[tps_footer][/tps_footer]

 

Piposunu ağır ağır içiyordu. Önünde yatan yırtık kitap kapağını başını hafifçe eğerek hatırladığı kitap olup olmadığına baktı. Viskisini doldurması için Heleni’ye seslendi. Bir yanıt bulamayınca, kalkıp kendisinin doldurması gerektiğini anladı. Hâlbuki kalkamayacak kadar bunalmış olduğu fark etti. Şu yeryüzünde de cidden ilgisini çeken tek bir şey varsa o da viski içmekti. Ama o yinede, buna rağmen kılını kıpırdatmadı. Neden bu denli boş yaşadığını sordu kendine. Neden yaşayamama gibi bir seçeneğin kendisine sunulmadığını merak ederek Tanrıya hoyratça serzenişte bulundu. Yaşaması gereken hayatı neden bu metruk yeryüzünde, bir insan olarak yaşaması gerekiyordu ki? İnsan dedikleri mahlûkat şeytan ile yarışabilecek düzeyde işlere imza atabiliyorken hem de.  Bir ağacın dalındaki tomurcuk, çiftçinin loş odasında ki basit bir dolap veyahut pek ala bir ağaçkakan olarak da yaratılmak vardı. O yeryüzüne, hem de böylesine bir yeryüzünde Bay Dorin olarak gelmişti. En büyük belası kendisiydi. Önce bunları sorguladığı kendinde ve içten içe hayıfladı. Bunu fark etmesiyle de ciddi bir şekilde hücrelerine kadar bir kadeh viskiye ihtiyacı olduğunu anladı. O kuvveti bu sefer o an içinde buldu ve kadehi bir yandan doldururken bir yandan Heleni’nin nerede olabileceğini düşündü. Buna dalıp giderken ciddi ciddi düşünürken, viskinin bardaktan taştığını parmaklarına süzülür süzülmez fark etti ve bir hışımla şişeyle beraber büyük babasının antika masasını devirdi. O antika masayı da hiç sevmezdi. Büyükbabası onun dışında her türlü şeyle ilgilenirdi. Özellikle o lanet masayla. Evde yaptığı her nesne içinde övünürdü büyükbabası. Bu huyunu oldum olası sevmemiştir Dorin. Ve içten içe kıskanmıştır o antika masaları. Bunları düşünmemek, duyularını köreltmek ve biraz daha iyi hissetmek için viskiyi tekrardan doldurmaya denedi. Yeni bir kadeh, yeni bir duble Bourbon doldurdu ve bir dikişte çakırkeyif Bay Dorin oldu. İkinciye tam davranacakken o sırada Heleni çıka geldi.

—Neredesin? Senin işini neden ben yapmak zorundayım. Boşuna mı para veriyorum sana?

—Özür dilerim efendim, akşam yemeğini için her şeyin eksiksiz olmasıyla ilgileniyordum. Dün gibi olmasını istemedim.

Bay Dorin omzunu silkip okkalı bir küfür savurdu. Ve açık pencereli manzaraya çevrili deri koltuğuna oturdu. Heleni ortalığı temizlemeye koyulacakken Bay Dorin de onu izlemeye koyuldu. İkinci viskisini yudumlamaya başlamıştı. Viski genzinden başlayıp göğüs kafesini adeta yararak midesine inmişti. Alnında biriken küçük ter damlacıklarını cebinden çıkardığı ipek mendiliyle sildi.

—Hey Heleni söyle bakalım; oldukça zenginim, büyük bir şatom var. Harcayamayacağım kadar çok param, her gece yatağımda tüm arzularımı gerçekleştirebilen istediğim milletten kadınlar ve şu koca şatoda sayılarını bile bilmediğim hizmetkârlarım var. Bunlara rağmen yinede senin gibi de bir hizmetçim var. Burada dikkat etmen gereken nokta ‘senin gibi bir’ hizmetçi demiş olmamdır. Bunu idrak ettin öyle değil mi, anlıyor musun?

Heleni bu sözlere pek yabancı değildi. Her gün duyduğu bıyık altındaki hakaretler bu sefer muntazamlı olarak ve daha küçümseyici bir şekilde söyleniyordu bunlar kendisine. Ama yinede her zaman ki gibi üzülmekten kendini alıkoyamıyordu. Ve hep olduğu gibi Bay Dorin’in hiç umurunda olmadığı özürlerden birini daha dileyecekti.

—Evet, Bay Dorin anlıyorum sizi ve inanın gerçekten üzgünüm.

—Üzgün olman beni alakadar etmiyor küçük hanım. İnsanları bir bakımdan da bu yüzden anlamıyor ve tiksinç buluyorum. O denli hatalar işlerler ki, kabahatleri özürlerinden büyük olmalarına rağmen; özür dileyerek bundan sıyrılacaklarını, hatalarını bu şekilde telafi edeceklerini sanırlar. Bu cüreti kendilerinde görmeleri beni hasta ediyor. Bunu rutin haline getirmişsiniz artık. Hâlbuki bundan bıkmış olmanız lazım.

Böyle küçük şeyleri bile büyütebilecek bir adam olduğumu biliyorken, yanı başımdan ayrılmayıp buyruklarımı gerçekleştirmek ve bir sonrası için beklemen gerektiğini bilecek kadar akıllı olduğunu varsaymıştım hâlbuki.

—Elbette Bay Dorin haklısınız. Dediğiniz gibi emirleriniz için yanınızda bulunmalıydım. Sizi üzdüm ama bir daha olmamasını için elimden gelenin en iyisi yapacağım. Dedi Heleni ama çoktandır Bay Dorin onu dinlemiyordu.

Dikkatini şatosunun önünde ki meşe ağacı çekmişti. Bu ağacı babası dikmişti. O günü de çok iyi hatırlıyordu. Ne zaman dışarıya çıksa meşe ağacının önünden geçse, ağacın gölgesini tıpkı babasının gölgesiymiş gibi kabul eder saatlerce altında kalırdı. Babasından görmediği şefkati gölgeden beklerdi. Dikkatini tekrardan hole çevirmişti. Zavallı Heleni’nin içinden ağlamak geliyordu ama Bay Dorin’in bunun içinde onu daha fena azarlayacağını biliyordu. Konuşurken sesi titriyordu ve bunun içinde azar işiteceğini bildiği için, bu seferde sesi tiz bir şekilde çıkıyordu.

—Sesine ne oldu Heleni? Umarım ağlayıp bana baygınlık geçirtmeyeceksin öyle değil mi?

Heleni tam cevap vereceği sırada bu işlerde acemi olmamasına rağmen telaşa kapılıp kırılan bardak parçalarını toplarken elini kesip keskin tiz bir çığlık attı.

Tüm bu olanlara tanık olan Bay Dorin, elindeki kadehi de yer çekimine karşı koyması için öylesine elinden bırakıverdi.

Heleni bu sefer daha fazla dayanamayıp içinde tutmuş olduğu her bir gözyaşının pınarlarından akmasına izin verdi bu sefer. Ve koşarak holden uzaklaştı.

Güneş Bay Dorin’in  sağ tarafını aydınlatırken sol yanını bundan mahrum bıraktı. Ona ne kadar önemsiz gözükse de güneşin sol tarafını mahrum bırakması durduğu açıdan değildi. Her gün kırdığı kalplerdi. Farkında değildi.  Heleni tam olarak uzaklaşmadan yüksek sesle şunları eklemeden kendini alamadı

–Görüyorsun değil mi Heleni, eğer lanet olasıca akrabam olmasaydın. Senin gibi beceriksiz ve mızmız birini hizmetçim yapmazdım herhalde. Dedi Bay Dorin ve Heleni’nin ağlayarak gidişine tanık oldu.

Elini mendiline atarak alnında biriken ter damlacıklarını tekrardan sildi. Ve piposunu tekrardan tüttürmeye koyuldu. Akşam böylece gelmiş oldu Bay Dorin ve çatısı altındakiler için. Bay Dorin akşamları daha çok seviyordu. Ona göre huzur en çok bu zaman dilimindeydi.  Karanlığın olmadığı yerde, Tanrı yok derdi. Ama karanlık çöktü mü, kalplerde aydınlığın doğduğuna inanırdı. Tüm huysuzlukları ve rahatsızlıklar akşam çöktü mü giderdi. Bu huzurun ona verdiği metanetle beraber arkadaşlarını eve o zaman çağırır, randevuları hep bu zaman diliminde ayarlardı. Böylesine rahatsız bir herifin dostları da vardı elbette. Onu her şeyine rağmen kabul eden insanlar vardı. Çünkü Bay Dorin, Nweat şehrinin en zengin lorduydu. Ve tüm zenginliğinin payidarlığını tek başına sarf edemeyeceği için onunla beraber sarf etmek isteyen onu her haliyle kabul etmek zorunda olan bayağı ama akşamları çekilebilen dostları vardı. Bay Dorin masasının önünde duran kapağı yırtık kitabı unutmuş değildi, boş olan sağ eline aldı. Kapağın yırtıldığını hatırlamıyordu. Kitapları konusunda çok titizdi aslında ve kütüphanesinin içerisinde böyle bir kitap olduğunu yine hatırlamıyordu. Ama buna pek de önem vermiyordu. Çünkü kapağın değil de ancak içerisindekilerin; onun içinde ki karanlık ve rahatsız olan taraflara ışık ve huzur sağlayabileceğinin bilincindeydi. Son bir sayfa bırakmıştı kitaptan ve halen okuyup okumamak arasında gidip gelmekteydi. Kitap İskandinav savaşçılarından birinin hayatını tarihi kurgu şeklinde anlatıyordu. Kendi kültürleriyle İskandinav kültürlerini ister istemez karşılaştırınca; aradaki farkı hayretle karşılıyordu. Kitap tüm olanaksızlıklara rağmen taşrada doğan, kendine inanan ve kendini yenen bir savaşçıyı anlatıyordu. Son bir sayfa kalmıştı. Bitirip bitirmemek arasında gidip gelmekteydi. Çok defa bunu yapardı.  Her ne kadar savaşçı kelimesini lügatten bilse de, Bay Dorin kitaplarında ki karakterle kendini özdeşleştirirdi. Ve sonunda kendini yenebilen bir masal kahramanıyla karşılaşmasıyla onu kıskanabilir veya tersi durumda rahatsız olabilirdi bundan tüm gün. Kitapların son sayfalarını okuyup okumama gibi pek önemli olmayan ama zaruri gördüğü seçimler onun için pek önemliydi. Aynı zamanda yemeği istediği zaman, istediği vakit önündeydi. Belli bir saati yoktu. Dünyanın en iyi viskilerini alabiliyor bazen kendi üretiyor onları istediği zaman günün her saatinde içebiliyordu. Görüşmek istediği kişileri hatırlarsak akşam ama yine istediği vakitte kabul ediyordu. Eğer canlarını sıkarsa veya sıkılırsa bir çırpıda onları kovuyordu. Ve kitaplarını bitirip bitirmeme kararını yine kendisi veriyordu. Bazen bazı kitaplardan öylesine etkileniyordu ki; Her şey sahteyken bile bu kitapların ona kucak açabildiğini görüyordu. Her şey ona kirli görünürken o kendi dünyasına, kitaplarının arasına gömülüyordu. Kokmuş karanlığından kendisini aydınlığa çıkarabileceğine de arada inanıyordu. Ama yinede tamamıyla onlara teslim olma korkusundan; kitapların son sayfalarını bitirmeme gibi bir alışkanlığı vardı. Babasının zamansız ölümü ona her şeye karşı müphemle ve güvensiz bir yaklaşıma itti. Hayatı hakkındaki tüm kararlar onun elinde gibi görünüyordu. Kutsal kitaplarda ki mukadderattan kurtulmak istiyordu. Tüm bu seçimlerinin kontrolünün sebebi elbet ailesinin mirasıydı. Zamanını aslında parasıyla satın almıştı. Çalışmak gibi bir zorunluluğu yoktu. Zamanını, seçimlerini bu şekilde ayarlayabiliyordu. Zorluğu görmemiş, karşına çıktığı seçimler hep kolay olmuştu. Zayıftı bu yüzden, çünkü yaşamın bir mücadele gerektirdiğini kavramamıştı.Önüne çıkan seçimlerin doğru mu olduğunu bilmiyordu.

 

Biraz evvel alından dökülen o terler, hiçbir zaman emek verdiği bir şey için dökülmedi. O terde; tek bir kadehinin, evdeki sadece bir hizmetçinin maaşına bedel olan o viskinin; göğüs kafesini yakmasından ötürüydü. Onun dışında alın teriyle yapmış ve kazanmış olduğu bir şey yoktu.  Ve bu seçimlerinin sanırım o da önemsiz şeyler olduğunu az buçuk farkındaydı. Ama o bu tür şeyleri gözünde büyütüp huzurlu olabilme yetisiyle tanınıyordu. Aynı zamanda en küçük şeyi bile büyütüp bununla huzursuz olabilen biri olarak da.

Ve bu sefer kitabın son sayfasını da okuyup bugün için bir farklılık yaptı.

Viskisi bitmek üzereydi, bir yudum kalacak bir biçimde bir yudum daha içti ve bu çirkin dünyaya niye geldiğine hala anlam veremeyen Bay Dorin, seçimleriyle hayatının kontrolünü elinde bulundurduğuna inandığından, bundan ötürü duyumsadığı kendini beğenmişlik hissi onu tatmin ediyordu. Çirkin bir dünya, çirkin dostlar ve kendi manasız seçimlerini düşünürken temiz olan ne var diye düşünüyordu. Aslında aklının Heleni’ de kaldığını da böylelikle fark etti.

Acaba derin mi kesmişti elini? Bu denli aşırı ve bayağı davranmamın sebebi neydi? Hem bu tür soruları soracak bir adam mıydım ki ben? En iyisi bir kontrol ettireyim. Dünya da bu kadar çirkinlik olduğuna inanıyor ve bunu daima kendime söylüyorum ama bundan benimde nasiplenmem gerekmiyor ki. Ben bile temiz değilken şurada, hayıflanıp dünyaya kibir kusuyorum. Diye aklından geçirirken, akşamın aklını daha berraklaştırdığına bu sefer kesinkes inandı ve Kâhyası Barton’ı çağırdı.

—Buyurun Bay Dorin dedi. Ve bunu daha çok çekinerek söylemişti.

—Bayan Heleni’yi gidip kontrol eder misin? Küçük bir talihsizlik yaşadı az önce ve ben de pek centilmence davranmadım kendisine. Dedi.

Bunları duyunca Barton önce bir afalladı. Sonra birkaç adım daha atıp sırtı dönük olan son derece düzgün görünümlü siyah redingot giyen ve saçlarının omuzlarında bittiği vasıfsız meşrepli bir adamın kendisine bu duyarlılıkta şeyler söyleyebileceğine inanmayarak yüzünü bir yoklamak istedi. Zavallı Heleni’yi az önce ağlatan kişinin onu gidip kontrol etmesini söylemesini pek samimi bulmadı Barton ve ‘Pek de centilmence davranmadığını’ kabul edecek bir adam olmadığını bilen Bay Dorin’in yüzünü bu yüzden bizzat görmek istedi.

—Efendim yanlış anlamadım değil mi? Siz benim Bayan Heleni’yi kontrol etmemi ve pek de centilmence davranmadığınızı itiraf ettiniz. Dedi, bu sefer daha mebhut bir biçimde.

—Evet, sevgili kâhyam bunda şaşılacak bir taraf yok. Yaralı ve üzülmüş bir kadını kontrol etmeni söylememin nesi şaş karşılanıyor Tanrı aşkına? Fakat söz konusu ben olduğum için pek ala şaşırmanı makul buluyorum. Birkaç dakika önce bu şekil konuşsaydın benimle herhalde işine son verirdim. Ama bunu yapıp yapmama seçimi de bende olduğuna göre; cidden böyle gereksiz bir şeyi yapmamın lüzumu yok diye düşünüyorum. Küçük dünyamızda fakat bu büyük şatomuzda zamanımızı biraz daha mutlu geçirebiliriz. Belki sabahları bile. Dedi Bay Dorin. Ve Barton’ın soluna geçti.

Barton’a etraflıca bir baktı şöyle. Çevresinde iki tur döndü. Barton da burnuna hoş gelmeyen bir koku sezdi ve iki parmağını saçlarının arasında gezdirip dikkatle burnuna çekti. Kokudan elindeki kadehi düşürecekmiş gibi olup yüzü ekşiyen Bay Dorin, tam ağzını bu sıra açacakken biraz önce farklı seçimlerden bahsettiğini anımsadı.

Barton’sa halen şaşırmış bir şekilde Bay Dorin’nin bu alışılmadık ruh değişimini, bu garip hareketlerini izliyordu. Ve birazdan yıllarca unutamayacağı bir konuşmaya bizzat tanık olacaktı.

 

—Görüyorsun Barton ben değişmek isteyen tuhaf bir adamım kabul ediyorum. Ama söyle bana, dünya ve içindeki mahlûklar neden hiç değişmiyor ve gelişmiyor? Benim gibi bir adam bile farklı seçimlerle biraz daha farklı olabilmeyi tercih edebilirken hem de. İnsanlar neden ha bire yanlış yolu seçmekte bu kadar ısrarcılar Barton? Üstelik bu insanlar Tanrılar ve Meleklerden söz edip durmaktalar. Kendi yaptıkları çirkinlikleri görmezden gelip başka insanların seçimlerini ve hayatlarını yargılayabilme yetilerine sahip olduklarına nasıl ve neden inanıyorlar? Neden Barton söyle bana, Tanrı bile yargılamazken insanı bu mahlûklar bu hakkı neden kendilerinde buluyorlar ve neden hala şeytanca seçimler yapmaktalar?

—Siz ne isterseniz o olabilirsiniz Bay Dorin. Açıkcası ve haddime düşmeyecek ama fikirlerimi beyan etmeme müsaade buyurun.

Barton çok heyecanlanmış, yüzündeki o şapşal şaşkınlık ifade kaybolmuştu. Bu sözlerden sonra artık Bay Dorin’in samimiyetine ve zincirlerinin kırılması gerektiğine inanıyordu. o yüzden elinden geleni yapacaktı. Ve Barton bu ipin ucunu sonuna kadar çekecek elinden geleni yapacaktı. İşinden olsa bile.

-Siz Bay Dorin, kendinizi nasıl ve ne şekilde isterseniz o şekilde kurabilirsiniz. Evet, insanlar günümüzde artık farklı şeylere önem veren düşünmeyen bir koyun sürüsü halinde. Farklı yöne gitmeye cüret eden koyunlar, çobanlarının sopalarını kaldırmasıyla beraber; içlerinde hafifte olsa kıvılcımlanan başkaldırı duygusunu çobanlarına biat etmeme ve farklı seçimler yapma hissini yok ediyor. Hâlbuki biraz cesaret, o kıvılcımının çıkaracağı yangına biraz inanç ve önlerine çıkan şeyleri değiştirebilmenin sorumluluğunu bir fark etseler! Yediği bir sopa olacaktır. Ki kazanacağı özgürlüğün yanında nedir bir iki sopa? Ama Bay Dorin unutmayalım bizlerde o toplumun içerisinde o toplumun bireylerindeniz. Aynı şekilde o insanlarda bu dünyada yaptıklarıyla ve yapacakları iyiliklerle daha iyi birileri olup yeryüzünü daha iyi bir yer haline getirebilirler. Kalpleri ve zihinleri birlik içinde olanlar, bu dünyada farklı bir melodi çalabilirler. Ve çalacaktırlar ben buna inanıyorum Bay Dorin. Ve size de inanıyorum. Siz düşündüğünüz gibi kötü bir adam değilsiniz.

—Haklısın Barton. Sevdim bunu ‘kişi kendisini nasıl kurarsa öyle yaşar’ fakat Barton şöyle düşün; Değiştim diyorum da halen o saçındaki hindistan cevizli şampuan kokusunun damağımdan başka bir yerde olmasını hazmediyorum ve eğer şu geçirdiğim sözde değişimi geçirmeseydim. Saçlarını kestirmeni isteyebilir veya elimde olan bu viskiyi kafana boşaltabilirdim. Dedi Bay Dorin.

Ve Barton’ın her iki saniyede bir değişen yüz ifadeleri karşısında eğlendiğini fark etti.

-Ve aynı zamanda, pantolonunun üzerinde ki dünden kalma reçineyi de görmediğimi sanma. Eğer yine birkaç dakika önceki adamın seçimleriyle karşı karşıya olsa idin. Seni şato da o babaanne donuyla dolaştırmak gibi bir şey isteyecektim. Ama işte Barton seçimler, seçimler önemli. Ben halen bu tür şeyleri mevzu bahis eden rahatsız bir adamım. Çünkü mizacım böyle. Bunu değiştirmeye kalkmak gibi bir küstahlığı kendime neden yapayım ki. Anlamalısın. Yedimde buydum, yetmişime kadarda böyle gidecek sanırım. Bu tür şeyleri yapmaya kalkışmasam da ben inançlarıma ve kendime ters düşüp sizlerin ve gördüğüm her hatanın sırtını mı sıvazlayacağım? Rüyalarımda bile bunu görürüm sanıyorum Dedi Bay Dorin.

Hüzünlü bir biçimde kalkıp, büyük babasının elleriyle yapmış olduğu camekana geldi. İçerisinde aile resimleri, antika porselen takımları vardı. Ve aile resmine dalıp gitti o sırada Bay Dorin.

Barton endişe duydu önce fakat halen konuşabilirdi. Halen kelimeleri Bay Dorin için bir anlam ifade edebilirdi.

—Yo, anlıyorum Bay Dorin Anlıyorum. Ama seçimlerinizi ne denli içten ve yürekten gerçekleştirirseniz; Şu umutsuz dünya ne kadar çirkin olursa olsun, siz kendinizde güzellikler yaratabilir ve diğerleri içinde bir umut ışığı olabilirsiniz. Evet bunu başarabilirsiniz.Sonuçta öveceğiniz şeyler kusurların arasındadır. Kusuru olmayan bir kahraman mı var?  Ve sizin kadar okuyan bir adam görmedim şu yeryüzünde. Fakat bağışlayın beni o okuduklarınızı hiç içselleştirdiniz mi diye sormak zorundayım? İçselleştirmek Bay Dorin, okuyup ama kelimeleri özümsemeyeceksiniz bir anlamı olmamıştır. Kelimelerin efsunuyla  kendi içinizde yaşayacağınız bu kutlu dönüşümle; size küçük ve önemsiz gelen her hareketiniz bir başka yerde büyük bir yankı uyandıracaktır. Farkına varmanız gereken küçük detaylar, sonradan görmediğiniz küçük ama içinizde yaşayacağınız büyük güzellikler olacaktır. Pantolonumda ki reçineyi gören gözleriniz, neden yakamdaki kırmızı gülü fark etmedi? Okuduklarınız, eğer onları özümser ve içselleştirirseniz size bir başka değer katıp bu kutlu dönüşüme her dem katkı sağlayacaktır. Ve sadece sizin dönüşümünüzle, kendinizi yenmeniz ve o karanlığınızdan kurtulmanızla dünya kurtulabilecektir. Çünkü dünyadan ve insanlardan ne istersek isteyelim, onları kendimiz yaratmamış, getirmemişsek. Başkasından beklemek ahmakça değil mi?

Barton sırtı dönük olan Bay Dorin’e yakalanmak istemeden pantolonunun üzerindeki reçineyi de  işaret parmağıyla oracıkta siliverdi.

Bay Dorin dönüp Barton’a bu sefer gülümsedi. Dışarıya gözü ilişti ve dolunay tıpkı hamile bir kadının karnı gibi şişmişti o gece. Yıldızlar daha bir parlaktı. Ay ona daha bir yakındı. Viskisi halen birkaç yudum kalmıştı.

—Haklı olabilirsin Barton. Dünya iğrenç bir yer de olabilir yahut yaratabileceğimiz bir cennette. Bunu kirleten biziz, temizlemesi gerekende. Bende önce bu hayırsız düşüncelerimi değiştirmeliyim sanırsam. Bir şey daha var Barton, benim bu kadar zengin olup da sizin bana durmak bilmeden hizmet etmeniz benim nezdim de artık saçmalık. Sizin yerinizde olsam aranızda örgütlenip, benim gibi ukala ve aile mirasına konmuş kendini beğenen hergeleleri bacaklarından astırırdım Dedi Bay Dorin ve Barton’un konuşmasına müsaade etmeden lafa girdi tekrardan.

—Bekle Barton, yanıltmaya kalkma beni. Yanlış bir şeyler var, bunu kabul etmeyip beni deli etme. Ölmek ve öldürmek istemem çünkü bir çözüm değil. Benim gibi yüz binlerce Lord varken ve dahası gelecekken siz benden sonra hepsini öldürebilecek vasıf da değilsiniz hem. Ama benden daha hakkınız olan bir maaş da isteyebilirsiniz. Hakkınız bu. Tüm bir mirasın sadece benim elimde olması da mantıksız Barton. Tıpkı o kadar aç insan varken benim burada viski içip kıç büyütmem gibi. Daha önce hiç o paranın size yetip yetmediğini, aç veya susuz olup olmadığınızı da düşünmedim. Bir kere bile olsun bana hizmet eden adamlarımın hallerini sormadım. Sizlerden af dilemek yerine, yaptıklarımın kefaretini ödemek istiyorum. Çünkü özür dilemek samimiyetsizdir. Madem ayrıntı küçük güzel şeylerde, küçük güzel şeylerle büyük bir şey yaratma sırası bizde. Ve haklısın Barton bir şeyler başarabilirim.Ayrıca bugünden sonra herkesin maaşını 3 kat artıyorum.Helenin’de tabiî ki. Dedi ve Heleni’nin akıllarına gelmesiyle irkildi ikisi de.

—Lanet olsun, ona şimdi hemen gidip bakmanı istiyorum. Çok gevezelik ettik. Yardıma ihtiyacı olabilir. Ve hepsi benim yüzümden.

Barton nedendir bilmez. Göz çukurlarından çenesine kadar akan su taneciklerinin neden aktığına anlam veremedi. Ağladığı adam bu Bay Dorin miydi? Tanrı aşkına daha ufakken bile ukala, her detaydan ve anlamsız hareketlerden bile nem kapan, istekleri gerçekleşmedi mi bağırıp çağıran bu çocuk için miydi bu dökülen yaşlar. Hayatı boyunca kurtarılmak istenmeyen o kof  olan adam gitmiş yerine başka Dorin gelmişti sanki. Gözyaşlarının sebebi Dorin’în çalışanlarına yaptığı zamın sevincinden miydı? Yoksa Bay Dorin’in bu denli değişmesinden mi? Veya onun artık kendisi ve bu dünya için bir şeyler yapacak olmasından mı? Hangisi olduğuna karar veremedi fakat hepsinden bir pay vardı.

Bay Dorin de onu bu şekil görünce oluşan dramatik havaya dayanamadı. O, oldum olası dayanamamıştır dramitizme.

—Ağlayınca bir şeye benzemiyorsun Barton. Her şeye tamam ama aşırı duygusallığa gelemem. Bu kadar sığlığa katlanamam. Haydi, beni daha da çirkinleştirme de Heleniyle bir an önce ilgilen.

Dedi Bay Dorin ve kadehinde kalan son iki yudumu da içip Barton’ın  Heleni’nin odasına mesken tutuşunu izledi.

 

 

Yalnız akış var beni devindiren, beni yolcu yapan bu dikenli yol üstünde. Bir tanım yok adımın altında, bu adın altında yatan gerçeğin peşindeyim lakin bulunacak ve tamamlanacak bir şey değil bu; beni ben yapan doğrular ve gerçek diyemeyeceğim gerçekler...

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: