GO SUM MORIBUNDUS- JACOB ROGOZINSKI

Heidegger ve ölüme-doğru-olma üzerine:

Ölümü vaz edenlerin sesi her yerde çınlıyor […]
diyorlar ki: ‘‘Yaşam çürütüldü’’. Ama çürütülen sadece onlar,
ve varoluşun yalnızca tek yüzünü gören bakışları.

Nietzsche, Böyle buyurdu Zerdüşt

“Varlık ve Zaman’da, ölüme-doğru-olma’nın Girişi asli bir ihtiyaca cevap verir. Kararlılık ve otantiklik kavramlarına daha somut bir anlam verilmelidir, farklı varoluş olasılıkları arasında en otantik olanı seçmeye imkân tanımalıdır. – ama bu teşebbüs başarısız olur ve sonunda Heidegger de bunu teslim eder. Ölümümün öne alınması, (şaşırtıcı 74. Paragrafta. öne sürdüğü gibi) somut olarak bir varoluş imkanı tanımlamaya yeteneksiz, biçimsel ve boş bir yapı olarak kalır. Belirsizliğini aşmak ve ona somut bir muhteva vermek için Heidegger onu kurban/fedakarlık olarak tanımlar. 53. Paragrafta öğreniyoruz ki ‘’öne alma Dasein’a, uç imkân sıfatıyla, kendinin kurban edilmesini açar (Selbstaufgabe). Kararlı seçim ‘’kurban/fedakarlık için özgürlük’’ olarak tanımlanır. Bundan böyle, otantik tek varoluş kendini ölümüne doğru taşıyan olacaktır. Hakiki kurbanı intihardan ayıran şey, kendinden başka bir şey için ölmek, başka bir insan, bir vatan, bir halk, bir fikir için ölmektir. O BENİ BİR BAŞKASI İÇİN ÖLMEYE ÇAĞIRIR. Ölüme-doğru-olmayı kurban terimiyle yeniden yorumlayarak, Heidegger solipsizmi reddeder, otantik varolanın asla tek başına ölmediğini, kendini Başka’ya vererek ölüme verdiğini kabul eder. Düşüncesinin bu boyutu çoğu okuyucusunun gözünden kaçmıştır. Böylece, Levinas Dasein’ın yalnız kahramanlığının karşısına, Heideggerci ontolojinin ötesine götürecek ‘’kurban etiğini’’ çıkarır. Başkası için kurbansal ölmenin zaten bu ontolojinin merkezinde olduğunu görmemiştir. Kurbana bu övgünün kaynağı nedir? Hegel ve onun ‘’ölüm için özgürlüğü’’ mü? Ya da, ‘’hakikatleri ve zaferleri için fazla yaşlı’’ hale gelmeyi engelleyen özgür ölüme övgüler düzdüğü vaki olan Nietzsche mi? Yoksa Hıristiyan teolojisinin yeniden hatırlanması mı? Zira kurbansal felsefeler her seferinde bir ego katli üzerinde temellenir. Beni hiç (Tinin yaşanımda asli olmayan bir kıpı, güç istenci tarafından yaratılan bir kurgu) diye kabul ettiklerinden, varoluşunun nihayet anlamını ve saygınlığını bulduğu kahramanca bir ölüme çağırırlar onu. …..Heidegger’i yine de müritlerini intihara davet eden Psisthanete ile bir tutmayalım. Tersine o bize, ölmeyle otantik bir ilişkinin hayatta kalmayı, kendi ölümünü öne alabilmek için daima canlı bir moribundus olarak kalmayı salık verir. En azından Sterben ile Tod arasındaki farkı koruduğu sürece. Ölmenin (le mourir) edimsel bir ölümle (une mort) özdeşleşmesi ve varoluş düşüncesinin bir ölüm yüklemine dönüşmesi için bu öne alamayı bir kurban olarak düşünmek kafi gelecektir. Kimin hizmetinde, hangi Başkası, hangi topluluk için? Dasein kendi kendini kurban edebilir mi? O ki otantikliğine ancak bambaşkayı bertaraf ederek kendi kararlığının yalnızlığında ulaşabilmektedir? Başkası için ölmeyi kabul edince, Başkasının hizmetinde öldürmeyi de kabul etmiş olmuyor mu?”
(Jacob Rogozinski, Le moi et la chair : Introduction à l’ego-analyse)

 

(Çeviren: Murat Erşen)

BU İÇERİK BİR KONUK YAZAR TARAFINDAN ÜRETİLMİŞTİR. Yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi yenipapirus@gmail.com ‘a göndermeniz gerekmektedir. Editör onayından geçen eserler Yeni Papirüs okurlarına sunulacaktır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: