Bende Bir Gülten Kaldı/Gülten Akın Üzerine

 

Gülten Akın, edebiyat dünyasının yaşamış ve şiirleri ile yaşamaya devam eden en büyük şairlerden biridir. 23 0cak 1933 yılında Yozgat’ta hayata gözlerini açan Akın, ilk ve orta öğreniminden sonra lise eğitimi için Ankara’ya gelmiş, 1955 yılında da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olarak yaşamına burada devam etmiştir.

1956 yılında eşi Yaşar Cankoçak ile evlendi. Bu evlilikten beş çocuk sahibi oldu. Eşinin kaymakam olması nedeni ile Anadolu’nun birçok yerine göç ettiler. Akın, bu süre zarfı içerisinde hem öğretmelik hem de avukatlık yaptı. 1972 yılında tekrardan Ankara’ya yerleştiler. İnsan Hakları Derneği ve Halkevleri gibi demokratik kitle örgütlerinde yöneticilik ve kurucu üyelik yaptı.

Son Haber gazetesinde ilk şiiri 1951’de yayımlandı. Ardından Hisar, Varlık, Yeditepe, Türk Dili, Mülkiye gibi dergilerde yazdı. İlk şiir kitabı olan “Rüzgar Saati” 1956 yılında yayımlandı.
Şiir yazmaya başladığı yıllarda daha çok doğa, ayrılık, özlem gibi temalara yer veren Akın, 1970’lerden itibaren daha çok toplumsal konulara yöneldi. Şair, bu geçiş dönemini şu şekilde anlatıyor: “Doğaya tutkundum. Kentin evlerinin bittiği yerlere, dağ eteklerine kaçardım. Dalıp geciktiğimde, işte orda, yine yakalanırdım. Uzak gözetime alınıyordum. Feodal ilişkilerin sürdüğü evimizde dedemin sevgisi ve koruyuculuğu, öteki söz sahiplerinin kişiliğime saldırısını önlüyordu. O koşullar içinde özgürce geliştiğimi söyleyebilirim.” der.

 

Nitekim ince ruhlu şairimizin, 1980’lerde Ankara’da bir banka soygununa katıldığı gerekçesiyle tutuklanan ve dosyası Şentepe Devrimci Yol davasıyla birleştirilerek önce müebbet hapse mahkum edilen, daha sonra cezası Yargıtayca bozulan oğlunun cezaevi günlerinde yaşadıklarını şiirine yansıtmıştır. 1978-1986 yılları arasındaki yaşamını “(…)Mamak Askeri Cezaevi’yle ilişkim ağırlıklı bir yer tuttu. İçerde yatmış kadar oldum, öteki analarla birlikte” diye anlatır. “Pırıl pırıl beş çocuk yetiştirdim. Yetiştirdiğim çocuklara halkınızı, insanları sevin, kimseyi incitmeyin dedim. Onları sosyalist olarak yetiştirmeye çalıştım. Bunun sonunda en büyük acıyı da orada gördüm” der şair. Ayrıca, “42 gün” (1986) adlı kitabında Mamak Cezaevi’nde süren açlık grevini anlatmıştır.

Gülten Akın’a göre şiir bir başkaldırı ve dönüştürme aracıdır. Dünyayı yeniden kuran, düzenleyen bir türdür. Şiirin ana malzemesi hayattır, dünyadır ve şiir hayattan aldığı malzemelerle tekrar yeni bir hayat, yeni bir düzen kurar.

“Seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim
“Uyandım bir sabah” gibi değil, öyle değil
Nasıl yürür özsu dal uçlarına
Ve günışığı sislerden düşsel ovalara

Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim
Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü
Yitik ceren arayı arayı anasını buldu
Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek
Soludum, üfledim, yaprak pırpırlandı Ağustos dindi
Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi

Seni sevdim, küçük yuvarlak adamlar
Ve onların yoğun boyunlu kadınları
Düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa
Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce
Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde
Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce
Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz
Senet senet satılmadan önce
Şirketler vakıflar ocaklar kutsal kılınıp
Tanrı parsellenip kapatılmadan önce
Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin.”

Gülten Akın şiire çok önemli anlamlar yükler. Başkalarının, şiirin hayatı değiştiremediği düşüncesinin aksine ona göre şiir, hayata yön veren önemli bir araçtır. “Şiirin işlevi nedir? Şiir neye yarar?” sorularına şu şekilde cevap verir: “Koca bir kalabalığın ortasında bile, kendi içime kaçıp saklandığımı bunu sık sık yaptığımı anımsıyorum.” Bu sözler ile Akın, şiire ve şiirine olan bakış açısını en naif biçimde aktarmıştır.
Gülten Akın‟ın ilk şiirlerinde göze çarpan temel temalardan bir tanesi “yalnızlık” tır. “Beni Sorarsan” şiirinde, daha ilk mısralarda bu yoğun yalnızlıkla karşı karşıya kalırız:

“Beni sorarsan, Kış işte
Kalbin elem günleri geldi
Dünya evlere çekildi, içlere
Sarı yaseminle gül arasında
Dağların mor baharıyla
Sis arasında Denizle göl arasında
Yanımda kediler, kuşlar
Fikrimden dolaşıyorum”

Gülten Akın’ın şiirlerinde egemen olan bir diğer tema da “kadın” dır. Kadınlar onun şiirinde önemli bir yer tutar. Onun şiirlerinin önemli bir bölümünü oluşturan bu kavramdan hareketle, ataerkil toplum yapısında kadının varlığını, içine düştüğü çıkmazları, engellenmişliklerini, sıkıştırılmışlığını anlatır. Kadının toplumdaki yerini anlatırken şunları dile getirir: “Biz susmaya, sakin durmaya, coşkuyu belli etmemeye eğitildik. Özellikle benim yaşımdakiler ve özellikle kadınlar… Aşk dolu, coşkular içinde ufacık kadın ama o aynı zamanda dengeli, tutarlı, kurallı olmaya çalışıyor, çoğu kez de başarıyor. İşte sürekli gerilim.” Bu durum “Kestim Kara Saçlarımı” şiirinde belirgin bir biçimde karşımıza çıkmaktadır:

“Uzaktı dön yakındı dön çevreydi dön
Yasaktı yasaydı töreydi dön
İçinde dışında yanında değilim
İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi
Bu nasıl yaşamaydı dön”

Kadın, içinde yaşadığı o sıkıntılı durumdan kurtulmak için işe saçlarını kesmekle başlıyor. Günlük hayatta da kadınlar kendileriyle ilgili herhangi bir değişiklik yapmak istediklerinde işe öncelikle saçlarından başlarlar. Bu bir değişimin, dönüşümün habercisidir:

“Kestim kara saçlarımı n’olacak şimdi
Bir şeycik olmadı –Deneyin lütfen
Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım
Günaydın kaysıyı sallayan yele
Kurtulan dirilen kişiye”

Bir anlamda saçları kesmek var olan tutsaklığa, erkek egemenliğine bir karşı çıkıştır. Bu değişim özgürlüğe atılan bir adımdır:

“Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi
Bir yaşantı ile karşılayanlara
Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum.”

“Rüzgâr Saati” (1956 – şiir), “Kestim Kara Saçlarımı” (1960 – şiir), “Sığda” (1964, TDK Şiir Ödülü), “Kırmızı Karanfil” (1971,- şiir), “Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı” (1972 – şiir, TRT Ödülü), “Ağıtlar ve Türküler” (1976 Yeditepe Şiir Armağanı) “Seyran Destanı” (1979 – şiir), “Seyran” (1982- bütün şiirleri), “Şiiri Düzde Kuşatmak” (198,- yazılar), “İlahiler” (1983- şiir) “42 gün” (1986- anlatı), “Sevda Kalıcıdır” (1991- şiir, Halil Kocagöz Ödülü), “Seyran” (1992- toplu şiirler, Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü) isimli yapıtları ile ödülleri almıştır. Ayrıca, Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü (1999), Dünya Gazetesi’nin verdiği Yılın Telif Kitabı Ödülü (2003) ve 2008 de Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü almıştır.

Şiirleri İngilizce, Almanca, Flamanca, Danca, İtalyanca, Bulgarca, Arapça, Lehçe, İspanyolca, Fransızca, İbranice dillerine çevrildi, çeşitli akademik çalışmalara konu oldu. Büyü Yavrum, Grup Yorum (1987), Deli Kızın Türküsü, Sezen Aksu (1993), Siyah Beyaz (1989) Sevinç Eratalay, Beni Unutma (1989) Sevinç Eratalay, gibi şiirleri bestelendi. Akın, şiir dışındaki edebi türlere fazla ilgi göstermedi ancak yedi adet kısa oyun yazdı. Ürettiği tiyatro metinlerinde kadın, evlilik, düzene yönelik eleştiriler, yoksulluk, yalnızlık, yaşlılık ve yabancılaşma gibi konular üzerinde durdu.

4 Kasım 2015’te, “Güz” şiirinde “Bu güz öleceğim, bütün işlerimi bitirdim” diyen Gülten Akın’ı 82 yaşında kaybettik… Akın, en son şiirini 19 Ocak 2007’de katledilen Agos gazetesi yazarı Hrant Dink’e yazmıştır. Kendi deyimiyle “karalamaları”, şiir sayfasında yayınlanmamak kaydıyla gönderdiği Kitap-lık’ın Mayıs-Haziran sayısında yayınlanmıştı. Akın, Hrant Dink için şu sözleri kaleme almıştır:

“Ahparig
Boylu boyunca
Yatırıldığın yer
Ömründe tek dinlenceydi
Dünyaya baktın ilk kez
Duru kaygısız
Soluğun bile ağırdı
Bıraktın gitsin
Ahparig”

Bilinenin aksine o en büyük kadın şair değil, en büyük şairlerden birisidir. Ruhumuzun en ince yerlerine dokunmaya, şiirleri ile yaşamlarımıza yön vermeye daima devam edecektir.

İlk Yaz

“Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
Bakıp kapatıyorlar
Geceye giriyor türküler ve ince şeyler

“Memelerinde biraz irin, biraz balık ve biraz gözyaşı
Bir dev oluyorsun deniz deniz deniz
sisin dere ağızlarından sokulup akşamları
Fındıklarımızı basıyor
Neyleriz kararan tomurcukları
Çocuklarımıza yalvarıyoruz: Aç durun biraz
Tecimenlere yalvarıyoruz:
Bir “Hotel” bir gizli evlenme az çiziniz
Bir banka az çiziniz bir yalvarma
Bizden size ve sizden dışardakilere

Karılarımızı yolluyoruz tırnaklarını kesmeye ve demeye
-Evet efendim-
Çocuklarımızı yolluyoruz dilenmeye
Bizler gidiyoruz yatağımız tanrıya emanet
Yazların motorlu çingeneleri

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş
Toprağa tutku, kendinden dolayı
Kulaklarımızı tıkıyoruz: Para para para
Kulaklarımızı açıyoruz: Kavga kavga kavga
Sorar belki biri: Kavga ama neden kavga
Komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde
-Bilmiyoruz neden kavga.

Sonra kasabanın cezaevinde
Silgimizi göz önüne yerleştiriyoruz
Günlerimiz iterek genişletiyoruz
Yer açıyoruz karılarımızı düşünmeye
Bizsiz geçen menevşeyi düşünmeye
Durup ince şeyleri anlatmaya
Kimselerin vakti olmasa da
Okulların kadın öğretmencikleri
Tatil günlerini çoğaltsalar da
Kutsal nemiz varsa onun adına
Gözlerimiz için bağlar dokusalar da
Birikimler ve çizgiler gitgide gitgide
Açmaya ilkyaz çiçekleri

Bir gün birileri öte geçelerden
Islık çalar yanıt veririz”

 

 

 

 

Kaynakça

Akın, Gülten (2001). Şiiri Düzde Kuşatmak, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.
Akın, Gülten (2016). Beni Sorarsan, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.
Akın, Gülten (2016). Kestim Kara Saçlarımı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.
http://www.milliyet.com.tr/-incelikler-in-sairi-gulten-akin-pembenar-detay-kultursanat-1027087/

"Galaksinin Batı Sarmal Kolu'nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşede, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır. Bu güneşin yörüngesinde, kabaca yüz kırk sekiz milyon kilometre uzağında, tamamıyla önemsiz ve mavi-yeşil renkli, küçük bir gezegen döner. Bu gezegende yaşayan Eftalikus isimli yazar,okur,çizer ve kendimce düşünürüm."

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: