Fahişeliğin Tarihi

Şöyle bir deyiş vardır, kimilerine göre fahişelik, ‘’dünyanın en eski mesleğidir.’’ Bir kısım ise fahişeliği meslek olarak görmez. Kadının para karşılığı seks yapmasını ayıp ve günah bulanlar da vardır.

Kadın cinselliğinin namus kavramı etrafında şekillendirilmesi tarih boyunca süregelmiştir.

Fahişeliğin çıkış noktasını değerlendirirken dünya düzeninin uzun yıllar anaerkil bir yapıda olduğunu, dolgun kalçaların doğurganlığı betimlediğini,  kadının yaratıcı gücünün  eril yapı tarafından uzun yıllar kutsandığını ve bereket ile özleştirildiğini aklımızın bir köşesinde tutmakta fayda var.

Kutsal fahişeliğin yazılı olarak ortaya çıkması İ. Ö. 2000 civarında Sümer dilinde yazılmış olan Gılgamış Destanı’na denk gelir. Destanda Enkidu ile yatan bir fahişeden bahsedilir:

‘’… ve (Enkidu) onun oıgunluguna sahip oldu.

O, Enkidu’nun şehvetine boyun eğerken utanmadı

Giysisini çıkardı ve Enkidu onun üstüne abandı

Ona, o vahşiye, erkeklik görevini yaptırdı

Ve onun aşkı içine aktı.’’

Enkidu  altı gün yedi gece fahişeyle yatar. Bu sürede kadının ona tanrıçanın lütuflarını sunduğu anlatılır. Bunlar; ‘’ana sevgisi, şefkat,rahatlık, manevi aydınlanma ve seks’’tir. Fahişe önemli bir rol üstlenmiştir. Bugünkü anlamda ötekileştirmenin çok uzağındadır. Kutsal tapınak fahişeliği olgusunu güçlendiren deliller mevcuttur. Sümer metinlerinde İnanna’dan ‘’Göğün Fahişesi’’ olarak bahsedilir. Yine bir Sümer kil tabletinde:

‘’Şefkatli bir fahişeyim ben. ‘’ Tanrıça İştar, yazısına rastlarız.

Tarihçi Herodotos’un anlatımına göre, Babil’de dünyaya gelmiş her kadın  Asur dilinde Mylitta olarak adlandırılan Aphrodite tapınağına giderek yabancı bir erkekle cinsel ilişkiye girmek zorundaydı. Bu kadınlar başlarına ipten çelenkler takarak kutsal alana otururlardı. Erkek seçtiği kadının üzerine ‘’Tanrıça Mylitta seni onurlandırdı, ‘’diyerek gümüş bir para atardı.  Kadının bunu geri çevirme hakkı yoktu.

Güç dengesinin erkeklere doğru evrildiği, hiyerarşinin ortaya çıktığı düzende rahibe-fahişeler de sınıflara ayrılıyordu.  Entu ve kaditular en yüksek rütbelilerdi. Entular kutsal tapınaklarda yaşar, ayinleri ve törenleri düzenleyerek yönetirlerdi. Kendilerine özgü kıyafetleri vardı. Daha sonra kendilerini İştar’a adayan İştaritular geliyordu. Bu kadınlar sanat alanında uzmanlaşıyorlardı. Müzik aleti çalıp dans ediyorlardı. En alt sınıfa mensup olan kadınlar, hem tapınakta hem sokaklarda çalışan harimtulardı. Bu kadınlar daha çok savaşta ele geçirilen köle kadınlardı. Üst sınıf rahibelerin ve rahiplerin gözetimi altındaydılar. Tüm sınıfa ait rahibeler-fahişeler kendilerine sunulan değerli mallar, yağlar, şaraplar ile tapınakların zenginleşmesinde önemli rol oynadılar.

Eşler ve fahişeler çok uzun zaman önce yasalarla ayrılmıştır. Bu durum ilk kez İ.Ö. 2000 civarında eski Sümer’de görülür.  Lipit-İştar yasası şöyle der:

 ‘’Bir erkeğin karısı ona çocuk vermemiş, ama sokaktan bir fahişe çocuk vermişse, o fahişeye şarap, yağ ve giysi sağlayacak, fahişenin doğurduğu çocuklar erkeğin mirasçıları olacaktır; ancak, kadın hayatta olduğu sürece fahişe kadınla birlikte evde yaşamayacaktır.’’

İ.Ö. 1100’de Asurlular fahişelerin giysileriyle ilgili ilk düzenlemeleri yaptılar. Buna göre fahişeler ‘dikkat çekmek için’ özel deri ceketler giymeliydi.  Başka bir yasa da fahişelerin hiçbir şekilde bir eşin kocasına olan bağlılığının simgesi sayılan peçeyi takamayacaklarını söylüyordu. Bu yasayı çiğneyen fahişeler elli sopa vurularak ve başlarından aşağı zift dökülerek cezalandırılacaktı.

Heredotos’un verdiği başka bir bilgiye göre ise,  Lydia kralı Alyattes’in tümülüsünün  yapımına en büyük katkıyı fahişeler yapmıştır. Bu meslek gruplarının yazılı olduğu taş bloklarda fahişeler en üst sıradadır.

Mısır ve Mezopotampya’da da kutsal fahişelik geleneği bilinir.

Antik Yunan kadınının sosyal durumuna başka bir yazımda değinmiştim. Bazı özel törenler ve bayramlar dışında kadın sokağa çıkamaz, toplumsal hayata katılamazdı.

’ Zevk için heterialarımız, günlük ihtiyaçlarımız için cariyelerimiz ve meşru çocuklar verip ev işleriyle ilgilenmeleri için de karılarımız var,’’ der Demosthenes.

Özellikle İ.Ö. 6. yy.da Atina’da fahişelik epey yaygınlaşmıştı. Aslında özgür ve sosyal yaşamda var olmak isteyen kadınların fazla şansı yoktu.  Atina’nın başında bulunan Solon bu işi kurumsallaştırarak resmi genelevler açtı.  Yasalar koydu. Buna göre pronoboskeion adı verilen görevliler yasal bir belge ile genelev açabiliyordu. Bu kişiler yılın belirli zamanlarında vergi veriyorlardı. Burada çalışan deikteriades adı verilen fahişeler Asyalı kölelerden, savaş mahkumlarından, köle pazarından alınan kadınlardan oluşuyordu. Bu kadınların gündüz vakti sokakta dolaşmaları, törenlere ve tapınaklara gitmeleri yasaktı. Elbiseleri farklıydı, saçlarını sarıya  boyatmaları zorunluydu. Fahişelik her ne kadar yasal olsa da, bu kadınlar toplum için zararlı görülür ve onlara ‘’yerin dibine geçmiş’’ anlamına gelen khametipis denirdi. İşin ceremesini çeken kadınlar olsa da, kazancı erkek yöneticiler paylaşıyordu. Bu işten en karlı çıkan kişi Solon’dur. Öyle ki, Pire Limanı buradan elde edilen gelirlerle yapılmıştır.

Fahişeler de sınıflara ayrılıyordu. Auletrides denilen gruptaki kadınlar erkeklere özel eğlencelere katılabiliyor, müzik aleti çalıp dans edebiliyorlardı. Kendi paralarını kazanı, istemedikleri erkekleri reddedebiliyorlardı. Görece daha özgürdüler. Atina’daki en yüksek fahişe zümresi hetairalardı. Bu kadınlar iyi eğitimli olan, esprili ve zeki kadınlardı. Kendi paralarını yönetebilir, servet edinebilir, sokaklarda dolaşabilirlerdi. Cinsel yaşamlarına yön verebilirlerdi.

Miletoslu Aspasia hetairaların en ünlüsüydü. 5. yy.ın ikinci yarısında  Atina’ya göç eden Aspasia,  yönetici Perikles ile sevgili olmuştu.  Son derece iyi eğitimli bir entelektüel, filozof ve hatip olan Aspasia oyun yazarı Cratinus’a göre ‘’uslanmaz bir fahişe,’’ tarihçi Plutarkhos’a göre ise ‘’devlet ve hükümet işlerini çok iyi bilen bilge bir kadın’’dı.  Aspasia genç kızlara sevişmeyi, edebiyatı, felsefeyi, retorikayı öğrettiği bir okul kurmuştu. Sokrates’in öğrencilerini bu derslere getirdiği bilinir. Bu güçlü kadının Perikles’ten doğan oğlu Atina vatandaşı sayılmamıştır. Atina’nın namuslu kadınları(!) ve bazı güçlü (!) erkekler onu tehlike olarak gördü ve ona karşı ayaklandılar. Onu genelev işletmekle suçladılar. Perikles ise Aspasi’yı savundu ve Aspasia aklandı.(!) Ölene dek toplantılara katılmaya  ve konferanslar vermeye devam etti.

Bir başka ünlü hetaira ise  heykeltıraş Praksiteles’in  sevgilisi Phyrne’dir. Praksiteles onun adına kült merkezlerine heykeller dikmiştir.

Hetairalara karşı çeşitli saldırılar söz konusuydu. Bu kadınlar bu saldırılara karşı örgütlenmişlerdi. Solon’un yasalarına karşı dik durmayı başarabiliyorlardı. Gerektiğinde avukat tutabiliyorlardı. Bu o dönem Atina kadını için olağanüstü bir durumdu. Birçok ‘’ev kadını’’nın toplumsal hayata karışabilmekve özgür olmak adına kendi isteğiyle fahişelik mesleğini seçtiği bir gerçektir. Hatta bazı kızlar anneleri tarafından bu yönde teşvik ediliyorlardı.

Antik Roma’da kadınlar biraz daha özgür sayılırdı. Fahişelik solon dönemi Atina’sında olduğu gibi bir sektöre dönüşmemişti. Ancak Severus Alexander  döneminde genelevlerden vergi alınmasının yasaklanması, öncesinde böyle bir uygulama olduğunu kanıtlar.

Fahişeler erkek togası giymek ve Antik Yunan’da olduğu gibi saçlarını sarıya boyatmakn mecburiyetindeydiler.  Sınıflara ayrılmamakla birlikte farklı isimlerle anılırlardı. Kapı eşiklerinde bekleyip önlerinden geçenleri tavlamaya çalışanlara doride, kurtlar gibi uluyup zevk çığlıkları atarak müşteri toplayanlara lupae, Venüs veya Priapos’a adanmak üzere fallik çörekler yapıp satarak müşteri arayanlara aleicariae adı verilirdi. Ayrıca bustuariae denilenleri mezarlıklarda ağıtçılık yaparak geçimlerini sağlar; müşteri buduklarında fahişelik de yaparlardı. Sokaklarda müşteri kovalayan bir diğer gruba da scorta erotica denirdi.  Taberna gibi eğlence yerlerini mesken edinenlere bilitum denen ucuz bir şaraba nispetle bilitidae adı verilirdi. Bu mekânlarda garson olan kopaeler de fâhişelik yaparlardı. Gallinae (tavuklar) denen bir diğer gruba mensup fahişelerin de genelde  hırsızlıkla geçinirlerdi. Dışarıdan gelip fâhişelik yapan ve taşralı müşterileri ayarlamak için onların yol  üzerinde bekleyen kadınlara ise forariae adı verilirdi.

Genelevler lunapar olarak adlandırılırdı. Özellikle Pompei bu konuda epey zengindi. Bu yapılar karanlık veya loş dar odalardan, bir avludan ve latrina adı verilen tuvaletlerden oluşurdu. Duvarlar pornografik resimlerle süslüydü. Agustus döneminde Roma’da kırk altı tane genelevin bulunduğu kayıtlarda yer alır. Bu yerler açık bir avlu etrafında toplanan odalardan oluşan villa tipi evlerdi. Tiberius döneminde ele geçirilen sikkelerin kesin olmasa da  jeton olarak kullanıldığı düşünülür. Spintriennes adı verilen bu sikkelerin bir yüzünde  kanatlı penis, seks pozisyonları gibi erotik resimler, diğer yüzünde numaralar bulunurdu.

KAYNAKÇA

Kılıç, H, Antik Çağ’dan Günümüze Batı’da Kadın ve Cinsellik, Otopsi, 2000

Göktürk,Ö.D.(2011). CİNSİYET ve ANTİK MİMÂRLIK : ANTİK ÇAĞDA FÂHİŞELİK VE MEKÂN

https://www.academia.edu/1741070/ANT%C4%B0K%C3%87A%C4%9EDA_F%C3%82H%C4%B0%C5%9EEL%C4%B0K_VE_MEK%C3%82N?auto=download

Wells, J. Kadın Gözüyle Batı Avrupa’da Fahişeliğin Tarihi

https://www.ekitapindirsek.com/pdf/jess-wells-fahiseligin-tarihi/

Roberts, N.  Batı Tarihinde Fahişeler

http://turbobit.net/j68c5kqttvt9/Nickie.Roberts.Bat%C4%B1.Tarihinde.Fahi%C5%9Feler.zip.html

 

 

 

 

 

 

1988 yılında Çorlu'da doğdu. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji mezunu. Okur,düşler,yazar,izler. Sabahattin Ali'nin şu cümlesini tekrarlar:''Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.''

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: