KARGANIN GAK DEDİĞİ YER…

 

DÜŞBAZ..

 

TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) 18 ve yukarı yaştaki 7 bin 368 bireyle yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilen Yaşam Memnuniyet Araştırması’nın bilmem kaç yılı sonuçlarına göre, ülkede bireylerin yüzde 62,1’i kendisini ‘mutlu’ hissediyormuş. Yüzde 75,2’si de geleceğe umutla bakıyormuş.
Yüzde altmış ikisi mutlu; gel de inanma! Koskoca TÜİK yalan söyleyecek değil ya!
Sonra onlar bizden daha iyi biliyor mutlu olmanın ölçülerini ve kim mutlu kimin mutsuz olduğunu!
Koca koca bilgisayarlar başında yapılan parametreler, ölçümler, saymalar, çarpmalar, bölüp üstüne çıkartmalar! Bunu bizden daha iyi bilecekler tabii ki…
Aklıma Ünal Yeter’in yıllar evvel oynadığı KUŞ adlı oyunu geldi… Ünal oyunda bir öğrenciyi canlandırır. Konuyu istatistiğe getirir ve canlandırır sahneyi…
Adamın biri bir lokantaya gider bir bütün tavuk ister. Bir başka adamda bütün tavuk yemekte olan adamın karşısına oturup bir tavuk suyu çorba ister… Ünal masanın üstüne çıkar ve şu hilkat garibesi ifadeyi açıklar. İstatistik der ki; “Bu masada kişi başına yarım tavuk düşmektedir…” İşte istatistik böylesi b..ktan bir şeydir…
Alkış kıyamet kopar…
Toplumca inanmadığımız gülüp geçtiğimiz ve hatta nerdeyse hiç okumadığımız boş muhabbet gibidir istatistik araştırmaları…
Konumuza dönersek!

Yüzde 62.1 mutluluk oranının içine benim girmediğim mutlaktır…
Çünkü:
Çocuklara uygulanan taciz ve tecavüz!

Çocuk gelinler!

Tacizi haber yapma nedeniyle haber alma ve yazma hakkı elinden alınıp tutuklanan gazeteciler!

Açlık sınırı milyon üstü yoksulluk sınırı milyon üstü milyonken!

İşsizlik rakamı nerdeyse iş sahipleriyle yarışmaktayken!

Alım gücümüz her gün dibe vururken!

Fileler bir türlü dolmazken!

Batak üstü batak icra üstü icra yakamızda; boğazımızı sıkarken!

Vergi, kesinti, ceza, faiz ve bir sürü bilumum uzantılarını yaşarken!

Memlekette kime güveneceğimiz belli olmazken!

Sayısız bombalama olayı ve bombacılar aranırken!
Paranoya silsilesi yaşarken!

Savaşın eşiğinde, mafyanın tetiğinde, karanlığın gölgesinde yaşarken!

Yüzde otuz sekizin içinde olmayı tercih ediyorum.
Jambonun ardına Latte keyfini bir kenara bırakıyorum… Gecenin üçü itibarıyla alkolün dibine ciddi anlamda vurmuş baylı bayanlı bir grubun yanından geçiyorum istiklal caddesi üzerinde…
Hanım ablam dilini kaybetmiş şekilde konuşuyor; ama abijimmm yetmişşş liralık hessssaba yüz kırkbeş lira aldılar yaaaaa…
Ya aysel tamam yaaaaa napalım bi daha gelmeyijjjz abijimmmmm…
Ama abijimmm yaaa…
İşte bu mutlu yüzdenin içindedir hanım ablam ve abijim…
Onlar ve onlar gibi ablalarım abilerim mutluluk formülünü çözmüşler
Her gece bir barda gönlüm hovarda şarkısına eşlik etmekteler…
Hava gene ayaza kesiyor… Hafiften kar serpiştiriyor sanki…
Yürüyorum soğuğa inat yakalarımı kaldırarak, bir şiir dudaklarımda;

Çocuklar inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz
Güzel günler göreceğiz güneşli günler

Hoşça kalın

1 Comment

  1. Muharrem Soyek

    10 Ekim 2016 at 14:56

    Şükreden az ile yetinip mutlu olabilir.
    Kaderci de çevresindeki insanlık dışı olayları kaderin cilvesi sayarak kendi mutluluğuna şükreder.
    Bizim toplum hem kadercilik hem de şükürcülük yarışında rekor kırmış insanlardan oluşur. En geride kalanı, gönlüyle isterken diliyle şükreder.
    Sorun şükretmek ve kadere inanmakta değil; sorun, bizde çoğu insanın hakkından vazgeçip şükre sarılması ve insanlığın iradi kusurlarını kadere bağlamasıdır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: