Bir Antik Çağ Ozan:Sappho

 

’En iyi kadın kendisinden söz edilmeyendir’’
Thukydides

 

Havva’nın hikayesini bilirsiniz. Oysa kadının ‘baş belası’ olarak görülmesi Lilith ile başlar. Adem’in ilk eşi olan Lilith asidir ve kocasının hegemonyasını kabul etmez. Bunun sonucunda Tanrı tarafından cezalandırılarak cennetten kovulur. Daha sonraki inanışlarda da, lohusa kadınlara dadanan ve yeni doğmuş bebekleri öldüren kötücül bir figür olarak çıkar karşımıza. Kadınları her türlü kötülüğün kaynağı olarak gören bu tutum, Pandora ile devam eder ve günümüze kadar ulaşır.
Ünlü Atina demokrasisi(!) de kadınları eve hapseder. Vatandaş sayılmayan, kölelerden de aşağıda tutulan kadının görevi çocuk doğurmak ve oikosun devamlılığını sağlamaktır. Bazı dinsel törenler ve festivaller dışında kadınlar sokağa çıkamaz. Hayatı boyunca bir erkeğin koruması altındadır. Ancak çalışmak zorunda olan kadınlar, sınıflara ayrılmış fahişeler, ya da hetaira adı verilen dans ve müzik eğitimi almış, symposion törenlerinde erkeklere eşlik eden kadınlar görece özgürdü.
Kadınların erkekler gibi eğitim almadığı aşikardır. Fakat yine de arkeolojik veriler bize eğitimli kadınların var olduğunu gösterir. Filozof, şair, doktor isimleri bilinmektedir. Fakat erkek egemen toplumda bu kadınlar antik yazarlar ve erkek meslektaşları tarafından küçümsenip alaya alınmışlardır. Eserleri ya günümüze ulaşmamış, ya da çok azı elimize geçmiştir.

 

Kendi adıyla tanımlanan Sapphik veznin yaratıcısı olan Sappho, şiirlerini Aiolik lehçe ile yazan ilk ozanlardan biridir. Ayrıca aşk ve aşk acılarını, tanrılar dışında insanlar için de oldukça lirik bir şekilde kaleme almıştır. Antik Dönem’in en büyük erotik ozanı olarak da tanımlanır. Alışılmışın dışına çıkan ozanı şiirlerinde; aşk temasının yanı sıra kıskançlık ve nefreti de işler. Epik ozanlardan ayrılan en büyük özelliği ,şiirlerini kısa dizelerle yazmış olmasıdır.Şiirlerinde tanrılara başkaldırı vardır. Dokuz kadar şiir kitabı olmasına karşın bunların büyük bir bölümü günümüze ulaşamamıştır.
Hellen yazınının, günümüz modern şiirine de esin kaynağı olmuş en tartışmalı ozanı Sappho; İ.Ö.630 sıralarında Lesbos adasında doğdu. Politik sebeplerle Sicilya’da kaldığı yıllar dışında, ömrünü burada geçirdi. Zengin bir tüccarla evliydi ve Cleis adında bir kızı vardı.
Eğitimsiz bir kadının asla zarif olamayacağını düşünen Sappho, hayran olduğu Aphrodite adına bir okul kurmuştu. Adalardan, Anadolu’dan , çeşitli yerlerden gelen genç kızlara, okulda dans ve müzik öğretirdi. Okulun dinsel bir kimliği olsa da bu kimlik, genç kızlar arasında bir dini inanç ve tapınım ortalığından öteye gidememiştir. Yaşadığı dönemde davranışları ‘ilginç’ bulunan ozan ,büyük beğeni kazanan ezgilerini, genellikle öğrencileri evlenip okuldan ayrıldıkları sırada düzenlediği raks ve müzik şölenlerinde, kendi adını taşıyan sapphik vezin ile yedi telli lyra eşliğinde Aiol lehçesi ile okurdu. Kendi öğrencilerine şiirler yazması yazarlarca, özellikle 5. YY komedi yazarları tarafından eleştirilmiş, alaya alınmıştı.

Sappho’nun kendi öğrencileri için yazdığı melostan bir bölüme göz atalım:

‘’…hiç yalansız, ölsem daha iyiydi. Ayrılırken hıçkıra hıçkıra bana şunları söyledi: ‘Ah Sappho, ne üzücü şey bizler için. İnan olsun senden istemeye istemeye ayrılıyorum.’ Ona şöyle cevap verdim: Güle güle git, beni hatırından çıkarma. Biliyorsun sana nasıl baktığımızı. Bilmiyorsan sana hatırlatmak isterim. Ne neşeli, ne güzel günler geçirdiğimizin farkında değilsin. Güllerden menekşelerden örülmüş birçok çelenklerle saçlarını süsledin. Kır çiçeklerinden yapılmış dizileri yumuşak gerdanına doladın. Güzel kokulu yağlar süründün, yumuşak sedirler üzerine uzanıp dinlendin…’’
Sappho bir başka şiirinde Aphrodite’ye şöyle yakarır :
‘’…Altın tahtlı ölümsüz Aphrodite, ey Zeus’un oyun düzen kızı, yalvarırım sana! Utanç ve ağır acılarla, ey ulu, kırma benim gururumu…’’
Bazen de kendi bedeninin gizlerini açığa vurur:

“Memelerimden hâlâ süt geliyor olsaydı
ve bir bebek taşıyabilseydi karnım
çılgın gibi koşardım bu zifaf odasına,
fakat yıllar damgaladı tenimi binlerce kırışıkla,
aşkın hiç acelesi yok bana
sarılmaya, armağanlarıyla haz dolu sancıların.”

 

 

 

Yaşamı gibi, ölümü de tartışmalıdır bu cesur ozanın. Bir anlatıya göre Sappho, Phaon adlı bir gence aşık olur, aşkına karşılık bulamaz ve olasılıkla İ.Ö. 570 yılında Leukat Kayalıkları’ndan atlayarak intihar eder(bu kayalıkların aşk acılarını dindirdiğine inanılıyordu)
Şiirle, dansla,aşkla, lirik ezgilerle bezenmiş bir hayat yaşamış olan Sappho’nun cinsel kimliği, o dönemde olduğu gibi bugün de tartışılmaktadır. İster bir kadına, ister bir erkeğe yazılmış olsun; aslolan şiirlerindeki görkemli sadelik ve zarafettir.

1988 yılında Çorlu'da doğdu. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji mezunu. Okur,düşler,yazar,izler. Sabahattin Ali'nin şu cümlesini tekrarlar:''Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.''

1 Comment

  1. Muharrem Soyek

    30 Eylül 2016 at 15:10

    şiirin havva anası…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: