Bir Güzellik, Bir Ölüm: Oscar WİLDE

 

Biten her cümlenin, bir nefeslik ölüm olduğuna inanırım ben. Hayatınızdan bir ân çalmıştır ve
kendince bir anı çıkarmıştır ortaya. Farkına dahi varılmayacak bir zaman diliminde neler
değişir , neler aynı kalır bilinmez ama bazı cümleler geri dönülmez yollar açar önünüze .
Bundan sonrası sizin elinizde değildir.
Artık siz, eskisi gibi değilsinizdir. Bir cümlenin oluşturduğu o anıya dönüşmüşsünüzdür.
O cümlede ölmeye mahkumsunuzdur.
Hepimizin avucunda yazılı bir cümle yok mu? Zamanla değişse hattâ tek kelimelere kadar
derinleşse de bir cümle ile doğuyor, bir cümle ile yaşıyoruz. Hep ellerimizde. Birlikte bir
ölümü yaşıyoruz. Bu hayatta sizin cümleniz ne peki?
“Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum.” cümlesi nefesimin ilk kesilişidir. Beni bu
satırlara getiren ise “ Dünyada kelimeler kadar gerçek başka bir şey var mıydı ?” oldu. İleriye
gitmenin mümkün olmadığı, geriye dönmenin yazgıyı bozduğu bir yerdeyiz.
Konumuz, Oscar Wilde.

 

Onunla tanışmam ilkokul yıllarıma dayanır. Bütün masallardan değişik bir hava vardı onun
masallarında. Hepsi üzüntü taşıyordu; güzel bir anı bırakıyor ama yaralamaktan geri
kalmıyordu. Mutlu Prens ‘ i defalarca okumuş, kırlangıca her okuyuşumda üzülmüş,
üzüldüğümü hatırladığım her vakit daha da sever olmuştum. Sadece güzel satırlardı benim
için. O zamanlar bir hikâye anlatanın o hikâyede kendisinden parçalar bıraktığını,büyük
trajedilerin mutlulukla kapatılmış bir cümlede gizlendiğini, Wilde için tek çıkış yolunun
masallar olduğunu ve diğer şeyleri yıllar sonra öğrenecektim.
Mutlu Prens’in tek suçu çirkinlikti. Bu çirkinliğin sebebi Wilde’ın kendisinde gizliydi. Kendi
zevkleri peşinde koşarken omzunda günahları vardı, hepsini masallara bıraktı..
Gerçek bir mücevherdi. Etrafında bulunanlar söylediği her kelimeyi yakalamaya çalışıyor,
yazılarını takdir ediyor, oyunları için övgüler yağdırıyordu. Kendisinin de farkında olduğu bir
büyüsü vardı. Yanlışı da kendi büyüsüne kapılmak oldu. Zirveyi görmekle kalmadı. Yaşadı.
Bütün sevdiği şeyleri oraya taşımaya çalıştı. Ne var ki toplum ve kuralları buna hazır değildi.
19. yy Wilde’ı kaldıramadı. Gösterişi, başarısı, bağımsızlığı, özgünlüğü, erkeklere karşı olan
zaafı, karısı, çocukları, yazıları..
Wilde’ın hikâyesi düşüşü ile başladı. Yaşarken bir eşi daha yoktu ve bu öldükten sonra da
değişmedi.
Dorian Gray’in Portresi ‘ni bir iddia sonucu birkaç gün içinde yazmıştı. Bizim şu an
beğendiğimiz kadar beğenilmedi. Yeterince ilgi görmedi. Çünkü onun insanlar ve kelimeler
üzerinde bir hakimiyet kurma yeteneği vardı. Onunla konudan bir kimse gerçeğe dönemiyor,onun kelimelerine hapsoluyordu. Oscar Wilde’ın yakın arkadaşı ve onun büyük hayranı olan

André Gide onun şu sözlerine tanık olmuştur:
“Hayatımın en büyük dramı nedir, biliyor musunuz? Ben bütün dehamı yaşamıma harcadım;
yapıtlarıma yalnızca yeteneğimi harcadım.”

Bu cümleler bizim göremediğimiz, duyamadığımız ama yazılarına dokunduğumuz bir adamın
ağzından dökülüyor ve bu yalnızca bizim bildiğimiz kısmı. Ona olan hayranlığım arttıkça şunu
keşfettim, Oscar Wilde küçük bir çocuktu. Bir o kadar masumdu. Yazgısına olan inancı onu
şeytanla ortaklığa zorluyordu. Öfkesi de kural tanımazlığı da bu yüzdendi; kaderinde yazılı her
şeyi gururla kabul etti.
Alfred Douglas ile ilişkisi olduğu iddiasıyla hakkında açılan davaları görmezden geldi. Bütün
davaları kaybetti ama onu asıl yıkan Douglas tarafından önemsiz bulunması oldu. Cezaevine
girerken diğer insanlarla aynıydı ama çıktığında çok büyük bir değişime uğramıştı. Hayat,
Wilde’ın cümlesini elinden almıştı.

Daha yalnız, daha uçarı, daha parasızdı. Sonrası? Yok. Yaptıklarını onu o denli sınıra
getirmişti ki, hiçbir kelime onu geri getiremezdi. Getiremedi. Victoria Dönemi ‘nin en parlak
yazarı, yapayalnız ve sefalet içinde köhne bir otel odasında öldü.
“Ya duvar kağıdı gider ya ben! “ demişti. Ölümü seçerek bu yolculuğa kendisi öncülük etti.
Adı : Oscar Fingal O’Flahertie Wills Wilde
Doğum Tarihi : 19 Ekim 1854 -Dublin
İrlandalı, oyun yazarı, şair, roman – kısa öykü yazarı.
Uçarı davranışları, iğneli bir üslubu ve çok iyi bir kariyeri vardı. 25 Mayıs 1895’te “büyük
ahlaksızlık” suçuyla iki yıl hapse mahkum edildi. Kısa bir süre sonra öldü.
Güzel sözler söyleyip herkese nutuklar atan biri olarak bilindi. Oysaki tüm istediği, ellerinde
tuttuğu kelimeleri bizlere göstermekti.
Benden ve sizden asırlar önce bir Oscar Wilde geçti bu dünyadan. Geriye bıraktığı, çoğu
söylenmemiş kelimeleriyle hem de.
Kendisi doğan güneşe ve diğer güzelliklere tapan biriydi. İyi ki benim çirkinliğimi görmedi..

 

Gülcan Durak

BU İÇERİK BİR KONUK YAZAR TARAFINDAN ÜRETİLMİŞTİR. Yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi yenipapirus@gmail.com ‘a göndermeniz gerekmektedir. Editör onayından geçen eserler Yeni Papirüs okurlarına sunulacaktır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: