BLAISE PASCAL / SEÇKİNLERİN HÂLİ ÜZERİNE BİRİNCİ SÖYLEV

 “Ne halde olduğunuzun hakiki bilgisine ermek için, onu şu imgeyle düşünün.”

Fırtına bir adamı meçhul bir adaya atmıştır, bu adanın sakinleri kaybolmuş krallarını bulmak için ne yapacaklarını şaşırmıştır. Hem yüzü hem de fiziğiyle bu kayıp krala pek benzeyen bu adamı kralları sanarlar, adada yaşayan tüm halk da onu bu şekilde kabul eder. İlk başta adam nasıl davranacağını bilemez ama sonunda iyi talihine razı gelmeye karar verir. Kendisine gösterilen saygıyı kabul buyurur ve kendisine kral gibi muamele edilmesine izin verir.

Gelgelelim kendi doğal halini unutamadığından, bu saygıyı görürken aynı zamanda bu halkın aradığı kral olmadığının ve bu krallığın kendisine ait olmadığının da farkındadır. Böylece aklında ikili bir düşünce vardır, biriyle kral olarak hareket eder, diğeriyle hakiki halini kabul eder; onu şu an olduğu yere getiren sadece tesadüftür. İkinci düşünceyi saklar ve ilkini açığa vurur. Halkla ilişkilenirken ilk düşüncesi hakimdir, kendisiyle ilişkisinde ise ikincisi.

Kendinizi sahibi olduğunuz zenginliğin efendisi olarak bulmanızda tesadüfün payının bu adamın kendini kral olarak bulmasındakinden daha az olduğunu sanmayın. Kendiliğinizden ya da doğanız gereği buna hiçbir hakkınız yoktur, tıpkı onun krallığa bu sebeplerle hakkının olmaması gibi. Bırakın kendinizi bir dükün oğlu olarak bulmayı, dünyada olmanız dahi sonsuz tesadüflerin eseridir. Doğumunuz bir evliliğe bağlıdır, hatta atalarınızın hepsinin evliliğine. Peki bu evlilikler neye bağlıdır? Rastlantıyla yapılan bir ziyarete, havada bir konuşmaya, öngörülmedik bin bir vesileye.

Elinizde tuttuğunuz zenginlikleri atalarınızdan aldığınızı söylüyorsunuz; ama atalarınız bunları bin rastlantıyla edinip bin rastlantıyla muhafaza etmedi mi? Siz de bu mal mülkün atalarınızdan size bazı doğal yasalar yoluyla geçtiğini mi düşünüyorsunuz? Yo, bu doğru değil. Bu düzen sadece, belki iyi sebepleri olan yasa koyucuların iradesiyle kuruldu ama bu sebeplerden hiçbiri sizin bu şeyler üzerinde sahip olduğunuz doğal bir haktan çıkarılmış değildir. Eğer yasa koyucuların canı istese ve bu malların, ömürleri boyunca babaların mülkiyetinde kaldıktan sonra vefatlarının ardından kamuya döneceği şekilde bir düzen kurulsa şikayet edecek bir şeyiniz olmazdı.

Öyleyse malınıza mülkünüze sahip olmanızı sağlayan unvan doğal bir unvan olmayıp sadece insani bir müessesedir. Yasaları yapanların sizi fakir kıldığı başka bir durum hayal edebiliriz. Sizi tüm bu mal mülkün sahibi kılan, sizden yana yasaların kaprisiyle sizi bu dünyaya getiren tesadüfler zincirinden başka bir şey değildir.

Bunların size yasal olarak ait olmadığını ve bir başkasının bunları sizin elinizden almaya müsaadesi olduğunu söylemek istemiyorum, zira mülkün hakimi olan Tanrı toplumların bunları paylaşmak için yasalar yapmasına izin vermiştir; ve bu yasalar bir kez tesis edildi mi, bunları ihlal etmek doğru değildir (injuste). Krallığına sadece halkın hatası sonucu sahip olan bu adamdan sizi biraz ayıran şey işte budur; çünkü Tanrı bu sahipliğe izin vermeyecek ve onu bundan vazgeçmeye zorlayacakken, sizinkine müsaade eder. Ama onunla sizin aranızda tamamen ortak olan şey, onlar karşısında sahip olduğunuz bu hakkın, tıpkı o adam gibi, sizde bulunan ve sizi ona layık kılan bir niteliğe ya da meziyete dayanmamasıdır. Ruhunuz ve bedeniniz kendi başlarına bir kayıkçı ya da bir dük olma durumuna kayıtsızdır. Onları bir halden ziyade diğerine bağlayan hiçbir doğal bağ yoktur.

Peki bundan ne çıkar? Bahsettiğimiz bu adam gibi, sizin de ikili bir düşünceniz olmalıdır ve dışarıdan, insanlara mevkiinize göre davransanız da, saklı ama daha sahi bir düşünce uyarınca, doğal olarak onlardan üstün hiçbir şeyiniz olmadığını teslim etmelisiniz. Aleni [kamusal] düşünce sizi sıradan insanların üstüne çıkarsa da, diğeri sizi alçak gönüllü olmaya iter ve tüm diğer insanlarla tam bir eşitlik içinde tutar, çünkü bu sizin doğal halinizdir.

Size hayran olan halk belki bu sırrı bilmiyordur. Soyluluğun gerçek bir seçkinlik olduğuna inanıyor ve neredeyse Seçkinlerin diğerlerinden başka bir doğada olduklarını düşünüyordur. Bu hatayı onlara ifşa etmeyin dilerseniz ama bu üstünlüğü arsızca istismar da etmeyin ve varlığınızın başkalarınkinden daha üstün olduğuna inanarak kendinizi kandırmayın.

Halkın hatasıyla kral olan bu adam kendi doğal halini öyle bir unutsa ki bu krallığın kendi hakkı olduğunu, ona layık olduğunu ve kendisine hak itibarıyla ait olduğunu hayal etse onun hakkında ne derdiniz? Budalalığına ve deliliğine şaşardınız. Ama kendi doğal hallerini tuhaf biçimde unutarak yaşayan seçkin insanlar daha az mı budala?

Ne kadar önemli bir iç görü! Zira Seçkinlerin tüm taşkınlıkları, tüm şiddetleri ve tüm kendini beğenmişlikleri ne olduklarını bilmemelerinden ileri gelir. İçlerinden kendilerini bütün insanlarla eşit gören ve kendilerinde, Tanrı’nın onları diğerlerinden üstün kılan şu küçük avantajlara değer hiçbir şey olmadığına kani olanlar için diğer insanlara küstahça davranmak zordur. Bunun için insanın kendini unutması ve onlar üzerinde bazı gerçek faziletlere sahip olduğuna inanması gerekir. Bu yanılsama neyden oluşur sizi göstermeye çalışacağım.”

Çeviri: Murat Erşen
BU İÇERİK BİR KONUK YAZAR TARAFINDAN ÜRETİLMİŞTİR. Yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi yenipapirus@gmail.com ‘a göndermeniz gerekmektedir. Editör onayından geçen eserler Yeni Papirüs okurlarına sunulacaktır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: