Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar

 

Türk sanat müziği deyince akla ilk gelen, sesinde ki gizemli tını ile Türkiye’nin sınırları bir yana Dünya’ya yayılmış olan ve sanatın batmayacak güneşi Zeki Müren…

Bursa doğumlu olan sanatçımız lise öğrenimi sırasında İstanbul’a gelerek müzik hayatı için o yıllarda belki de henüz fark etmediği bir adım atmıştır. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinde yüksek süsleme Sabih Gözen atölyesinden mezun olmuştur.

Bursa’da da aldığı sanat derslerini akademi eğitimiyle perçinleyen Zeki Müren, sanat hayatının kapılarını aralamış ve 1951 de İstanbul Radyosun da başlayan sanat serüveni 15 yıl soluksuz bir yayın hayatıyla devam etmiştir.

Sesini duyan her insanı mest eden Zeki Müren 1950’ler de gerek giyimiyle gerek saç modelleriyle alışılmış kalıpların dışına çıkmıştır. Güzel sanatlar eğitimi sırasında aldığı tasarım dersi vesilesiyle sahne kıyafetlerinin çoğunu kendisi tasarlamıştır. Bir konsere çıktığı sırada giydiği mini elbise Türk halkının geleneksel yapısından dolayı tepki alacağını düşünerek kuliste bir pantolon bulundurmuştur. Düşünülenin aksine konser sırasında halk tepki vermemiş hatta bu farklılığı benimsemiştir.

Halk onun Elvıs Presley’e benzettiği saçlarıyla, ojeli tırnaklarıyla, farklı giyim tarzıyla ve eşsiz sesiyle barına basmıştır. Sahne de sıklıkla görmeye alıştığımız giyim tarzı aslında çocukluğundan beri annesini makyaj yaparken gözünü kırpmadan seyretmesi, bahçede sardunya çiçeklerini avucunda ezip yüzüne sürmesiyle bağlantılıdır. Bu alışkanlığını sahne yaşamına da yansıtarak doğuştan gelen ve buram buram farklılık kokan ruhunu kanıtlamıştır bir nebze de olsa…

Konser verdiği sırada insanlar hayranlıkla izlerdi onu, güzel Türkçesiyle seyirciye hitap ettiği samimi konuşmasıyla ona hayran kalırlardı. Konser bitip güneş battığında izleyenleri bir hüzün kaplardı. Ve aynı Cemal Safi’nin de dediği gibi hüzün adres değiştirip seyirciden geçip ona göçerdi.
Zeki Müren 17 yaşından beri ailesinden uzakta anne yemeğine hasret sürdürmüştür sanat hayatını. Onu derinden etkileyen bu hasret konser bittiğinde zaman zaman nüksediyor ve bu zamanlarda kendini palyaçoya benzeterek tanımlıyordu. Hatta bir röportajı sırasında kendini şu sözleriyle anlatmıştır.

“…Hayat oyunumun perdesi, yatak odamın kapısında kapandı hep… Kadife de olsa, sırmadan da dokunsa, pırlanta motiflerle de işlense, perde perdeydi.”

Çocukken babasından görmediği sevgi özlemi de çocukluğunun unutulmaz sahnelerindendir. Öyle ki bir röportajı sırasında bütün içtenliğiyle, kalbine ve dimağına nakşedilmiş o anı yıllar geçse de gizleyemediği çocuk hüznüyle anlatmıştır:

“Ne yazık ki babam beni bir kez olsun sevmedi biliyor musun? Ortaokulun ilk sınıfında iftihar kitabına geçmiştim. O büyük ciltli kitabı binbir neşe ile evimize getirdiğimde heyecandan minicik kalbim neredeyse duracakken, resmimin olduğu sayfayı açıp “ kereste tüccarı Kaya Müren oğlu Zeki Müren” yazan, altında o yuvarlak gözlüklü, lepiska saçlı saf yüzümü babam öpecek zannettim. Öpmedi… İçkiliydi… Şöyle bir baktı, normalmiş gibi davrandı ve bitmeye yüz tutan rakısını takviye için beni mahalle bakkalına yolladı. Hiç unutmam, ayağımda kırmızı takunyalarım vardı. O an “acaba okumaya devam etsem mi” diye düşündüm. Sevgi beklediğim büyük bir varlıktan, yani babamdan umduğum ilgiyi göremeyince yıkılmıştım. “Acaba bu tip olaylara her baba ilgisiz midir?” diye düşündüğümde, tüm komşu amcaları hayal ettim. Hepsi çocuklarına daha yakın, daha şefkatli ve daha sıcaktılar. İşte bu nedenle zannediyorum, Babamı hiç sevmedim.”

Sahne hayatı boyunca gerek şarkılarıyla, gerekse sahnede olduğu sırada izleyicileri ile yaptığı hoş sohbetlerle onları mutlu etse de sahne ışıkları söndüğünde yalnızca baki kalan hoş bir seda imiş…

Röportajları sırasında sık sık karşılaştığı sorulardan bir tanesi Anadolu’nun bir çok yerinde konser vermiş olmasına rağmen toplumun her kesiminden insanın onu aynı samimiyetle kucaklamış olmasıdır. O ise kendine yöneltilen bu sorulara halkın sonsuz sevgisine sığınarak :

“…Ben Anadolu’nun öz motiflerinden de bazı pasajlar alıyorum ve tatbik ediyorum. Türk motifli kostümlerim de var. Yerine göre onları giyiyorum, yerine göre daha fantezi kostümler giyiyorum. Hatta konserde giymediğim bazı kostümlerim var ki, onları da içkili gazinolarda giyiyorum. Yani helvada diyoruz halvada diyoruz naçizane efendim.”

Yaşadığı süre boyunca kimseyle evlenmemiş olan Zeki Müren söylediği şarkılarla anlatıyordu halet-i ruhiyesini:
Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar,
Yeryüzünde sizin kadar yalnızım,
Bir haykırsam belki duyulur sesim,
Ben yalnızım, ben yalnızım, yalnızım.
Kaderim bu böyle yazılmış yazım,
Hiçkimsenin aşkında yoktur gözüm,
Bir yalnızlık şarkısı çalar sazım,
Ben yalnızım, ben yalnızım, yalnızım.
Çekmediğim dert kalmadı dünyada,
Hangi gönle girdimse kaldı izim,
Taşa geçer kendime geçmez sözüm,
Ben yalnızım, ben yalnızım, yalnızım.
Kaderim bu böyle yazılmış yazım,
Hiçkimsenin aşkında yoktur gözüm,
Bir yalnızlık şarkısı çalar sazım,
Ben yalnızım, ben yalnızım, yalnızım.

Türk sanat müziğine kattığı eşsiz yorumu ve bestelerinin yanında oyunculuk da yapmştır. 1954’te “Beklenen Şarkı” adlı filmde sinema oyunculuğuna başladı. Büyük bir ticarî başarı kazanan bu filmden sonra, şarkılarının çoğunu kendisinin bestelediği 18 filmde daha oynadı. 1965’te de Arena Tiyatrosu’nca sahneye koyulan “Çay ve Sempati” adlı oyunda baş rolü oynadı.
Türk sanat müziğinde sayısız sanatçı olsa da hepimizin gönlün de bir Zeki Müren şarkısı yer etmiştir.
Eskiler hatırlanıp dostlar hatıra düştüğünde “eskimeyen dostlar “, unutulmamaya henüz yüz tutmamış aşklar için “senede bir gün” , hatrına gelinmeyen sevgiliye bir sitem ederek “unuttun beni zalim” yahut “duydum ki unutmuşsun” şarkısı çalınır kulaklarımızda…

Bugün onu anlatacak kelimeleri sersek de ulu orta bir kağıdın soluğuna, ne kalemde ki kelam ne de sanatına duyduğumuz hayranlık onu anlatırken eksik kalacaktır. Ve yine onun kendi sözleri onu anlamamıza yardımcı olacaktır.

sevgi dolu bir dünyam var dört yanımda tüm insanlar
dünya malı neye yarar dostluklarla yaşıyorum
şiirlerde romanlarda
gelmiş geçmiş zamanlarda
tamburlarda kemanlarda şarkılarla yaşıyorum
sevgilerden nakışlarla mutlu mutsuz bakışlarla
kalpten kalbe akışlarla alkışlarla yaşıyorum

ben de sevdim bir zamanlar içimde bin hatıra var
herkes hayatını yaşar anılarla yaşıyorum
ne köşklerde ne sarayda

ne dünyada ne de ayda
benim yerim çok uzakta dualarla yaşıyorum
şarkılara duygu seren çilelere göğüs geren
dertli gönüllere giren işte benim zeki müren

kimsesizlerin kimsesiziyim kimsesizim
yalnızların yalnızıyım yalnızım
dertlilerin dertlisiyim dertliyim
aşıkların aşkıyım aşıkım
ismim mesut göbek adım bahtiyar
yıllarca hep böyle bildiniz siz
mesut bahtiyardan şarkılar dinlediniz”

Ne acı ki bu kadar sanatla doldurulmuş bir ömür beklenmedik bir kalp kriziyle sonlanmıştır Sevenlerini gafil yakalayan bu ölüm, her 24 eylül de onunla anılmaktadır.

Merhaba, 2013 yılında başladığım Selçuk Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde eğitimime devam etmekteyim. Sanat, yüzyıllar öncesinden keşfedilmiş bugün ne kadri ne de kıymeti bilinmese de, ona değer verenlerin nesli tükenmekte olsa da bizim gibi sanata gönül verenler ruhumuza hala iyi geldiğine inanıyoruz. Ve biz ümidini kesmeyenler olarak geçmişimizi de geleceğimize katarak Yeni Papirüs ile karşınızdayız…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: