en çok 1964’ta uyarlanan Peter Weiss oyunu, tam adı The Persecution and Assassination of Marat as Performed by the Inmates of the Asylum of Charenton under the Direction of the Marquis de Sade olan oyunda belirgindir. Oyun Royal Shakespeare Society’nin Acımasızlık Tiyatrosu sezonunda oynandı. Bu prodüksiyon eleştirmen Michael Coveney’e göre, İngiltere’de kenarda kalmış ve alternatif tiyatroyu başlattı, bu ‘Avrupa teorisi ve İngiliz radikalizminin kesişmesini’ temsil ediyordu. Sahne malzemeleri yoktu, müzik bir acayip ve kakofonikti, sahnede deliler vardı ve lağımlara kovalarca kan akıtılmıştı. Etkisi duyuların mahvedilmesi olmuştu.                                                 

Kan Püskürmesi

  Çoğu zaman sahnelenemez olarak görülen kısa oyun Kan Püskürmesi veya Kan Fışkırması, 1925’de yazılmış ama Artaud’nun hayatı boyunca sahnelenmemişti. Metin seyrek ve sahne yönetimi gerçeküstücü. Yıkım sahneleri bolca var. Bir deprem, devasa bir el ve kan püskürmesi var. Bir kadının vajinasından akrepler çıkıyor. Sahnede ölü bedenler yatıyor. İlk defa RSC tarafından Acımasızlık Tiyatrosu sezonunda 1964’te oynanır, 1965’te Albie Thomas’ın film versiyonu Kan Fışkırması yapılır. 2006’da Melbourne’daki Theatreworks tarafından sahneye konan prodüksiyon eleştirmen Alison Croggon’a göre ‘ çürütücü bir müzik eşliğinde düşsel sahnelerin tiyatroda geçiş yaptığı’ bir oyundu. Eleştirmene göre Artaud bir model yerine bir ‘ateşleyici ve provokasyon’ öneriyordu.                   

  Budala 

 Joe Hill Gibbins’in Young Vic’de sahnelediği Thomas Middleton ve William Rowley’nin yazdıkları Budala prodüksiyonu Artaud’nun grotesk tiplemelerle dolu deliler evini yaratmak için bazı metodlarını kullandı. Karakterler saçmalar ve salyalar akıtırken Hill Gibbins ‘vücudun sefaletinden’ haz duyar. Jöle ve dondurma her tarafa cömertçe saçılırken yapımın sonundaki kafa karıştıran tekrarda kelimeler anlamlarını yitirene değin tekrarlanırlar.                                                      

  Artaud Kimdi?

  Artaud 1896’da Marsilya, Fransa’da doğdu. Küçük bir çocukken belkemiği menenjiti geçirdi ve gençliğinde sanatoryumlarda uzun süreler kaldı. Bu zamanda geniş okuma alışkanlığı kazanırken aynı zamanda afyon tentürüne bağımlılık geliştirdi ve hayat boyu bir afyon tiryakisi kaldı. 1920’de yazarlık kariyerini gerçekleştirmek amacıyla Paris’e gitti, burada avangard tiyatro yönetmenleri Charles Dullin ve Georges Pitoeff ile çalışmaya başladı. Şiir ve makaleler yazmaya devam etti. Sinemaya büyük bir ilgisi vardı, yönetmenliğini Germaine Dulac’ın yaptığı Denizkabuğu ve Rahip filminin senaryosunu yazdı(1928). Bu film Salvador Dali ve Luis Bunuel gibi gerçeküstücüler üzerinde etkili oldu, 1929’da meşhur gözbebeği kesme sahnesini içeren Un Chien Andalou filmini bu ikili çekmişti. Artaud yirmiden fazla filmde rol almıştı. Abel Gance’ın Napoleon(1927) filminde Jean Paul Marat’yı canlandırdı. 1928’de Carl Theodor Dreyer’in Passion of Jean D’Arc filminde bir keşişi oynadı. Dışarıda bırakıldığını hissederek Roger Vitrac ve Robert Aron ile Alfred Jarry tiyatrosunu kurdu; kısa operasyon süresinde Nobelist Andre Gide de dahil birçok önemli sanatçı, yazar ve düşünür tarafından ziyaret edildi. 1935’te Percy Bysshe Shelley’nin Cenci oyunu, Bauhaus akımı uyarınca tasarlanan bir setle prömiyer yaptı ancak ticari olarak başarısızlığa uğradı, eleştiriler de düşmanca veya kayıtsız oldu. Kısa bir süre sonra Artaud Meksika’ya seyahat ederek Tarahumaran topluluğuyla yaşamaya başladı, peyoteyi denedi. İrlanda’ya seyahat ettiği garip ve felaket bir yolculuk sonrası deli gömleği giydirilerek sınır dışı edilir-bu dönemde edindiği ve yaratıcılarını aradığı bir bastonu vardır, sonunda polisle başı derde girer- Tiyatro ve İkizi 1938’de yayınlanır. Garip davranışları olan ve büyü, astroloji gibi konulara iyice kafayı takan Artaud ikinci dünya savaşının çoğunu akıl hastanesi ve psikiyatrik hastanelerde geçirir. Elektroşok tedavileri uygulanır. Yine yazmaya ve çizim yapmaya başlar. Van Gogh’u incelediği bir çalışma yazar ve 1947’de Pour en Finir avec le Jugement de dieu( Tanrı’nın Yargısından Kurtulmuş Olmak) kaydedilir. Siyasi içeriği ve kakofonik özelliği nedeniyle-hırıltı ve iniltilerle-çalışmayı incelemek amacıyla bir panel toplanır. Olumlu bir karar çıksa da Fransız radyosunda yayınlanamaz. 1948’de kanser teşhisi konur ve Artaud kısa süre sonra 51 yaşında ölür.                                                      
Çeviri: Umut Hanioğlu Kaynak:British Library
BU İÇERİK BİR KONUK YAZAR TARAFINDAN ÜRETİLMİŞTİR. Yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi yenipapirus@gmail.com ‘a göndermeniz gerekmektedir. Editör onayından geçen eserler Yeni Papirüs okurlarına sunulacaktır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: